Beş yıllık etki verileri, sosyal faydanın yalnızca bir iyi niyet meselesi değil; doğru kurgulandığında kalıcı dönüşüm yaratan bir değer zinciri olduğunu gösteriyor.
Sosyal etki çoğu zaman iyi niyet, güçlü hikâyeler ve ilham verici anlatılar üzerinden konuşulur. Ancak etki üretmenin sürdürülebilirliği, bu hikâyelerin ölçülebilir olup olmadığıyla doğrudan ilişkilidir. KAGİDER’in 2020-2025 dönemini kapsayan “Yatırımın Sosyal Getirisi Etki ve Nitel Araştırma Raporu”, tam da bu noktada dikkat çekici bir çerçeve sunuyor. Rapora göre KAGİDER projelerinde yapılan her 1 TL’lik yatırım, topluma 4,80 TL değerinde sosyal fayda olarak geri dönüyor.
Bu oran yalnızca güçlü bir çarpan etkisine işaret etmiyor; aynı zamanda sivil toplumun doğru kurgulandığında nasıl stratejik bir dönüşüm aktörüne dönüşebileceğini de gösteriyor. Dünyada yaygın olarak kullanılan Yatırımın Sosyal Getirisi (SROI) metodolojisiyle hazırlanan rapor, KAGİDER’in faaliyetlerini yalnızca “iyi niyetli projeler” olarak değil, ölçülen, izlenen ve geliştirilen bir etki ekosistemi olarak ele alıyor.
KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Esra Bezircioğlu, raporu geçmişin bir bilançosundan çok geleceğin pusulası olarak tanımlıyor. Bezircioğlu’na göre ortaya çıkan 1:4,80’lik sosyal getiri oranı, derneğin bugüne kadar yarattığı etkiyi görünür kılarken; asıl değer, bu etkinin kadınların hayatında yarattığı zihinsel ve duygusal dönüşümde yatıyor: “Bu rapor sadece geçmişimizin bir özeti değil, geleceğimizin de pusulası. Kadınların hayatında güçlenen cesaret ve aidiyet duygusunu görmek bizim için en büyük başarı.”
Bu vurgu önemli. Çünkü rapor, sosyal etkiyi yalnızca ekonomik fayda üzerinden değil; özgüven, dayanışma ve karar alma cesareti gibi daha zor ölçülen alanlarda da tanımlıyor. KAGİDER’in önümüzdeki dönemde Anadolu odaklı kapsayıcı stratejilere, dijital kurumsal hafızaya ve teknoloji-yapay zekâ temelli içeriklere yönelmesi de bu yaklaşımın devamı niteliğinde.
Araştırmanın nitel bulgularını paylaşan KAGİDER Yönetim Kurulu Üyesi Gülin Yücel, derneğin yarattığı dönüşümün üç ana eksende yoğunlaştığını vurguluyor: profesyonel, sosyal ve duygusal.
Profesyonel alanda, KAGİDER projelerine katılan kadın girişimciler işlerini daha stratejik yönetmeye başlıyor; eğitim ve mentorluk süreçleri, girişimciler için bir tür “onay ve güven mekanizması” işlevi görüyor. Sosyal düzeyde ise, benzer yollardan geçen kadınlarla kurulan temas, girişimcilikte sıkça hissedilen yalnızlık duygusunu azaltıyor; KAGİDER ağına dahil olmak hem bireysel hem kurumsal prestiji güçlendiriyor.
Belki de en çarpıcı dönüşüm duygusal alanda yaşanıyor. Rapora göre KAGİDER’in dokunduğu kadınlarda özgüven ve cesaret artışı, “ben de yapabilirim” inancıyla somutlaşıyor. Bu, rakamlarla ifade edilmesi zor ama uzun vadede en kalıcı etkiyi yaratan kazanım olarak öne çıkıyor.
Araştırma, KAGİDER’in etki alanının yalnızca girişimci kadınlarla sınırlı kalmadığını da ortaya koyuyor. Geleceğin Kadın Liderleri (GKL) gibi projelerle genç kadınlarda erken yaşta yeterlilik ve özgüven duygusu güçlenirken; Anadolu’dan programa katılan girişimci kadınlarda vizyon genişlemesi ve işlerini büyütme motivasyonu belirginleşiyor.
Kurumsal partnerler tarafında ise Fırsat Eşitliği Modeli (FEM) sertifikası alan şirketlerde toplumsal cinsiyet eşitliği uygulamalarının görünürlük kazandığı, bu sürecin kurum içi kültür dönüşümünü tetiklediği görülüyor. Yani KAGİDER’in etkisi, bireyden kuruma uzanan çok katmanlı bir dönüşüm zinciri yaratıyor.
Raporun önemli çıktılarından biri de KAGİDER algısı. Dışarıdan bakıldığında dernek; güçlü, profesyonel ve itibarlı bir sivil toplum markası olarak görülürken, içeride daha samimi, destekleyici ve güven veren bir topluluk deneyimi sunuyor. İlk temas anındaki çekincelerin, projelere dahil olundukça yerini güçlü bir aidiyet duygusuna bırakması, bu yapının en kritik avantajlarından biri.
Bununla birlikte rapor, gelişim alanlarını da açık biçimde ortaya koyuyor: erişilebilirliğin artırılması, dijital kurumsal hafızanın güçlendirilmesi, mezun ve gönüllü ağlarının daha sistematik yönetilmesi. Planlanan KAGİDER Kütüphanesi, Yetenek Havuzu ve daha rafine paydaş segmentasyonu, bu etkiyi ölçeklemenin ana araçları olarak konumlanıyor.
KAGİDER’in beş yıllık sosyal etki karnesi, kadın girişimciliğine yapılan yatırımın yalnızca bir eşitlik meselesi değil; yüksek getirili bir toplumsal yatırım olduğunu net biçimde ortaya koyuyor. Daha da önemlisi, bu rapor sivil toplum için çıtayı yükseltiyor: Etkiyi anlatmanın değil, ölçmenin ve yönetmenin zamanı geldiğini hatırlatıyor.
Bugün ortaya çıkan 1:4,80’lik çarpan, yalnızca bir başarı göstergesi değil; önümüzdeki dönemde daha geniş bir coğrafyada, daha fazla paydaşla ve daha derin bir etkiyle büyümesi gereken bir sorumluluğa da işaret ediyor.