KFC Güney Afrika, KAIIA adlı dijital asistanıyla yapay zekâ ve pazarlamanın sınırlarını zorlayan sıradışı bir kampanyaya imza attı.
Son günlerde Güney Afrika’da gizemli bir yapay zekâ dikkatleri üzerine çekti. Teknoloji fenomenlerinin ve yayın organlarının gündemine oturan KAIIA adlı dijital asistan, ülkedeki tüm resmi dillere hâkim olması ve yerel kültürel detaylara olan şaşırtıcı yatkınlığıyla büyük merak uyandırdı. Ancak herkesin kafasını kurcalayan bir soru vardı: KAIIA ile yapılan her konuşma neden dönüp dolaşıp tavuk konusuna geliyordu?
Tüm bu soruların yanıtı, sosyal medyada ve televizyon ekranlarında yayımlanan dikkat çekici bir videoyla verildi. Meğer Güney Afrika’nın ilk markaya özel, uyarlanabilir büyük dil modeli KFC tarafından geliştirilmişti. KAIIA – yani Kentucky AI Integrated Assistant – aslında markanın “Lezzet İçin Her Şey” anlayışının bir yansımasıydı.
KFC Güney Afrika’nın Pazarlama Direktörü Grant McPherson, markanın Afrika’daki en büyük hızlı servis restoranı olduğunu vurgularken, bu liderliğin sürdürülebilmesi için cesur ve yenilikçi işler yapılması gerektiğini belirtiyor: “Bu işler kendiliğinden ortaya çıkmaz. En iyilerle çalışmak şart.” Bu projede de uzun yıllardır işbirliği yaptıkları Ogilvy Güney Afrika ve Carbon Films ile yola devam etmişler.
İki aşamalı olarak kurgulanan kampanyada, ilk olarak “sızdırılmış yapay zekâ” senaryosuyla teknoloji influencer’ları devreye sokuldu. Bu, KAIIA’nın gerçek hikâyesini anlatan sinematik reklam filmi için mükemmel bir zemin oluşturdu. Ogilvy kreatiflerinden Graeme Van Jaarsveld ve Tiffany Morris, gelen tepkilerin çok güçlü olduğunu söylüyor: “İzleyiciler “resmen film gibi” dedi, bazıları “Netflix bile böyle yapamaz” yorumunda bulundu.”
Reklam filminin yönetmen koltuğunda, Carbon Films’ten Bruno Bossi oturuyordu. KFC ile daha önce de çalışan Bossi, markayı çok iyi tanıyan ama her seferinde daha iyisini hedefleyen bir isim. Hikâyeyi oluştururken tersine bir yol izleyip, önce son sahneden yola çıkarak kurguyu geriye doğru inşa etmiş. “Yapay zekânın fiziksel dünyaya geçişini inandırıcı kılmak en zor kısmıydı. Bu yüzden final sahnesinden başladım” diyor.
Bu gönderiyi Instagram’da gör
KAIIA’nın dünyayı nasıl algıladığını gösteren özel bir görsel dil geliştirildi ve ekip buna “KAIIA Vision” adını verdi. Bu bakış açısı sayesinde seyirci, KAIIA’nın dönüşümünü daha yakından hissedebildi. Gerçeklik hissini pekiştirmek için sette LiDAR tarayıcılarla sahneler 3D olarak tarandı, böylece KAIIA’nın gözünden sunulan görüntüler dijital değil, sahici bir derinlik kazandı.
Bruno, hikâyenin bilim kurguya kaçmadan, “bugünün bir adım ötesini” yansıtmasını hedeflediklerini belirtiyor: “Yapay zekâ artık geleceğin değil, bugünün konusu. İnsanların bu teknolojiye dair kaygıları var. Biz de bu tedirginliği esprili ve düşündürücü bir şekilde işlemeye çalıştık.” Filmdeki detaylar – şeffaf cihazlar, hafifçe değiştirilmiş kıyafetler, tanıdık ama farklı mekânlar – izleyicilere hem gerçek hem hayal gibi gelen bir atmosfer sundu.
Müzik ve ses tasarımı da filmin etkisini artıran unsurlardan biri oldu. Yönetmen ve kurgucu, bilim kurgu gerilimi dozunda artıran bir müzik altyapısı yarattı. Finalde ise, kampanyanın başında seçilmiş özel bir lisanslı parça, hikâyenin duygusal tonunu tamamladı.
Film, sosyal medyada da büyük ilgi gördü. KFC Güney Afrika ekibi ilk kurguyu izlediğinde filmi tekrar tekrar izlemek istemiş. Grant McPherson, “Bu harika bir işaret. Bruno ve ekibi her ayrıntıya büyük emek verdi. Ses tasarımından oyuncu performanslarına kadar her şey çok özenliydi. Sonuçtan gurur duyuyoruz,” diyor.
Üstelik KAIIA sadece bir reklam karakteri değil. Sinema salonlarından televizyona, radyodan KFC sürücü alanlarına kadar birçok yerde etkileşimli bir karakter olarak yaşamaya devam ediyor. Ogilvy ekibine göre KAIIA artık yaşayan, düşünen ve tavuğa takıntılı bir dijital varlık.
Her ne kadar bu kampanya bilim kurgu tonunda ilerlese de, Grant McPherson şunu net bir şekilde ifade ediyor: “Bizim işimizin kalbinde daima eşsiz lezzetimiz var. Değişen, bu lezzeti nasıl anlattığımız. Bu kampanya, güncel yapay zekâ tartışmalarını yakalıyor ama özünde hâlâ o unutulmaz lezzetimizi anlatıyor. Gücünü de tam olarak buradan alıyor.”