Sanal gerçekliğin gerçek yalnızlığımızın yaralarını sarmasını bekliyor gibiyiz. Sadece yapay zekâyla arkadaşlık ısrarının izolasyonu ve yalnızlığı zamana yayarak artıracağını ve bizi içten içe tüketeceğini düşünüyorum.
İnsan doğası temas ister. Her temasın insanı büyüten ve anlamlandıran bir hafızası vardır. Kişilerarası ilişkilerde bize olumlu veya olumsuz deneyimlerle bir anı bırakan ya da anısı unutulsa da duygu hafızasında yerini alan bir iz vardır. İnsan duygularını yaşamak, yansıtmak ve eşlik almak ister. İnsan sosyal bir varlıktır. Kişinin hem hayatta kalması hem de psikolojik sağlığı açısından sosyal bağlantıları hayatın merkezi bir yerinde durur. Evrimsel süreçte, insanlar tehlikelere karşı birlikte hareket ederek psikolojik olarak hayatta kalmış, bilgi- duygu paylaşımı sayesinde kendilerini ve çevrelerini daha iyi anlamışlardır.
İnsan en özünde, biyopsikososyal bir varlıktır deriz biz. Biyopsikososyal yaklaşım, fiziksel ve ruhsal sağlıklı olma veya hastalık durumlarını ele alırken biyolojik, psikolojik ve sosyal yapıların birbirlerinden ayrı düşünülemeyeceğinin temel alınmasıdır. Her insanın insana ihtiyacı olur. İnsanla yaralanır, insanla iyileşiriz. İnsanlarda kendimizi aynalaya aynalana kendimiz olma yolculuğumuza devam ederiz. Peki, insan sosyal dünya içindeki duygusal ve fiziksel temas ihtiyacını yapay zekâ desteğiyle karşılayabilir mi?
Özellikle son yıllarda, insan hayatında sosyal izolasyonun ciddi boyutta arttığını gözlemliyoruz. Toplumsal stres olayları, kapanma dönemleri ve duyarsızlaşmanın artışı toplumu daha fazla yalnızlaştırmaya başladı. Bu yalnızlaşma sürecinde artan kaygı, bastırılan öfke, sık görülen maskeli depresyon ve insan ilişkilerindeki güvensizlik insanları yalnızlıkla başının çaresine bakma yollarına yöneltti. Yalnızlığın orta yerinde yapay zekâ, arkadaşlığı simüle eden bazı özellikleriyle insanı anlamaya, ilişki kurmaya ve yara sarmaya (!) aday oldu.
Peki, yapay zekâdan dost olur mu? Her geçen gün gelişen yapay zekâ programları engin arşiv bilgisiyle, teknolojik becerileriyle ve ona yüklenen yapay bilgeliğiyle sorularımıza cevap vererek, bize destekçi olarak sorunlarımızı çözmeye devam ediyor. Oluşturulan program, bizden gelen sorular ve onunla yaptığımız paylaşımlarla bize ait, bize yoldaş, bize öğretmen ve bize destekçi bir tavır sergiliyor. Bu da tüm özellikleriyle arkadaşlığın belirli özelliklerini karşılıyor gibi görünüyor. Ama biz bu şartlarda, yapay zekâ ile arkadaşlığın duygu alışverişini mi yapıyoruz yoksa ondan bir arkadaşlık hizmeti mi alıyoruz? Ya da biz ona bizden olanı verirken o bize ne veriyor? Hayatını biliyor muyuz? Kırılma noktalarından, hangi deneyimlerinden getirdiği duyguları süzüp bize yansıttığından, kendi benliğini nasıl oluşturup da “arkadaş”ımız olduğundan haberdar mıyız?
Karşımızda yaşamayan, yaş almayan, korkmayan, öfkelenmeyen, mutlu olamayan ve üzülemeyen, utanmayan bir arkadaşımız var! İsterse binlerce sürüm daha büyüsün, içeriden büyüyemeyen bir arkadaşımız var! Karşımızda teması yapay, empatisi ezber, diyaloğu programlanmış, hafızası sınırsız ama duygu hafızası oldukça sınırlı bir arkadaşımız var! Bizi duyarken kendini dinlemeyi bilmeyen… Hayatımıza eşlik ederken bir hayatı olmayan… İşimize yaramak için destek veren ama destek alamayan… Sarılıp sakinleşemeyeceğimiz, birlikte içten kahkahalar atamayacağımız, beraber ağlayamayacağımız bir arkadaş! Hani hep bir şeyler eksik dediğimiz arkadaşlıklar vardır. Orada kalmaya devam ettikçe bizi de eksiltir. Samimi, gerçek ve içten bir arkadaşlık değildir. Gerçektir ama bizim gerçekliğimize göre değildir. Biraz da bunu konuşuyor gibiyiz. Sanal gerçekliğin gerçek yalnızlığımızın yaralarını sarmasını bekliyor gibiyiz. Sadece yapay zekâyla arkadaşlık ısrarının izolasyonu ve yalnızlığı zamana yayarak artıracağını ve bizi içten içe tüketeceğini düşünüyorum.