Reklam ajansları artık yalnızca projelerini değil, o projelerin üretildiği ofis atmosferini de sosyal medyada görünür kılarak yeni bir marka dili inşa ediyor.
Son zamanlarda ajanslar, kreatif işlerinin yanı sıra, ofis ortamlarını da sosyal medyada paylaşmaya başladı. Ofiste kahve makinesinin başında yapılan sohbetler, evcil hayvanıyla birlikte çalışanlar, öğle arası yemekleri gibi birçok şey artık kamerada. Bu yeni trend şu fikri doğuruyor: Ajanslar artık sadece yaptıkları işlerle değil, iş yapma halleriyle de görünür olmak istiyor.
Ofis kültürünü dijital bir vitrin gibi sunmak yeni değil ama bu kadar “eğleniyormuşuz gibi yapma” hali yeni. Bazı ajanslar, sosyal medya içeriklerinde klasik başarı hikâyelerinden çok; “ekibin ne kadar renkli olduğu”, “zoom sonrası neler yaşandığı” gibi detaylara odaklanıyor. Bu bir nevi, şirket içi mizahın pazarlama aracına dönüştürülmesi.
Artık yaratıcı zekâ sadece müşteriye satılan fikre değil, ajansın kendisine de uygulanıyor. Bu fikir ışığında ofisler, sosyal medya içerikleri için neredeyse bir plato gibi kullanılabiliyor. Her gün başka bir story konusu karşımıza çıkıyor: Kimin doğum günü kutlandı? Kim sabah 8.30’da gelerek kahraman ilan edildi? Kim acıkınca daha sinirli?
Ve tüm bunlar, o çalışma ortamının ne kadar olduğu gibi, eğlenceli ve samimi olduğunu düşündürerek, izleyenin “ben de burada çalışmalıyım” demesini sağlayabiliyor.
Öte yandan bu içeriklerin başrolünde artık sadece junior’lar yok. Yönetici katı da kamera karşısına geçiyor. “Patron-çalışan dans challenge”ları, “brief verirken sinirlenmeyen kreatif direktör”, “patron çalışanını ne kadar tanıyor?” denemeleri… Her şey “biz buradayız ve çok eğleniyoruz” demenin bir yolu.
Aslında bu, işveren markasının yeni nesil versiyonu. Eskiden ofisin konumu, maaş aralığı ve network imkânları ön plandayken; şimdi Instagram Reels’te ne kadar samimi göründüğünüz, potansiyel çalışanlar için ciddi bir tercih sebebi.
Artık ofis tasarımı da sosyal medyada paylaşılabilecek şekilde kurgulanıyor. Duvar rengi, ışık açısı, yemek alanı, duvarlardaki neon yazılar… Her detay sosyal medyayla uyumlu ve estetik olmalı. Çünkü biliyoruz ki bir ajansın Pinterest’e uygunluğu, sunduğu kreatif fikirler kadar değerli hale geldi.
Bu yeni trendin arkasındaki etkilerden biri ise kuşkusuz ki Z Kuşağı. Onlar için iş, sadece yapılacak bir görev değil, içerik üretilecek bir alan. Bu yüzden ajanslar da bu dili benimsiyor. Çünkü bugün iyi bir kampanya kadar, iyi bir backstage videosu da değerli.
Sonuç olarak ajanslar artık sadece yaratıcı bir iş fikri değil, bir atmosfer de sunuyor. Çünkü bugünün dünyasında işin kendisi kadar, o işin nasıl bir ortamda yapıldığı da dikkat çekiyor.