İyi yaşam değil, yaşama sanatı!

Alman filozof Wilhelm Schmid ile Brand Week Istanbul öncesi bir araya geldik.

Müge İplikçi
Yazar

Alman filozof Wilhelm Schmid ile Brand Week Istanbul sahnesinde okuyucularıyla buluşmadan önce bir araya geldik ve hayatın içinden çeşitli kavramları nasıl ele aldığını ve günlük yaşamda nasıl uygulanabileceğini konuştuk.

Yaşama sanatı: Lebenskunst

“İyi” bir yaşamdan söz etmiyorum; hayat her zaman iyi olamaz. Yaşama sanatı, hayatın tamamıyla -mutluluk ve mutsuzluk, sevinç ve öfke, haz ve acı gibi zıtlıklarla- ilgilidir. Bu sanat, hayatı düşünerek bu bütünlüğün tüm olgularıyla nasıl iyi bir biçimde başa çıkılacağını bulmaktır.

Felsefeyi pratiğe dökmek: Salıncak metaforu

Ben de sallanmayı öğrenmek zorunda kaldım. Bu, hayatta aramızda gidip geldiğimiz zıtlıkları kabul etmek demektir; yukarı ve aşağı arasında hareket ederiz, hiçbir zaman mutlaka tam ortada durmayız. Denge, ancak sallanmanın hareketi içinde sağlanabilir.

Tüketim çağına karşı bir duruş: Değiştirebileceklerimize odaklanmak

Değiştirebileceklerimiz ile değiştiremeyeceklerimizi ayırt etmeliyiz; hem bireysel hem de toplumsal düzeyde. Değerli enerjimizi, değiştirebileceğimiz şeylere odaklamalıyız. Bu konuda başkalarını beklemek yerine, kendi emeğimizi ve çabamızı ortaya koymalıyız.

Sükûnet ve kabullenme sanatı

Sükûnet, bırakabilmekten doğar. Çok tüketmeyi bırakabilirim. Hayattan ve başkalarından fazla şey beklemeyi bırakabilirim. Başkalarına öncelik verebilirim; onların parlamasına izin verebilirim. Olayların olmasına izin verip onları gereksiz yere daha karmaşık hâle getirmemek de buna dahildir.

Yalnızlığı dönüştürmek

Yalnızlığın iki yüzü vardır: Harika olabilir, berbat da olabilir. Bu, hayatın kutupsallığının bir parçasıdır; sadece olumlu tarafı olamaz. Eğer olumsuz taraf ağır basıyorsa yardım aramalıyız ve biz de etrafımızdakilere yardım etmeliyiz.

Ölümle yüzleşmek: Sıkıcı olmayan bir hayat için

Yaşlanıp sonunda ölme gerçeğini değiştirebilir miyiz? Belki gelecekte. Peki yaşam hiç bitmeyecek olsa -örneğin 10 bin yıl sonra bile- hayat nasıl olurdu? Ölümcül derecede sıkıcı olurdu. Bu yüzden bunu kabullenmeli ve ona karşı savaşmadan en iyi şekilde yaşlanmalıyız.

Aşkın anlamı: Özgürlük ve bağlanma dengesi

Ölümden sonra aşktan bahsetmeden olmaz. Sevme eyleminin etik boyutları düşünüldüğünde, yakın ilişkilerde sorumluluk, özgürlük ve bağlanma arasında nasıl bir denge kurulabilir? Ve bunun adı gerçekten aşk mıdır? Aşk, hayatın anlamıdır -ben bunu yaşadım ve başkalarında da gözlemliyorum. Bu yüzden aşk için çok şey yapmalıyız; örneğin, özgürlüğümüzün belirli kısıtlarını kabul etmek gerekir. Özgürlük ile bağlılık arasında daima bir gerilim vardır ve bundan kaçınmak mümkün değildir.

Kendiyle arkadaş olmak: Sosyal medya ve ötesi

Ben burada “kendini sevmek” değil, “kendinle arkadaş olmak”tan söz ediyorum. Aşkta eğilimimiz idealize etmektir; bu başkaları için sorun olmayabilir ama kendimiz için problem yaratır. Kendimizden çok hayal kırıklığına uğrayabiliriz; bu iyi değildir. Kendinle arkadaş olmak daha fazla özgürlük sağlar: Mükemmel olmamak ve hata yapmak için kendimizi affedebiliriz.

Kendi hikâyesini yazanlar

Benim için en iyisi, hikâyemi dinlemeyi seven birine anlatmaktır. Bu sayede kendimle ilgili daha fazla netlik kazanırım, içsel çatışmalarımı çözebilirim. Hayat kolaylaşır ve başkalarına karşı iyi, sorunsuz bir eş/ortak olabilirim.

Kriz anlarında felsefe: Belirsizlikle başa çıkmanın araçları

Modern bir toplumda mı yaşıyoruz yoksa değil mi, fark eder. Modern toplumlarda ilişkiler kendiliğinden var sayılmaz; iyi ilişkiler için bizim çaba göstermemiz gerekir. Bu ilişkiler, hayatın zorluklarıyla başa çıkmada vazgeçilmezdir.

İlgili İçerikler