Yapay zekâ çöplüğünden sıyrılan yapay zekâ işleri

Kreatiflere yapay zekâ çöplüğünde gerçekten dikkatlerini çeken işleri sorduk…

Her gün onlarca yapay zekâ üretimi içerik akıp geçiyor önümüzden. Kimi tek bir bakışta unutulup gidiyor kimi ise aradan sıyrılıp bir fikrin ya da bir duygunun taşıyıcısı olarak zihnimize kazınabiliyor.

Kreatiflere sorduk: Bu yapay zekâ çöplüğünde gerçekten dikkatimizi çeken, bizi durdurup düşündüren işler hangileri?

“Bu projeyle teknoloji düşünmeye sevk eden bir nesne hâline geliyor”

Özge Güven – Görsel İletişim Tasarımcısı ve Sanat Yönetmeni

“The Hot Air Factory” projesi

Oio adlı Londra merkezli yaratıcı stüdyo tarafından geliştirilen minyatür bir AI (yapay zekâ) bilgisayarı. Ancak bu, sıradan bir teknoloji ürünü değil; gizli enerji tüketimini somutlaştırmayı amaçlayan bir nesne.

The Hot Air Factory, bulut sunucular yerine evinizde çalışan küçük bir AI kutusu. Her “prompt” (soru veya komut) verdiğinizde ne kadar enerji harcandığını ölçüyor ve bunu insanın anlayacağı günlük karşılaştırmalarla (örneğin bir fincan çay ya da 5 dakika Netflix izlemek kadar) ifade ediyor.

Üstteki minik rüzgâr gülü (pinwheel), AI iş yaparken çıkan sıcak havayla dönerek bu enerjiyi görselleştiriyor. Bu fiziksel tepki, enerjiyi “soyut bir kavram” olmaktan çıkarıp görsel ve deneyimsel hâle getiriyor ve AI hesaplamaları buluta bağlanmadan yapıyor.

Projeyi beğenmemin en önemli nedeni, günlük hayatta kullandığımız AI teknolojisinin ve onun enerji etkisinin görünür hâle gelmesi. Bu ürün, gizli enerji maliyetlerini somutlaştırarak “bilinmeyeni” basit ve eğlenceli bir deneyime dönüştürüyor. The Hot Air Factory, hem estetik olarak doğru referanslarla çözülmüş hem de kavramsal olarak güçlü. Dışarıdan bakınca güzel, dekoratif bir nesne gibi görünüyor fakat arkasında enerji, sürdürülebilirlik ve teknoloji politikası gibi ciddi bir tartışma var. Proje aracılığıyla teknoloji sadece fonksiyonel değil, düşünmeye sevk eden bir nesne hâline geliyor.

“Modem – Dream Recorder” Projesi

Dream Recorder, Hollandalı tasarım stüdyosu Modem Works tarafından geliştirilen yapay zekâ destekli bir “rüya görselleştirme cihazı”. Bu nesne, gece uyurken gördüğün rüyaları, uyandıktan kısa süre sonra anlatarak AI ile görsel hâle getirmeni sağlıyor ama “mantıksız, düşsel” bir tarzda. Yani rüya gibi… Şöyle çalışıyor: Uyanınca rüyanı sesli olarak anlatıyorsun.

Cihaz bunu ses tanıma ile alıyor ve AI’a gönderiyor. AI, rüyayı ultra-düşük çözünürlüklü, çarpık, sürreal görsellere dönüştürüyor. Amaç gerçekçi değil; rüyanın “düşsel, mantıksız karakterini” yansıtmak. Görseller, kullanıcı tarafından seçilebilecek bir estetik tarzda üretiliyor. Cihaz “ambient computing” fikrinden ilham alarak, odada arka planda var olan huzurlu bir obje gibi tasarlanmış.

Projeyi beğenmemin en önemli nedeni, rüyaların anlamsız, parçalı ve mantıksız doğasının, generatif AI’ın çalışma biçimiyle doğal bir uyum içinde olması. Çünkü AI zaten “tahmin ederek”, mantıksız ancak sembolik görseller üretir. Bu, rüyaların karakteriyle paralel. Hyper-real bir görselleştirme yerine lo-fi, bulanık ve atmosferik bir stil tercih edilmesi, projenin ana fikrini vurguluyor. Rüyalar HD değildir; daha çok hatıra gibi bulanıktır. Dream Recorder, rüyaları AI ile görsele dönüştüren bir cihaz konsepti. Bu projeyi, rüya bilincinin niteliği ile AI’ın üretimsel doğası arasındaki yaratıcı eşleşme, oyuncu estetik yaklaşım ve tasarımının insancıl kullanıcı deneyimiyle ilişkilenmesi sebebiyle anlamlı buluyorum.

“Asıl yaratıcılık edit’te, niyette ve vazgeçilenlerde”

Pemra Açıktan – Rabarba Kreatif Partner

Holly Herndon & Mat Dryhurst – The Call

Londra Serpentine’de geçen sene sergilenen Holly Herndon ve Mat Dryhurst’un The Call isimli eserlerinde, farklı korolardan kaydettikleri insan sesleriyle bir yapay zekâ eğitiyor ve bu süreci insanların katkısının ve söz hakkının korunduğu ortak bir sanatsal üretime dönüştürüyor.

Kreatif olarak bu işin farkı, yapay zekâyı tek başına üreten bir araç gibi kullanmak yerine, insanların birlikte ürettiği bir sürecin parçası hâline getirmesi. Benim için bu işi özel kılan, AI’ın yaratıcı süreçte daha adil, daha şeffaf ve birlikte üretmeye dayalı bir modele dönüşebileceğini göstermesi. The Call, verinin arkasındaki insanı görünür kılarak, yapay zekâ ile daha insani ve yaratıcı bir ilişki kurmayı öneriyor.

Sofia Crespo’nun eserleri

Sofia Crespo, yapay zekâ, doğa ve biyoloji arasındaki ilişkiyi araştıran bir dijital sanatçı. Yapay zekâyı bir üretim aracı olmanın ötesinde, doğayı öğrenen ve yeniden hayal eden bir görsel sistem olarak kullanıyor. Doğadan geniş görsel arşivler toplayarak bu verilerle yapay zekâyı besler, eğitir. Yapay zekâ, bu görüntülerdeki dokuları, renkleri ve biçimsel örüntüleri öğrenir ve bunları kendi algoritmik mantığıyla yeniden birleştirerek gerçekte var olmayan fakat doğaya referans veren formlar üretir.

Crespo veriyi ve fikri belirler; yapay zekâ ise öğrenerek görüntüleri üretir. Sonuçta insan sezgisi ile makine öğreniminin ortaklaşa şekillendirdiği işler ortaya çıkar. Görseller ilk bakışta doğaya aitmiş gibi görünür. Ancak dikkatle bakıldığında var olmayan, rahatsız edici derecede “fazla mükemmel” ya da “yanlış” bir yapıya sahiptir.

Hem bilimsel hem şiirsel bir dili olan Crespo’nun imajları beni hep çok içine çekiyor ve etkiliyor. Bende güçlü bir merak uyandırıyor ve rahatsızlık veriyor. Sevdiğim kısmı da bu sanırım.

YACHT – Chain Tripping kaydı

YACHT (Young Americans Challenging High Technology) teknolojiyle ilişkisini müziğinin merkezine koyan deneysel bir indie rock grubu. İnsan makine işbirliğini sorgulayan yaklaşımıyla tanıyor.

Chain Tripping adlı albümlerinde yapay zekâyı aktif bir yaratıcı ortak olarak kullandılar. Son 17 yılda ürettikleri 82 şarkıyı, şarkı sözlerini ve melodileri analiz eden yapay zekâ sistemlerine yüklediler. Bu sistemler, grubun geçmiş üretimlerinden ve müzikal etkilerinden öğrenerek yeni şarkılar üretti. Algoritma; YACHT’ın kendi arşivi, sevdikleri müzisyenler ve büyürken dinledikleri müziklerden derlenen milyonlarca kelimeyle eğitildi. Amaç, yapay zekânın grubun estetik dünyasını öğrenmesini sağlamaktı.

Bunun, kendilerini de daha iyi anlamak için çok ilginç bir fırsat sunduğunu hissettiklerini söylüyorlar.

YACHT, süreç boyunca katı kurallar koydu. Yapay zekânın ürettiği sözlere ve melodilere ekleme yapmadılar; yalnızca çıkardılar. Grup için bu proje, teknolojinin insan yaratıcılığını nasıl yansıttığını ve dönüştürdüğünü anlamaya yönelik sanatsal bir deneydi. Albüm hiç fena değil. Dinleyin:

Bu işler AI’ın yeteneğini değil, insanın neyi seçtiğini gösterdiği için güçlü. Asıl yaratıcılık prompt’ta değil; edit’te, niyette ve vazgeçilenlerde.

AI’da ‘slop’ döneminden ‘craft’ dönemine geçiş

Kaan Ertüz – Kala Film, Kreatif Prodüktör

Son dönemde hızla artan AI üretimlerine baktığımda, beni asıl heyecanlandıran şey artık teknolojinin ne yapabildiği değil; yaratıcının o teknolojiye ne yaptırdığı. İnterneti istila eden “slop” (ruhsuz içerik yığını) arasından sıyrılan işlerin ortak özelliği, arkasında çok net bir yaratıcı fikir ve zanaat (craft) kaygısı barındırması.

Yapay zekâyı bir otomasyon aracı değil, bilinçli bir yaratıcı enstrüman olarak konumlandıran, benim için bu dönemin en heyecan verici işlerini kısaca sıraladım:

Duyguların gerçekliği: Lily (Zoubeir Jlassi)

Zoubeir Jlassi’nin bir milyon dolar ödüllü Lily filmi, yapay zekâyı teknik bir üretim aracı olmaktan çıkarıp derin insani duyguları işleyen güçlü bir sinematik anlatıya dönüştürdüğü için beni çok etkiledi. Atmosfer ve karakter tutarlılığı sayesinde film, AI içeriklerinde sıkça eleştirilen ruhsuzluk sorununu aşarak izleyiciyle gerçek bir duygusal bağ kuruyor. Lily, teknolojinin yönetmen vizyonuna hizmet ettiği bu hibrit yapısıyla hikâye anlatıcılığının geleceği için yeni bir standart çünkü burada gerçeklik karakterlerin anatomisinde değil, duyguların sahiciliğinde gizli.

Bir “kültürel sıcaklık” olarak AI: Tolga Suna

Türkiye’den en sevdiğim örneklerden biri Tolga Suna’nın çalışmaları. Türk dizi ve film tarihinin unutulmaz anlarını Studio Ghibli estetiğiyle yeniden yorumlaması sadece bir görselleştirme başarısı değil; yerel kültürel kodlarımızla masalsı bir Japon anime evreni arasında kurulan o tatlı, ironik uyum. Tolga, yapay zekâyı toplumsal nostaljimizi tetikleyen bir kültürel tercüman gibi konumlandırıyor. Yapay zekânın soğukluğunu, doğru sahne seçimleriyle kırarak izleyiciyle çok samimi bir bağ kurmayı başarıyor.

Geleceğin yeni lüksü: AI-Free – Equinox

Yaratıcılık bazen AI’ı nerede konumlandıracağınızı bilmektir. Equinox’un “Question Everything But Yourself” işi tam da bu noktada radarıma girdi. Bu kampanya bana şunu söylüyor: Gelecekte yapay zekâsızlık (AI-Free) bir lüks ve statü göstergesi olacak; “Yapay Zekâ Destekli” olmak ise standart bir emtiaya (commodity) dönüşecek. Teknolojinin bu kadar domine ettiği bir çağda, insan performansını ve özgünlüğünü yücelten bu içgörü gayet güçlü. Filmi de AI ile yapılmış güzel bir anti-AI filmi…

En heyecan verici gelişme ise rastgeleliğe son vermesi: Higgsfield.ai Cinema Studio

Sektörde beni en çok düşündüren teknoloji Higgsfield.ai’ın Cinema Studio’su oldu. Bu platform aslında “rastgele video üretimi” devrinin kapandığını haber veriyor. Kullanıcının tıpkı bir film yönetmeni gibi her detayı kontrol edebildiği; ARRI Alexa veya Sony gibi kamera sensörlerini, Cooke veya Zeiss gibi lensleri seçebildiği profesyonel bir stüdyo disiplininden bahsediyoruz. Karakter ve ışık tutarlılığını bozmadan karmaşık kamera hareketlerini (pan, tilt, dolly) yönetebilmek, yaratıcılığın algoritma piyangosundan kurtulup yeniden yönetmenin eline geçmesi demek. (Not: Killing 2.6 motion control gibi teknolojilerle de bizi çok daha değişik bir dünya bekliyor )

Listelerindeki hayaletler: Xania Monet & Sienna Rose

Kasım ayında Billboard Top 30’a giren ve bir albüm anlaşması imzalayan ilk AI sanatçı olan Xania Monet’ten sonra Müzik endüstrisi şu an gizemli bazı yükselişleri konuşuyor. Spotify’da milyonlarca dinlenen ama gerçek dünyada hiçbir ayak izi olmayan Sienna Rose da bunun diğer bir örneği. Rose’un tamamen AI tarafından üretilmiş bir persona olduğu iddiaları ve Selena Gomez gibi isimlerin onun şarkılarını paylaşması bu tartışmayı küresel boyuta taşıdı. Birkaç ayda 40’tan fazla şarkı yayınlaması, insan yaratıcılığının sınırlarını zorlayan yeni bir hız standardı getiriyor.

Müzikteki bu dönüşümün en çarpıcı verisi Deezer ve Ipsos’tan geldi. Araştırmaya (Deezer & Ipsos Araştırması) göre dinleyicilerin yüzde 97’si artık AI müzisyenle gerçek müzisyen arasındaki farkı anlayamayacak düzeye gelmiş durumda. Bu veri, yaratıcılığın ve icranın tanımının dijital dünyada ne kadar hızlı evrildiğinin en somut kanıtı.

Duygusal bir problemim çözümü olarak AI: Google – Mr. Fuzzy

Bu reklam filmini bu kadar sevmemin sebebi, yapay zekânın sadece teknik bir veri işleyici değil, duygusal bir yol arkadaşı olarak kurgulanması. Uçakta oyuncağını unutan bir çocuğun üzüntüsünü, Gemini ve Veo araçlarını kullanarak saniyeler içinde büyüleyici bir maceraya dönüştürmek çok sıcak ve ürünü odağa koyan bir fikir. Gerçek dünyadan bir fotoğraf karesinin; oyuncağı bir astronota, snowboard’cuya veya yoga yapan bir gezgine dönüştürmesi, teknolojinin hayal gücümüzü nasıl esnetebileceğini kanıtlıyor.

“Yolun her aşamasında yaratıcı ortak olarak yanımızdaydı”

Emre Süvari - Ogilvy4129, Chief Digital Officer
Emre Süvari – Ogilvy4129, Chief Digital Officer

Şişecam – Poetry of the Factory

Proje, cam üretim süreçlerini anlatan bir dizi içerikten oluşuyor. Ancak klasik “fabrika tanıtım filmi” formatından bilinçli bir şekilde uzaklaşmayı hedefledik. Her üretim aşaması için farklı bir müzikal tür ve anlatı dili geliştirdik: Şişenin formunu kazandığı üç aşaması için vals, hammaddelerin hangimiz daha önemliyiz yarışı için bir rap battle, banttan istifleme alanına taşınırken kendini taşıyan robota aşkını ilan eden camın çelik ile düeti, fabrikadan ayrılma zamanı gelmiş cam levhalar için folk bir şarkı…

“AI generated işler” denildiğinde aklımıza ilk olarak tasarım, fotoğraf ya da hareketli görüntülerin, yani görsel işlerin gelmesine alışığız. Halbuki burada AI görsel üretim aracı olarak değil, işitsel bir üretim aracı olarak kullanıldı. Ayrıca yolun her aşamasında yaratıcı ortak olarak yanımızdaydı, özellikle şarkı sözleri, anlatı metinleri ve tonal kararların şekillenmesinde.

Beni bu projede etkileyen şey, AI’ın B2B ve endüstriyel iletişim gibi genellikle sıkıcı kabul edilen alanlarda ne kadar dönüştürücü olabileceğini görmek oldu. Fabrika görüntüleri, kurumsal ses ve stok müzik formülünün dışına çıkıp, üretim süreçlerinde var olduğunu bildiğimiz şiiri bizi hemen anlayıp ortaya çıkarması ve somutlaştırması gerçekten çok etkileyiciydi.


<

(Instagram profillerinde serinin tüm filmlerine ulaşılabilir.)

“Yalnızca ‘cool’ bir teknoloji gösterisi değil”

Can Akalın - Pixiu Agency, Kurucu Ortak
Can Akalın – Pixiu Agency, Kurucu Ortak

Nike -Never Done Evolving w/ Serena Williams

Öncelikle projenin 2023 yılında yapıldığının altını çizmek isterim. Sürekli gelişen, değişen yapay zekâ araçlarını göz önünde bulundurursak dönemine göre görsel kalitesi ve gerçekliğe yakınlığı fikri güçlendiriyor, şaşkınlığımızı artırıyor.

AKQA (Melbourne, Portland, São Paulo) imzası taşıyan bu iş, Nike’ın yıllardır inşa ettiği “asla pes etmeme/sadece yapma” yaklaşımını yapay zekâ desteğiyle adeta somut bir kanıta dönüştürüyor. 1999’daki Serena ile 2017’deki Serena’yı aynı kortta karşı karşıya getirmek, yalnızca “cool” bir teknoloji gösterisi değil; “Never Done” mesajını dramatik, anlaşılır ve gözle görülür hale getiren net bir yaratıcı karar. Yapay zekâ burada içerik üretmek için değil, markanın vaadini ispatlayacak bir anlatı kurgusunu mümkün kılmak için devreye giriyor.

Bonus: Sosyal medyada her gün karşımıza çıkan ve bir şekilde hepimizin ekranlarına misafir olan yapay zekâ içerikleri; sokak röportajları, deepfake videolar, cover şarkılar vb. kullanıcı yaratımları birçok projeden daha ilham verici. Çünkü bize tüketiciyle bağ kurmanın, onların beğenilerine dokunmanın hem ne kadar kolay hem de ne kadar zor olduğunu gösteriyor.

Knorr Çabuk

Knorr Çabuk için geçtiğimiz aylarda AI film hazırladık. Bu filmi diğer AI asset’lerden ayıran şey, filmin içerisindeki tüm karakterlerin gerçek cast’ler olmasıydı. Bu insanları fotoğraf çekimi ile yapay zekâya tanıttık ve filmde istediğimiz gibi kullandık. Tüm filmi üç kareden hazırladık.

‘Medya erişimindeki eşitsizliği azaltan bir dağıtım ve adalet aracı’

Tuğbay Bilbay - Yaratıcı Danışman ve Öğretim Görevlisi
Tuğbay Bilbay – Yaratıcı Danışman ve Öğretim Görevlisi

Ogilvy/ Cadbury – Shah Rukh Khan My Ad

Ogilvy/ Cadbury – Shah Rukh Khan My Ad kampanyası ilk iyi işlerden olmasına rağmen hâlâ benim için en iyi örnek. Bollywood yıldızı Shah Rukh Khan’ın yer aldığı tek bir ana film, yapay zekâ sayesinde binlerce farklı versiyona dönüştürüldü; Hindistan’daki küçük esnaf kendi dükkân adını ve lokasyonunu girerek “Shah Rukh Khan benim dükkânımı öneriyor” hissi veren kişisel reklamlar üretti. Bu işin bence en büyük önemi, AI’ı görsel bir şov unsuru olarak değil, medya erişimindeki eşitsizliği azaltan bir dağıtım ve adalet aracı olarak kullanmasında yatıyor. AI fikrin daha çok yapım tarafında ve daha önce hiç olmayan bir gücü yaratıcılara veriyor. AI böyle kullanıldığında daha etkili, yoksa hâlâ senaryoları kötü yazıyor, sloganları ortalama, sürprizsiz ve sihirden uzak. İnsan ve AI işbirliği ise yeni yaratıcılığın temel formülü. Eskiden çok zaman alan ve para harcayan işçiliği AI yapınca iyi yaratıcılar yine en güzel işleri üretecek. AI yaratıcı alanda en büyük yardımcımız olabilir. Bilimde yapabildiklerine bizim tarafta sadece yine çok parlak insan aklı ile birlikte yaklaşabilir.

Stopper…

Setenay Özcan Yıldırım - Happy People Project, Kreatif Direktör
Setenay Özcan Yıldırım – ogilvy4129, ECD

Hami Özkan imzalı Gazapizm Aborjin klibi, son zamanlarda AI ile yapılmış en beğendiğim işlerden biri. Stopper, kışkırtıcı ama aynı zamanda komik, sonuna kadar izletiyor ve craft’ı da jilet gibi… E, daha ne olsun?