Öğrenmenin görünmeyen yüzü

Öğrenme güçlükleri hâlâ yanlış anlaşılıyor. Oysa mesele bir eksiklik değil, beynin farklı çalışma biçimi. Yapay zekâ destekli kişiselleştirilmiş eğitim modelleri ise bu farklılığı avantaja dönüştürebilecek yeni bir kapı aralıyor.

Dr. Günet Eroğlu*

Öğrenme güçlükleri toplumsal ölçekte hâlâ anlaşılmış değil. En büyük yanılgı ise şu: Bu durumlar hastalık olarak biliniyor ve çocuklar tembel, yaramaz olarak etiketlenebiliyor. Oysa karşımızda iyileştirilmesi gereken bir hastalık değil, sadece anlaşılması gereken bir nörolojik çeşitlilik var. Bu çocuklar üstün zekâlı olabilir. Çünkü öğrenme güçlüğü zekâ ile ilgili bir problem değil. Beyindeki sinapslar arasındaki bağlantısızlıktan kaynaklanıyor.

Aamir Khan’ın o meşhur Her Çocuk Özeldir filmini hatırlamakta fayda var. Filmde izlediğimiz o hüzünlü ama umut dolu hikâye, 2026 Türkiye’sinde hâlâ binlerce evin gerçeği olmaya devam ediyor. Disleksi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite gibi öğrenme güçlüğü durumları toplumumuzda hâlâ görünmez bir duvar gibi duruyor. Bir çocuk grip olduğunda nasıl onu suçlamıyorsak, okuyamadığı ya da yerinde duramadığı zaman da onu yaramaz ya da yeteneksiz diye etiketleyemeyiz.

Öğrenme güçlüğü bir eksiklik değil; beynin farklı bir çalışma biçimi

Bunu daha somut bir şekilde şöyle düşünebilirsiniz: Elimizde çok kıymetli bir bilgi var ve bu bilgiyi zihnin bir noktasından diğerine ulaştırmamız gerekiyor. Standart bir beyin yapısında bu yolculuk, pürüzsüz ve hızlı bir otoyolda ilerlemek gibidir. Ancak öğrenme güçlüğü yaşayan bir zihinde, sinapslar arasındaki bağlantılar bu yolu biraz daha engebeli hale getirir.
Bizim 2026 yılında artık şunu yüksek sesle söylememiz gerekiyor: Bir çocuğun okuma yaparken ya da odaklanırken zorlanması, onun potansiyelinin düşük olduğu anlamına gelmez. Ailelere büyük bir iş düşüyor. Sosyal medyanın getirdiği mükemmellik algısı maalesef aileleri de sarmış durumda. Her çocuk farklı öğreniyor. Bunu öncelikle anlamalıyız. Eğer biz yetişkinler, çocuğun o anki sorununun bir zayıflık değil bir öğrenme biçimi farkı olduğunu anlayabilirsek başarı kapıları ardına kadar açabiliriz.

Son yıllarda özellikle 2024 ve 2025’te “yapay zekâ” kavramı tartışmasız herkesin dilinde. Her geçen gün hayatımızın içinde daha fazla yer edinen insan zekâsını taklit etmeyi amaçlayan bu algoritmik devrim, sadece iş yapış biçimlerimizi değil eğitimin en temel taşlarını da dönüştürüyor. Ancak bu dönüşüm, çoğu zaman sadece “hız” ve “verimlilik” üzerinden okunuyor. “İşimizi elimizden alacak mı?” gibi sorular soruluyor, gündem oluyor. Ama yapay zekânın diğer yüzünde eğitimin kişiye odaklı hale geldiği ve “herkese uygun” programların mümkün olduğu bambaşka bir dünya var.

Bazı zihinler aynı hedefe farklı yollardan ulaşır

Benim bu sürece dahil olmam bir teknoloji merakından öte, bir annelik serüveniyle başladı. Oğlum üstün zekâlıydı ancak öğrenme süreçlerinde yaşadığı zorluklar karşısında “Onun için ne yapabilirim?” diye düşünürken teknoloji bana bir yol gösterdi. Bilimsel araştırmalarım beni beynin kendini yenileme yeteneğine, yani nöroplastisite kavramına götürdü. Dünyada ilk defa 14 farklı kanaldan beyin sinyalleri alarak kişiye özel eğitim programı oluşturan bir yazılım geliştirdik. Auto Train Brain ismiyle hayat bulan bu girişim, bilimsel temelli bir mobil uygulama olarak doğdu. Özel bir başlık aracılığıyla beyin dalgalarını analiz ediyor, yapay zekâ desteğiyle kişiselleştirilmiş bir “nörogeribildirim” sağlıyoruz.

Bu sistem, beynin olgunlaşmasına destek olarak okuma hızını, anlamayı ve diğer bilişsel becerileri artırmayı hedefliyor. Şimdiye kadar 15 ülkedeki çocukların eğitim sürecine dokunduk. Burada yaptığımız şeyi en doğru haliyle eğitim ve öğrenme süreçlerini destekleyici bir sistem olarak tanımlayabiliriz.

Yapay zekâ önümüzdeki yıllarda artarak devam edecek. Ama yapay zekânın sunduğu konfora kapılıp bilişsel bir tembelliğe sürüklenmememiz gerekiyor. Eğer teknolojiyi sadece bizim yerimize ödev yapan bir makine olarak görürsek, düşünme kaslarımızı köreltebiliriz.

İnsan-teknoloji ilişkisindeki dengeyi belirleyecek ise yine insan. İnsan faktörü bu ikilemde çok önemli rol oynuyor. Nasıl ki bir arabaya bindiğimizde arabayı sürmek sizin kontrolünüzdeyse burada da aynı. Direksiyon sizde. 2026 yılı ve önümüzdeki seneler teknolojiyi sadece tüketenlerin değil onu kendi insani becerilerini geliştirmek ve başkalarının hayatındaki engelleri kaldırmak için yönetenlerin yılı olacak.

*Auto Train Brain CEO’su

İlgili İçerikler