Dünyanın dört bir yanında, yaratıcı sektörlerde yapay zekâ kullanımı artarken, akıllara tek bir soru düşüyor: Yapay zekâ ile üretilen bir işin telifi kime ait? Lider ülkelerden gelen emsal kararlar, yaratıcılığın tanımını değiştirebilir.
BURÇAK ÜNSAL
Avukat, New York ve İstanbul Baroları
Tüm endüstri süreçlerinin vazgeçilmez bir aracı haline gelen yapay zekâ tarafından ortaya çıkarılan veya çıkarılmasında en büyük rolün üstlenildiği içeriklerin hukuken bir eser sayılıp sayılmayacağı ve eğer bunlar bir eser sayılacaksa kimin lehine telif koruması sağlayacağı her zaman merak konusu olmuştur. Aynı şekilde yapay zekâyla ve bu teknoloji süreçlerinin kullanımıyla oluşturulan bir içeriğin kısmen veya tamamen bir başkası tarafından da kullanılmasının geleneksel anlamda telif ihlali teşkil eden bir eser hırsızlığı olup olmayacağı da önemli bir soru olarak gündemi meşgul etmeye devam ediyor.
Hukuk buna dünyanın her yerinde bugüne kadar tutarlı bir cevap vermiş olsa da yapay zekâ teknolojisi, geldiği yer itibarı ile artık daha detaylı, daha kapsamlı ve bazen de farklı cevaplar arıyor.
Artık yapay zekâ ile içinde ne bir aktörün ne bir müzik yapımcısının, ne bir yönetmenin ne de bir senaristin olduğu reklam filmleri çekilebiliyoruz. Ve bu, reklam ajanslarının geleneksel sözleşmelerini ve iş yapış biçimlerini tehdit eder hale geliyor. Aynı durum, bilgisayar oyunları, sinema filmleri, müzik sektörü ve fikri, sanatsal içeriğin olduğu her sektör için geçerli hale geldi.
Sanatsal ve fikirsel olarak ortaya bir eser çıktığında bu eser, sahibinin kişisel özelliklerini taşıyorsa, yani belli derecede otantik ise hukuki korumadan faydalanır. Yapay zekâ kullanılarak üretilen “sanatsal” ve “fikirsel” eserlerin hukuki olarak ele alınmasında ana akım, yapay zekâyı eser sahibinin kullandığı bir araç olarak görmek ve yapay zekâ kullanılarak da olsa ortaya çıkan eserin ancak bir insan lehine telif hakkıyla korunmasına izin vermek şeklinde olmuştur.
ABD Federal Telif Ofisi, hiçbir insan girdisi olmayan ve tamamen yapay zekâ ile üretilen içeriklerin telif ile korunabilme hakkına sahip olamayacağını ifade etmiş ve bu yaklaşım ABD Federal Temyiz Mahkemeleri tarafından DABUS isminde bir yapay zekâ platformu tarafından yaratılan içeriklerin, hatta bir maymun tarafından çekilen fotoğrafların yaratılış sürecinde hiçbir insan girdisi olmaması sebebiyle reddetmesiyle onaylanmıştır.
Bu durum ABD’de aynen böyle devam ediyor olsa da, Birleşik Krallık’ta ve Avrupa’da başlayan yeni değerlendirmeler bu ana akıma çok sınırlı da olsa bazı istisnalar getirmeye başladı. Birleşik Krallık’ta Telif, Tasarım ve Patent Kanunu’nunda getirilen bir değişiklikle “bilgisayar tarafından oluşturulmuş içerik” kavramını ve bunun olabilmesi için gerekli “ayarlamaları” yapanın telif lehdarı olabilmesi sağlandı. Bu yapıda, “eserin yaratıcısı” kavramı insandan, bilgisayara resmen geçiyor ve insan ancak bu sürecin oluşabilmesi için gerekli ayarlamaları yapan rolde bırakılıyor. Yine de yakından incelendiğinde bu istisnalar telif lehdarının ancak bir insan olabileceği fikrinden ayrılamıyor zira en sonunda normal telif koruması süresinden daha kısa bir süreyle, elli yıllık telif korumasının lehdarı yine sözkonusu altyapıyı kuran, bu makine yaratım sürecini “ayarlayan” gerçek kişi olabiliyor.
Avrupa Birliği seviyesinde ve üye ülkeler bakımından telif hakkına sahip olabilmek için bir insanın yaratıcı katkısının hâlâ şart olduğunu görüyoruz. Çin ise yapay zekâ teknolojilerinin geliştirmekte lider bir ülke olduğu kadar bu konunun hukukunun gelişiminde de lider olduğunu ortaya koyuyor. Kasım 2023’te ve bu yılın mart ayında Çin’de verilen iki mahkeme kararı; insan tarafından verilen prompt’lar, yönlendirmeler, tercihler, editing ve sonucu rafine etmek için yapılan müdahalelerin, yapay zekâ platformları ve araçları kullanılarak ortaya çıkarılan içeriklerin eser olarak değerlendirilmesine ve bunların ortaya çıkmasını sağlayanların lehine telif korumasına hükmetti.
Yapay zekâ teknolojisinde ABD, AB ve Çin ile birlikte öne çıkan diğer iki ülke olan Japonya ve Güney Kore’de henüz insan yönlendirmesini yeterli görerek yapay zekâ ürünü bir içeriği eser sayan mevzuat veya içtihat ortaya çıkmadı. Fakat bu konuda politika çalışmaları ve taslaklar üzerinde çalışmalar yapılıyor ve genel eğilim esaslı bir insan yönlendirmesi bulunması halinde yapay zekâ ile ortaya çıkarılan bir içeriğin eser olarak kabul edilebilmesi yönünde.
Sözümüzün başındaki sorulara dönecek olursak, bugün senaristi ayrı, aktörü ayrı, müzik yapımcısı ayrı, yönetmeni ayrı olan sinema veya reklam filmlerinin yerini tek bir insanın prompt’larıyla, yönlendirmeleriyle, editing ve rafinasyonuyla son haline getirilmiş gerçek insandan ayırt edilemeyecek dijital karakterler, müzikler, ortamlar ve senaryo ile bezeli yapay zekâ yapımlar alıyor olabilir. Nasıl ki fikri ve sanatsal yaratıcı süreçler yapay zekâ ile bu şekilde dönüşmekteyse, hukuk da artık bunlardaki insan katkısını yaratıcı sürecin önemli bir parçası olarak görerek, ortaya çıkan içeriği eser olarak tanımak ve bu eser ile yaratıcısına (!) gerekli telif korumasını sağlamak üzere dönüşüyor.