Lüks moda dünyasında kalite krizi mi yaşanıyor?

Bir zamanlar kusursuzluk vaadiyle anılan lüks markalar, bugün dayanıklılık ve kalite sorularıyla yüzleşiyor.

Bir zamanlar “lüks” kelimesi; kusursuz işçilik, zamana direnen malzemeler ve neredeyse dokunulmaz bir kalite vaadiyle eş anlamlıydı. Bugün ise bu kavram, sosyal medyada paylaşılan birkaç saniyelik videoyla sorgulanır hâle geliyor. Son örnek, New York merkezli model ve influencer Wisdom Kaye’in, Miu Miu’dan yaptığı 18 bin dolarlık alışverişin ardından yaşadığı hayal kırıklığı oldu.

TikTok’ta 13 milyondan fazla takipçisi bulunan Kaye, “unboxing” videolarında markaya olan hayranlığını dile getirirken, paketleri açtıkça karşılaştığı manzara karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Bir denim yeleğin düğmesi daha ilk açılışta koptu, bir kazakta ise fermuar kırık çıktı. “Eve gelir gelmez her şey bozuldu,” diyerek tepkisini dile getiren Kaye’nin videoları kısa sürede viral oldu.

Ancak asıl kırılma noktası, markanın değişim yaptığı ürünlerin de kameralar önünde aynı kaderi paylaşmasıydı. Yeleğin düğmesi ikinci kez koparken Kaye’nin yüzündeki ifade, yalnızca kişisel bir hayal kırıklığını değil, lüks moda algısındaki daha büyük bir çatlağı da temsil ediyordu.

Sosyal medya ayna tutuyor

Kaye’nin deneyimi münferit değil. ABD’li ağız ve diş sağlığı uzmanı Tiffany Kim, yalnızca iki kez giydiği 2 bin dolarlık Miu Miu ceketinin kolundaki büzgü ipinin çıkmasını Instagram’da paylaştı. Maison Margiela’nın ikonik Tabi botları ise Seattle’lı tasarımcı Elena Qiu’nun videosuyla yeniden tartışma konusu oldu; botların topuğunun içinin plastik ve boş olması, “zanaatkârlık” algısına gölge düşürdü.

Bu paylaşımlar, lüks modanın kutsallığını sorgulayan daha geniş bir dijital koroya dönüştü. Yorumlarda yankılanan ortak fikir netti: Pahalı olmak, artık otomatik olarak kaliteli olmak anlamına gelmiyor.

Eski lüks, yeni gerçeklik

Moda gazetecisi ve yazar Dana Thomas, bu dönüşümün yeni olmadığını hatırlatıyor. Ona göre, lüks markalar yıllar içinde yavaş yavaş zanaatten uzaklaşıp kârlılığa odaklandı. Eskiden tek parça örülen trikoların yerini birleştirilmiş parçalar aldı, astarlar ortadan kalktı, düğmeler daha kolay kopar hâle geldi. Tüm bunlar olurken fiyatlar istikrarlı biçimde yükselmeye devam etti.

Deri uzmanı Volkan Yılmaz (Tanner Leatherstein) ise bugünün lüks ürünlerini parçalara ayırarak incelediğinde, eski üretimlerle aralarındaki farkın “hissedilir” olduğunu söylüyor. Daha az zahmetli teknikler, daha ticari malzemeler ve hız baskısı… Hepsi, lüksün temelindeki sabır ve ustalıkla çelişiyor.

Kısayolların bedeli

Sektör içinden gelen bilgiler, birçok markanın maliyetleri düşürmek için kumaş karışımlarını değiştirdiğini, sentetik oranlarını artırdığını ve üretim süreçlerini sadeleştirdiğini gösteriyor. Ham bırakılan etek uçları, plastik topuk içleri ya da düşük kaliteli fermuarlar artık yalnızca estetik tercihler değil; ekonomik kararların sonucu.

Bu noktada Hermès gibi sınırlı üretimi ve aile kontrolünü koruyan markaların neden hâlâ “gerçek lüks” algısını temsil ettiği daha net anlaşılıyor. Az üretmek, uzun sürede üretmek ve herkese ulaşmamak… Bugünün hız takıntılı moda dünyasında neredeyse radikal bir duruş.

Lüksün geleceği yeniden mi yazılıyor?

Tüketicinin artan farkındalığı, orta segmentte konumlanan ama kaliteye yatırım yapan markalar için yeni bir alan açıyor. McKinsey’nin son raporları, bu markaların lüksün yerini alan yeni değer üreticileri hâline geldiğini gösteriyor.

Belki de asıl soru şu: Lüks, yeniden zanaatkârlığa mı dönecek, yoksa yalnızca iyi pazarlanmış bir hikâye olarak mı kalacak?

Çünkü bir düğme, kameralar önünde koptuğunda; tüm o pahalı imaj, reklam ve prestij söylemi de onunla birlikte çözülüyor. Ve tüketici artık bunu görmezden gelmiyor.