Eskiden genç olmak birlikte eğlenmek demekti. Güncel şartlar gençliği birlikte eğlenilen bir dönemden birlikte hayatta kalınan bir döneme taşıdı. Deeper Alive, genç segmentleri analiz etti, ekonomik yoksunluğun gençleri hayatlarının baharında nasıl etkilediğini ortaya koydu.
VİKTOR KUZU
Ekonomik belirsizlik ortamında hayata atılmak oldukça zor bir mücadele. Türkiye’de hayata yeni atılan gençlerin gelecek algılarını ve hayalleri ile gerçeklik arasındaki dengeyi nasıl kurduklarını güncel ekonomik belirsizlik ortamında anlamak için bir seri Deeper Alive simülasyonu gerçekleştirdik. Bu çalışmaları yaparken amacımız ortak kaygılarını anlamaktı, oysa çok daha fazlasını keşfetme şansımız oldu. Gençlerin yeni ortak yaşam formu, “kolektif survivor’lar”, yani birlikte hayatta kalan gençler.
Çalışmanın en temel bulgusu, ekonomik baskının gençler için sadece bir zorluk olmaktan çıkıp, yaşam tarzlarını, sosyal ilişkilerini ve başarı tanımlarını kökten değiştiren yaratıcı bir uyum sürecini tetiklediği; yani, bizim sonradan kolektif survivor olarak tanımladığımız yeni bir yaşam biçimini ortaya çıkardığı.
Genç hedef kitlelerin bireysel başarı hedeflerinin yerini, “seçilmiş aile” olarak gördükleri arkadaş gruplarıyla birlikte hayatta kalma ve ortak refahı artırma hedefi almış durumda. Bu kolektif dayanışma, gençlerin en değerli varlığı ve en temel motivasyon kaynağı.
Zamandan bağımsız, gençlik her zaman hayatın kolektif yaşanan bir dönemi olarak öne çıkar. Ancak geçmişte bu kolektif yaşam arkadaşlarla birlikte eğlenmek demekti. Güncel şartlar gençlik yıllarını birlikte eğlenilen bir dönemden birlikte hayatta kalınan bir döneme taşıdı.
Gençler, ekonomik kıskaca karşı harcamaları optimize etme ve sosyalleşme biçimlerini değiştirme gibi “yaratıcı uyum” stratejileri geliştirirken, geleneksel başarı ölçütlerini (ev, araba) reddederek mutluluğu deneyim birikimi ve sosyal bağlarını güçlendirmekte arıyor. En büyük kaygı da ekonomi daha da kötü olursa arkadaş grubunda sahip olduğu güçlü sosyal bağların da zarar görme ihtimali.
Kısıtlı bütçelere sahip gençler, bu kısıtlı bütçeleri ile bireysel başarı hedeflerinin peşinde koşmak yerine, arkadaş gruplarının refahını ve bütünlüğünü korumaya çalışıyor. Arkadaşlık, sadece bir sosyal destek mekanizması değil, aynı zamanda ekonomik ve psikolojik zorluklarla başa çıkmak için temel bir hayatta kalma stratejisi. Gençler, geleceklerini bireysel olarak değil, “biz” olarak planlıyor; ortak hayaller kuruyor (birlikte ev tutmak, iş kurmak), birbirlerinin kariyer süreçlerine aktif olarak destek oluyor ve motivasyonlarını bu kolektif bağdan alıyorlar. En büyük kaygıları ise bireysel başarısızlıklardan çok bu değerli topluluğun dağılması.
Geleneksel bireysel mülkiyet yerini kolektif kabileciliğe bırakmış olsa da, ekonomik istikrarsızlıkla birlikte bütçe yönetimi arkadaş gruplarıyla paylaşılan anların finansmanına dönmüş durumda. Gençler için bu durum bir şikayet konusu olmaktan çıkıp günlük kararları ve yaşam tarzını temelden yeniden şekillendiren bir güce dönüşmüş. Gençler, bu baskıya pasif bir şekilde boyun eğmek yerine, harcamaları optimize etmek (detaylı araştırma, indirim takibi), sosyalleşme biçimlerini değiştirmek (dışarıda buluşmak yerine evde toplanmak) ve hayallerinin ölçeğini küçültmek (“büyük seyahatler” yerine “küçük maceralar”) gibi yaratıcı ve proaktif uyum stratejileri geliştiriyorlar.
Bu durum, her harcamanın bir yatırım kararına dönüştüğü, anlık keyiflerin bile dikkatli bir bütçe planlaması gerektirdiği bir gerçeklik yaratıyor.
Ekonomik belirsizliği aşılması gereken bir “boss level” (oyun) olarak görüyor yeni kuşak. Bu oyunlaştırma geleneksel finans sistemi jargonuna, bankacılık sisteminin geleneksel diline derin bir yabancılaşma yaratıyor. Esnek, oyunlaştırılmış, kolektif harcamaları (paylaşımlı cüzdanlar) destekleyen ve anlık ödül mekanizmalarına sahip mikro-finansal çözümler geliştirmeleri, bankacılık sisteminin yeni kuşaklara ulaşması için stratejik bir zorunluluk.
Bu oyunlaştırılmış yeni finansal dünyada kripto ya da fonlar gibi yeni nesil enstrümanlar gençlerin yatırım sorulduğunda algıladığı temel araçlar olarak öne çıkıyor. Yatırımın güncel ortamda genç dünyasında önemli bir karşılığı daha var: Kendine yatırım.
Vadeli hesap ve benzeri geleneksel birikim yöntemlerinin enflasyon karşısında yetersiz kalması, gençleri alternatif değer arayışlarına itiyor. Bu arayış, Borsa İstanbul, yatırım fonları ve kripto paralar gibi modern finansal araçlardan, “altın günü” gibi sosyalleşme ile birikimi birleştiren geleneksel yöntemlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsayabiliyor. En önemli alternatif yatırım alanı ise “kendine yatırım” olarak öne çıkıyor. Yeni yetkinlikler kazanmak ve kişisel gelişime odaklanmak, ekonomik dalgalanmalardan etkilenmeyecek en sağlam güvence olarak görülüyor.
Şartlar zor olsa da gençler mızmızlık yapmıyor, hayata küsmüyor, mücadeleyi bırakmıyor. Bugüne kadar gençlik birlikte eğlendiğin bir dönemken, günümüz şartlarında bu dönem kolektif survivor’ların birlikte hayatta kalma mücadelesi olarak öne çıkıyor. Birlikte olmayı başardığın sürece neşe ve eğlence hayatın hep tam merkezinde. Bu kuşağın en büyük projesi bir kariyer inşa etmek değil, o zorlu şartlara rağmen neşeyi, eğlenceyi ve dayanışmayı birlikte sürdürebileceğimiz bir hayat inşa etmek.
“…Artık kimse tek başına bir yerlere gelme, tek başına zengin olma gibi bireysel başarı hikâyeleri peşinde değil çünkü bunun pek mümkün olmadığını görüyoruz. Onun yerine, birbirimize tutunarak kendi “güvenli alanlarımızı”, kendi küçük komünlerimizi yaratıyoruz. Yani bizim neslin en büyük projesi bir kariyer inşa etmek değil, o zorlu şartlara rağmen neşeyi, eğlenceyi ve dayanışmayı sürdürebileceğimiz bir hayat inşa etmek. Bütün bu karamsarlığın içinde biz aslında birbirimizden güç alarak kendi mutluluk formülümüzü bulmaya çalışıyoruz ve bu bence eskisinden çok daha değerli bir şey.”
“…Aslında süreç, birbirine destek olarak ayakta kalma ve ortak hayaller kurma süreci. Birimiz iş görüşmesinden kötü bir haberle döndüğünde diğerleri hemen komik bir film açar ya da en sevdiğimiz tatlıcıya götürür. Başarı da ortak, başarısızlık da. Bu yüzden hayata atılmak, o korkutucu yetişkin dünyasına karşı en yakın arkadaşlarınla bir kale kurmak gibi bir şey benim için.”
“…Artık bir kafeye gidip beş kişi oturduğumuzda gelen hesap, bizim neredeyse üç günlük mutfak masrafımıza denk geliyor. Bu yüzden ben de organizasyonları tamamen eve taşıdım. Geçenlerde arkadaşlarımın canı çok suşi çekmişti. Dışarıda söylesek kişi başı inanılmaz bir para tutacaktı. Onun yerine ben internetten indirimli bir ‘sushi yapma kiti’ buldum, marketten de malzemeleri aldık. Bütün akşam mutfakta hep beraber acemice suşi sarmaya çalışıp bir yandan da kahkahalarla güldük. Hem çok daha ucuza geldi hem de açıkçası dışarıda yemekten kat kat daha eğlenceli bir anıya dönüştü. Artık bu bizim yeni rutinimiz oldu; dışarıda harcayacağımız parayla evde çok daha yaratıcı ve komik şeyler yapıyoruz.”
“…Daha önce ‘İyi bir iş bulurum, kendime yeterim’ gibi bir bakış açım vardı. Gelecek, belirsiz ama kesinlikle parlak bir şeydi.Şimdi ise bakış açım çok daha kolektif. Artık kendi potansiyelimi tek başıma ne yapabileceğimle değil, arkadaşlarımla birlikte neyi başarabileceğimizle ölçüyorum. Gelecek planlarımda ‘ben’ yerine sürekli ‘biz’ var. Potansiyelim, bu grubu bir arada tutacak, hepimizin keyif alacağı bir düzeni kurmaya ne kadar katkı sağlayabileceğimle ilgili. Yani olay, bireysel bir kariyer basamağını tırmanmaktan çok, hep birlikte ayakta kalabileceğimiz ve eğlenebileceğimiz bir yaşam alanı yaratmaya dönüştü. Bu daha gerçekçi ve dürüst olmak gerekirse, bana daha anlamlı geliyor.”
“…Anlaşılmasını istediğim en önemli şey, bizim ‘iyi bir gelecek’ tanımımızın eskisinden çok farklı olduğu. Bizler ev, araba, terfi gibi bireysel hedeflerin peşinde değiliz. Çünkü hem bu hedefler artık çok uzak hem de dürüst olmak gerekirse birçoğumuz için o kadar da anlamlı değil. Bizim için başarı, arkadaş çevremizi, yani o ‘seçilmiş ailemizi’ bir arada tutabilmek. Birlikte eğlenmeye, birbirimize destek olmaya devam edebileceğimiz bir hayat kurabilmek. Yani birinin bize baktığında ‘Hiçbir şeyi yok’ diye düşünmesi yerine, ‘Ne kadar sağlam bir çevresi var’ demesini tercih ederiz. Bizim yatırımımız eşyaya değil, anılara ve ilişkilere. Bu bir vazgeçiş değil, bir önceliklendirme. Geleceğimiz belirsiz olabilir ama en azından o gelecekte yalnız olmayacağımızı bilmek, şu anki en büyük güvencemiz.”
“…Türkiye’deki gençler tek bir ‘gençlik’ bloğu değil. Küresel ağlara bağlı, kendi nişlerini ve estetiklerini yaratan, inanılmaz derecede çeşitli ve dinamik bir bireyler mozaiği. Sorun, bu neslin zihinleri ve beklentileri 21’inci yüzyılın akışkanlığına göre şekillenmişken, onlara sunulan fırsatların ve sistemlerin hâlâ 20’nci yüzyılın katı, hiyerarşik ve geleneksel kalıplarında sıkışıp kalması.”