Kurnazlık stratejileri

Ezme ve ezilme pasif bir yanlış bilinç konusu değildir. Taraflar arasında gerçekleşen çok karmaşık güç ilişkileriyle şekillenir. Kurnazlık işte bu çok hassas denge içinde çok önemli, saptırıcı bir koz haline gelir. Bilmiyormuş gibi yapmak aslında bilmektir!

ALİ ŞİMŞEK

YAZAR / ELEŞTİRMEN

J. C. Scott: “Köle efendisinin, parya Brahman’ın, köylü toprak sahibinin, işçi patronunun karşısına çıplak yüzüyle çıkmaz çoğunlukla. Kişisel iktidar ilişkilerinde, aslında hiçbir iktidar ilişkisinde ‘yüz’ yoktur.”

Metis, Yunan mitolojisinde Zeus’un ilk eşi zekâ, bilgi, hikmet tanrıçasıdır. Bu aynı zamanda kurnazlık ve fırsatçılık anlamına da gelir. Tanrıların habercisi, ticaretin ve hırsızlığın tanrısı Hermes de saptırdığı “yorumları” ve kurnazlığıyla bilinir. Homeros’un Odyseuss’u ise kurnazlığın timsalidir adeta. Tepegöz’ü aldatmak için koyunların altına girmek, postlarına bürünmek ya da tahta at ile Troya’ya sızmak bir kurnazlık stratejisidir. Ya da kim unutabilir ateşi tanrılardan çalıp insanlara hediye eden, onları sürekli kurnazca aldatan, et yerine yağa sarılmış kemik yediren Prometeus’u…

Lafonten masallarında kurnazlığın sembolü tilkiyi de unutamayız. Kargayı sesinin güzelliğine inandırıp peyniri kapan zekâ küpü hayvan…

Hayalci, sevimli ve bön Don Kişot’u uyaran kurnaz köylü Sanço Panço’dur her zaman. Zayıf ve uzun; şişman ve bodur, at ve eşek, bu iki unutulmaz karakterin karşılaşmaları bir kurnazlık arenasıdır aynı zamanda. Balzac, Goriot Baba’da unutulmaz bir kurnaz tip yaratmıştır: Vautrin. Halkın, işte yaman bir kurnaz dediği kişilerdendir… Edebiyat dünyası yüzlerce kurnaz ya da üçkağıtçı tip yaratmıştır. Biz de Orhan Kemal’den Yaşar Kemal’e bu zenginliği okuyabiliriz.

Kurnaz kelimesi, kökeni tartışmalı olmakla birlikte, Farsça “ahlaksız, hilekâr” anlamındaki kurnās (سانرق) sözcüğünden Türkçeye geçtiği düşünülmektedir. Başka bir görüşe göre Türkçe kur- (düzen kurmak) fiilinden +Az sonekiyle “kendi kendine düzen kuran, tasarlayan” anlamından geliyor. “Zeki, açıkgöz, aldanmaz” çağrışımlarına sahip.

İngilizce cunning kelimesi, “bilmek/yetenekli olmak” (cunnan) kökünden gelişmiştir. Önce zekâ ve bilgelik anlamına gelirken, 14’üncü yüzyılın sonlarında “gizli, kurnazca zekâ, pratik beceri” anlamını kazanır.

Zekâ vs. kurnazlık?

Biz zekâyı daha çok idealize bir çerçevede düşünürüz. Kurnazlık ise ahlaki yargının olumsuz tarafına havale edilmiştir. Bunda 18’inci yüzyıl sonrası Aydınlanma felsefesinin katkısı büyüktür. Zekâ ya da akıl, evrensel ve çıkarsızdır sanki. Oysa öyle değil elbette…

Köylü kurnazlığı hemen hemen birçok dilde var olan bir tanımlama. Aslında toplumsal bir tabanı adresliyor. Bu çok anlamlı. Ezilenler açısından ayakta kalmak birçok zengin strateji demeti gerektirir. O hem karşısının hem de kendisinin her titreşimini, davranışını hesaplamak zorundadır.

Köylü dünyanın en eski sınıfıdır ve de en çok baskı altında tutulanı. Üretim (tarım-hayvancılık) ve vergi ondandır. Asker ve köle kaynağıdır. Her zaman savaşların ve göçlerin ortasında savrulup durmuştur. Aynı zamanda siniktir (inançsızdır). İnanıyormuş gibi yapmak, kendini güvende hissedene kadarki en büyük kurnazlık stratejilerindendir. Sanço Panço hiçbir zaman Don Kişot’a inanmaz… Sinizm “yanlışlığının farkında” doğru bilinçtir çünkü. İnsanlar hep kandırılmazlar, kandırılmayı da isterler. Farkındadırlar; bunun bir maske (persona) olduğunu bilirler. Persona kelimesi, köken olarak Latince “persona” (tiyatro maskesi, oyuncunun canlandırdığı karakter) kelimesine dayanır. Yani kişilik ve personel!

En güçlü kurnazlık stratejisi: Saflık

Saflığı ya da aptalı oynamak kimi zaman en güçlü kurnazlık stratejisidir. Halk kültüründe filizlenen masallarda ya da çizgi romandan sinemaya günümüz popüler kültür ürünlerinde bunu bol miktarda görürüz. Keloğlan saf bir köylü çocuğudur. Ama kazanan odur çoğu zaman. Aptal rolü güçlüyü tuzağa düşürmek için kurnazca oynanır. Devletli ve mektepli Hacivat’a karşı kazanan son kertede oduncu Karagöz’ün kaba kurnazlıklarıdır.

Kemal Sunal’ın yüzüyle İnek Şaban’ın saftirik gücü hâlâ milyonlarca insan tarafından izlenmeye devam ediyor. Kimdir İnek Şaban? O kimi zaman kente gelmiş bir taşralı, enflasyon ile ezilen küçük memur, sevdiği uğruna dağa çıkmış bir eşkıya, Almanya’da polis kılığındaki bir kaçak göçmen, mahalle kabadayılarını alt eden Salako ve Sakar Şakir’dir. Salaklık bir direniş biçimidir aslında. Birçok filmin senaryosuna imza atmış mizah yazarı-çizer Suavi Süalp bu tiplemelerin ustasıdır. Efsane Salata dergisinde birçok “hırt” ve kurnaz mahalleli tip yaratmıştır. Oğuz Aral’ın “Utanmaz Adam” tiplemesi de fırlaklıkta rakiplerini geride bırakıverir.

Akıllı köylü, büyük efendin karşısında…

Hemen alanının en önemli kitaplarından birine değinerek devam edelim:

J. C. Scott’ın, “Tahakküm ve Direniş Sanatları” kitabı egemenlere karşı geliştirilen stratejiler konusunda alanındaki en önemli klasiklerden biri haline gelmiştir. Bir Güneydoğu Asya uzmanı olarak Burma ve Endonezya’da alan çalışmaları yapan Scott’ın Güneydoğu Asya’daki çalışmaları sırasında bölgedeki gelişmelerle ilgili olarak CIA’ye raporlar yazdığı ortaya çıkmıştır. Kitap “Akıllı köylü, büyük efendinin karşısında yerlere kadar eğilir ama sessizce osurur” diyen bir Etiyopya atasözüyle başlıyor. Scott’a göre, “Köle efendisinin, parya Brahman’ın, köylü toprak sahibinin, işçi patronunun karşısına çıplak yüzüyle çıkmaz çoğunlukla. Kişisel iktidar ilişkilerinde, aslında hiçbir iktidar ilişkisinde ‘yüz’ yoktur. Ancak karşı tarafın sizi izlemediğinden emin olduğunuz anlarda çıkardığınız maskeler vardır. Herkes rol yapar ve herkes herkesin rol yapmakta olduğunu bilir. Hâkim olan, güçlülük ve âlicenaplık; tâbi olan, rıza gösterme ve itaatkârlık rolü oynar.”

Ona göre kamusal alanda oynanan bu oyun, ezilenlerin asıl gerçeği kavrayamamalarına yol açan “gerçekliğin çarpıtılmış bir biçimi” denebilecek bir görüntüden ibaret değildir. Neyin ne olduğunu gayet iyi görür ezilenler. Taraflar ani akınlarla karşı tarafın kararlılığını ve ondan neler elde edebileceklerini sınar ve belli mevziler kazanırlar hep. Dedikodu, söylenti, hırsızlık, şakalar, karnavallar, halk masalları ve şarkılar bu sınamanın aktığı kanallardır.

Gizli senaryolar, pratik direnişin ikamesi değil zorunlu bir koşuludur. Scott buna “altpolitika” der. Ezme ve ezilme pasif bir yanlış bilinç konusu değildir. Taraflar arasında gerçekleşen çok karmaşık güç ilişkileriyle şekillenir. Kurnazlık işte bu çok hassas denge içinde çok önemli, saptırıcı bir koz haline gelir. Bilmiyormuş gibi yapmak aslında bilmektir!