Milyarderlerin Sığınağı, gerçeğin ve düşüncenin yerini imaj ve algının aldığı dijital kapitalizm evreninin yapay zekâ, metaverse, deepfake gibi çıktılarının, o evrenin milyarder kullarının ipliğini pazara çıkarma yolunda değerlendirildiği bir hikâye.
İnsanlığın yeryüzünü mahvetmekte olduğu kaygısıyla kendine sığınak arayıp bulmuş ilk kişi belki de “Kaptan Nemo”dur. Bilim-kurgunun “atası” Jules Verne’in unutulmaz klasiği Denizler Altında Yirmi Bin Fersah’ın bu anti-kahramanı, savaşlar ve yıkımlarla kaosa giden dünyadan kaçıp bir teknoloji harikası olarak inşa ettiği Nautilus denizaltısıyla soluğu okyanus derinliklerinde alır. Arada bir su yüzünde beliren Nautilus, kötülüğe rota tutmuş donanmaları patlatmakta, onun ne olduğunu bilmeyenlerce deniz canavarı sanılmaktadır. 1870 yılında yayımlanmış roman, insanın teknoloji ile imtihanına yönelik ikircikli mesajlarla da yüklüdür. Kaptan Nemo, insanlığın teknoloji ile yarattığı yeryüzü cehenneminden, yine o teknoloji marifetiyle yaptığı denizaltıyla okyanusun sessiz, sakin, huzurlu ortamına sığınmıştır.
Romanın 1954 yılı uyarlaması sinema filminde Kaptan Nemo (James Mason) bu durumu kendisinin sırrına vakıf oldukları için misafir-mahkumluğa uğrattığı üç kişiden Prof. Arronax’a (Paul Lukas) denizaltının penceresinden okyanus altının manzarasını işaret ederek şöyle açıklar:
“İşte, görüyor musunuz? Ne kadar da huzurlu… Deniz her şeydir. Bu sonsuz doğa kaynağında istediğim gibi dolaşabilirim. Bir düşünsenize! Yüzeyde açlık ve korku var. İnsanlar hâlâ adaletsiz yasaları uyguluyor. Savaşıyorlar. Birbirlerini parçalıyorlar. Ama dalgaların birkaç metre altında onların hükümdarlıkları bitiyor, kötülükleri boğulup gidiyor. Tek gerçek bağımsızlık burada, okyanusun tabanında. Burada ben, özgürüm. Bunun gibi denizaltını yapma gücünü bir ele geçirdiklerini düşünsenize Profesör! Bunu bir canavar sanıp beni zıpkınlarla avlamaları çok daha iyi…”

Aynı teknoloji ya da artık daha doğru terminoloji ile “teknopoli” işlerliğinde dünyanın koşar adım kıyamete gittiği kaygısıyla, satın aldıkları arazilerde yıllardır harıl harıl sığınak yaptıran multi-milyarderlerin esin kaynağı ne kadar Kaptan Nemo’dur, bilinmez. Eğer öyleyse, bunun çok büyük bir haksızlık olacağını belirtmek gerekir. Çünkü Kaptan Nemo, kendisinin hiçbir dahli olmadığı, aksine (romanın akışı içinde anlaşıldığı üzere) mağduru olduğu bir felaketten kaçış içindeydi. Aralarında Bill Gates’den (Microsoft) Mark Zuckerberg’e (Meta), Jeff Bezos’dan (Amazon) Sam Altman’a (Open AI), Steve Huffman’dan (Reddit) Marvin Liao’ya (Yahoo) kadar dünyanın en gözde tekno-oligarklarının bulunduğu, daha doğrusu onların başını çektiği zenginler ise kendilerinin sorumlu olduğu bir felaketten kaçış içindeler. Ve kuvvetle muhtemel ki ne olup bittiğini “içeriden” gördükleri için böyle bu. Baksanıza, bir başka tekno-oligark, LinkedIn kurucularından Reid Hoffman’ın tahminine göre Silikon Vadisi milyarderlerinin yüzde 50’den fazlası çoktandır “kıyamet sigortası” niyetine yeraltı sığınakları yaptırmış durumda.1
Peki, bu adamların kaçtıkları ne ve nereye kaçıyorlar?.. En güzel cevabı, onların hali pür melâlini ortaya seren kitabı “Survival of the Richest” (En Zenginlerin Hayatta Kalımı) içinde medya kuramcısı Douglas Rushkoff bir metaforla vermekte. Kıyamete hazırlanmakla kafayı bozmuş zenginler zengini bu adamlar, Rushkoff’a göre, zehir saçan egzozundan kaçma isteğiyle son sürat giden bir araba arayışındalar.2 Yani, kendi varoluş pratikleri ve sebeplerine bağlı olarak ortaya çıkan sonuçtan, “kıyamet”ten kaçmaya çalışıyorlar. Oysa kıyamet onlara içkin, dolayısıyla kaçıp sığınabilecekleri bir yer yok.
Yukarıda aktarılanlardan anlaşılacağı üzere, bir kıyamet paranoyası içinde ve ondan kaçış derdinde sığınak arayışına girmiş zenginlerin haberleri yıllardır gayet verimli bir reyting malzemesi de olarak gündemden düşmüyor. Elbette sadece piramidin en tepesindekiler değil, aralarında Tom Cruise, Kim Kardashian, NBA yıldızı Shaquille O’Neal gibi ünlülerin bulunduğu daha alt segment zenginler de aynı kıyamet hezeyanı içinde sığınak yaptırmış ve yaptırmaktalar. Sözün özü, nükleer savaş riskinden yapay zekânın kontrolden çıkma ihtimaline; yeni pandemiler endişesinden iklim krizinin daha yakıcı etkilerine maruz kalma korkusuna kadar bir dizi itkiyle, dünyanın yüzde 1’lik kaymak tabakası, kendilerini ve servetlerini güvenceye alma yolunda yeraltı sığınaklarına milyonlar harcıyor.
Tabii “sığınak” deyip geçmemek gerek. Söz konusu olan, herhangi bir tehlike anında hepimizin karga-tulumba doluşacağı türden dehlizler değil. Sığınak dedikleri, yer üstünde hayatlarını nasıl sürdürüyorlarsa aynı konforu, keyfi, zevkusefayı onlara yerin yüzlerce metre altında sunan ultra-lüks yaşam alanları. Kuşkusuz bu “iş”i yapmaya soyunmuş şirketlerden de geçilmiyor ortalıkta. Bu “sığınak şirketleri” rakamlarını on milyonlarca dolardan başlatıp “tesis”e (yüzme havuzları, spor salonları, barlar, saunalar, masaj odaları, vd.) eklenebileceklere bağlı olarak yükseltiyorlar. Yaptıklarının yeraltında bir “cruise” inşa etmek olduğunu söylemekten de geri kalmıyorlar.3

Milyarderleri sığınak çılgınlığına yönelten, beraberinde yeni bir endüstri de yaratan bu paranoyak ruh halini beslemiş (1998 yapımı “Deep Impact” vb.) kurgular olduğu gibi bu “ruhsal keyfiyet”ten beslenen yapımlar da tabii ki beklenmedik değil. Şu an gösterimde olan ve “La Casa de Papel”in yaratıcısı Álex Pina’nın yer yer bu başyapıtını da çağrıştıran yeni çalışması, Milyarderlerin Sığınağı (El Refugio Atómico) tam böyle bir dizi…
Dünyadaki yıkımların ve geleceğe yönelik kaygıların baş müsebbibi bir ekonomi-politik sistemden en çok pay alanların, kitleler zaten halihazırda perişan bir yaşam sürerken kıyamet paranoyası içinde fellik fellik sığınacak yer aramalarında “satirik” bir yan da yok mu, elbette var. İşte Milyarderlerin Sığınağı, böylesi bir satir temelinde şekillenen (yaratıcısının önceki yapıtı “La Casa de Papel” gibi) bir “kapitalizm taşlaması”. Seyrimizde, yetimliğin ve yoksulluğun kör memelerini emzirerek büyümüş, hayatta kalmak için “okumak”tan başka çaresi olmamış, böylece çırpına-yırtına bir yerlere gelmiş iki kardeş var: Mimar ve büyük yapılar üzerine uzman inşaat mühendisi abla Minerva (Miren Ibarguren) ve onun üç diplomalı; fizikçi, matematikçi ve sistem mühendisi erkek kardeşi Ziro (Álex Villazán). Birbirinden başka tutunacak dalı olmayan bu ikili, ne kadar akıllı-becerikli-çalışkan olurlarsa olsunlar, onların emeğiyle servetlerine servet katan sermayedarlarınkiyle kıyaslandığında kazançlarının cim karnında nokta bile olmadığını anlayınca müthiş teknolojik incelikle kotarılmış bir soygun planını uygulamaya koyarlar. Kendilerine katılanlarla birlikte o servet sahiplerini en zayıf noktalarından, kıyamet paranoyalarından vuracaklardır. Zaten kıyamet alametleri her yerdedir: ABD, Çin, Tayvan, Rusya, AB, Ukrayna, İsrail, vd.
Böylece, bir “Üçüncü Dünya Savaşı koptu kopacak!” paniği içinde ayartılan İspanya’nın en zengin aileleri, “Kimera Yeraltı Parkı”na çekilirler. Kimera, Kaptan Nemo’nun Nautilus’unu çağrıştırmakla birlikte onu solda sıfır bırakacak bir teknoloji harikasıdır ve ortada “Zenginler Harikalar Diyarında” denilebilecek bir tablo vardır. Gel gelelim bu, yine teknoloji mamulü bir sanal/simülatif diyardır. Beyaz yakalı orta-sınıf (“küçük burjuva”) iki dahi kardeş, “yüksek burjuvazi” ile oynamanın yolunu bulmuş, deyiş yerindeyse, “zenginin kıyamet korkusu, züğürdün ziyafet yortusu” olmuştur. Bir gölün dibinde 300 metre derinde inşa edilmiş sığınağın üstünde yeryüzünde hayat devam ederken, kıyamet simülasyonuna uğratılmış milyarder ailelerin yolunacak kaz haline getirildiği soygun planı tıkır tıkır hedefe yol almaktadır.
Sonuç olarak Milyarderlerin Sığınağı, gerçeğin ve düşüncenin yerini imaj ve algının aldığı dijital kapitalizm evreninin yapay zekâ, metaverse, deepfake, artırılmış gerçeklik gibi siberteknolojik çıktılarının, o evrenin milyarder kullarının ipliğini pazara çıkarma yolunda değerlendirildiği, satir-gerilim karışımı bir hikâye. Bu arada, “dışarısı kıyamet” yanılsamasına uğratılmış, “para ile akraba” servet düşkünlerinin hayatında ne arkadaşlığın ne aşkın ne evliliğin ne ailenin ne de ebeveynliğin bir nebze anlam, değer ve gerçekliğinin kalmadığı, kıyametin esas orada “içeride” koptuğu da ifşa ediliyor. Kıssadan hisse de galiba şu: Kan ter içinde korkuyla kaçtığın ama aslında (arabanın egzozu gibi) senin eserin ve hep peşinde olan kıyametten kurtuluş yok da ondan beteri, bir kıyamet var sende senden içeri!..
1 – E. Osnos. “Doomsday Prep for the Super-Rich”. The New Yorker. 22 Ocak 2017. newyorker.com.
2 – D. Rushkoff. “The super-rich ‘preppers’ planning to save themselves from the apocalypse”. The Guardian. 4 Eylül 2022. theguardian.com.
3 – A. Hughes. “Here are the new Luxury (and very weird) doomsday bunkers built by billionaires”. BBC Science Focus. 17 Temmuz 2024. sciencefocus.com.