Trump’ın Grönland ısrarının arkasındaki asıl güç ne?

Trump’ın Grönland’ı ABD’ye katma hayali, yalnızca jeopolitik bir hamle değil, Silikon Vadisi milyarderlerinin devletsiz bir teknoloji ütopyası arayışının da yansıması.

Donald Trump’ın, Danimarka Krallığı’na bağlı özerk bir bölge olan Grönland’ı ABD’ye katma isteği ilk bakışta siyasi bir adım gibi görünebilir. Ancak stratejik ve ekonomik nedenler bu ısrarın arkasında daha büyük bir tablo olduğunu gösteriyor. Dünyanın en büyük adası olan Grönland; Arktik’te askeri üstünlük sağlamak, Rusya ve Çin’le rekabet edecek yeni ticaret rotaları açmak ve zengin doğal kaynaklara erişmek açısından kritik bir konumda bulunuyor.

Petrol, demir cevheri ve nadir toprak elementleri gibi stratejik hammaddelerle dolu olan ada, Trump’ın genişlemeci söylemi için ideal bir hedef. Ancak mesele yalnızca Trump’ın “Amerikan imparatorluğu” hayaliyle sınırlı değil.

Silikon Vadisi milyarderlerinin sessiz hayali

Trump’ın en güçlü destekçileri arasında yer alan ve 2024’te Beyaz Saray’a dönüşü için yüz milyonlarca dolar harcayan Silikon Vadisi milyarderleri, Grönland’a bambaşka bir gözle bakıyor. Onlar için ada, regülasyondan ve vergiden arındırılmış, devlet denetiminin olmadığı “özgür” bir teknoloji kolonisi kurmak adına eşsiz bir fırsat.

Yıllardır libertaryen teknoloji elitlerinin hayalini kurduğu bu model; yapay zekâ deneyleri, kripto para temelli ekonomiler, sınırsız endüstriyel faaliyetler ve hatta başka gezegenlerde yaşam simülasyonları gibi projeleri kapsıyor. Greenland, bu çevreler için “kuralsız bir oyun alanı” anlamına geliyor.

Peter Thiel ve devlet dışı toplum arayışı

Bu fikirlerin en erken savunucularından biri, Trump’ın önde gelen destekçilerinden Peter Thiel. Thiel, 2008’de yapay ada devletleri kurmayı hedefleyen Seasteading Institute’un kurucu yatırımcıları arasında yer aldı. Thiel’e göre asıl hedef, “siyasetten kaçış” ve sıfırdan, tamamen özgür bir toplum inşa etmekti. Ancak yapay adaların maliyeti ve lojistik zorlukları bu hayali rafa kaldırdı. Bunun yerine gözler, hâlihazırda var olan ama seyrek nüfuslu topraklara çevrildi. Greenland bu noktada ideal bir aday hâline geldi.

Başarısız ütopyalar ve yeni adres: Grönland

Akon City, Liberland ve benzeri kripto-ütopya projeleri ya çöktü ya da kâğıt üzerinde kaldı. Honduras’taki Próspera gibi örnekler ise ulusal egemenlik sorunlarıyla boğuşuyor. Tüm bu deneyimler, teknoloji elitlerine tek bir ders verdi: Gerçekten kontrol edilebilecek bir alan gerekiyor.

Kuzey Amerika ile Avrupa arasında stratejik bir köprü olan Grönland, eriyen buzullar sayesinde geleceğin ticaret yollarının merkezinde yer alıyor. Aynı zamanda Çin ve Rusya’ya erişim açısından da kritik bir konum sunuyor.

Yeni nesil teknoloji şehirleri

Bu vizyonun en radikal temsilcilerinden biri olan Praxis, Greenland’i açıkça hedefe koymuş durumda. Şirketin CEO’su Dryden Brown, Trump’ın yeniden seçilmesinden hemen sonra adayı satın almak için yüz milyonlarca dolarlık finansman sağladığını iddia etti. Brown’a göre Grönland, Mars kolonizasyonu öncesi “gerçek dünya provası” için ideal. Ancak Praxis’in içinden gelen ifadeler, bu hayalin arkasında otoriter ve elitist bir toplum modeli olduğunu da ortaya koyuyor.

Grönland’ın asıl cazibesi ise nadir toprak elementleri. Elektrikli araçlardan askeri teknolojilere, yapay zekâ altyapılarından çiplere kadar her şey bu madenlere bağlı. Çin’in bu alandaki hâkimiyeti, ABD’li teknoloji devlerini harekete geçirmiş durumda. Jeff Bezos’tan Bill Gates’e, Michael Bloomberg’den OpenAI CEO’su Sam Altman’a kadar birçok isim, Grönland’daki madencilik projelerine yatırım yapmış durumda. Bu, yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir hamle.

Trump bir araç mı?

Trump, Grönland konusunda agresif söylemini sürdürürken, ada halkının ve Danimarka’nın itirazlarını büyük ölçüde görmezden geliyor. Ancak asıl soru şu: Trump, arkasındaki teknoloji elitlerinin ideolojik hedeflerinin ne kadar farkında?

Elon Musk gibi isimler bu meseleyi milliyetçi bir genişleme olarak sunarken, diğerleri için Grönland, ABD’nin bile tam olarak kontrol edemeyeceği yeni bir teknokratik düzen kurma fırsatı.

Sonuç olarak Grönland tartışması, yalnızca bir toprak meselesi değil. Bu, teknoloji oligarklarının ulus-devlet sonrası bir dünya hayalinin, buzlarla kaplı bir adada vücut bulma girişimi. Trump’ın hırsı ise bu büyük planın yalnızca görünen yüzü olabilir.

İlgili İçerikler