Yakın zamanda imza attıkları işbirliğinin arka planı ile prodüksiyon dünyasının bugünü ve yarınına yönelik sorularımızı, Brand Week Istanbul’da bir araya geldiğimiz DEPO Film Kurucusu Ender Sevim ve Twentyfour Seven CEO’su Ivo van Vollenhoven’e yönelttik.
ERDEM AKIN TEMEL
TwentyfourSeven ile DEPO Film arasında bir partnerlik anlaşmasına imza attığınızı açıkladınız. Bu birliktelik nasıl gerçekleşti?
IVO VAN VOLLENHOVEN: Çok iyi bir ortak arkadaşımız var; Massive Music’in kurucusu Hans Brouwer. Hans, DEPO Film ile başından beri çalışıyor ve işbirlikleri sayesinde aralarında bir dostluk gelişti. Hans’ı ben de uzun zamandır tanıyorum; kendisi aynı zamanda TwentyfourSeven grubunun yönetim kurulu üyelerinden biri. Bizi birkaç yıl önce tanıştırdı ve çok iyi anlaştık. Ender, Türkiye’de çok etkileyici işler yaptı, çıtayı gerçekten yükseltti ve şimdi de Türkiye’yi ve sektörü uluslararası arenada daha görünür kılmak istiyor. Bunun muazzam bir düşünce olduğu kanısındayım ve bu noktada işbirliği yapabileceğimizi, yardım edebileceğimizi düşünüyorum. Türkiye’yi dünyaya göstermek, daha fazla insanı Türkiye’ye getirmek ve burayı çalışmak ve deneyimlemek için daha somut bir yer haline getirmek istiyoruz.
ENDER SEVİM: Tanışmamız, Ivo’nun da söylediği gibi ortak bir arkadaş vesilesiyle oldu. Hans ile DEPO Film’in global taraftaki çalışmaları için iletişimdeydik. Ivo ve ekibiyle daha önce tanışmış olsak da Hans uzun vade için iyi bir eşleşme olacağını söyleyerek, iş yaklaşımıyla bizi bir araya getirdi. Ekipçe DEPO Film’in bu grubun bir parçası olabileceği kanaatine vardık çünkü hem büyük bir grup hem de başından beri ne kadar etkileyici işler çıkardıklarını biliyordum. Grubun bir parçası olma fikri bizi heyecanlandırdı ve Hans’a Ivo ile bir araya gelebileceğimizi söyledim. Cannes’da, nasıl ilerleyebileceğimizle ilgili küçük bir toplantı yaptık ve iyi bir işbirliği olacağı benim nazarımda kesinleşti.
TwentyfourSeven, prodüksiyonda dünyanın önde gelen şirketlerinden biri olmasının yanında deneyim için başka markalar da geliştiriyor. Bu da bizi ayrıca heyecanlandırıyor çünkü biz de Türkiye’de markalarla ve ajanslarla işbirliklerini nasıl daha ilginç kılabiliriz diye düşünüyoruz.
TwentyfourSeven, 12 ülkede faaliyetlerini sürdüren ve büyümeye devam eden uluslararası bir grup. Bu işbirliği ne tür faydalar sağlayacak?
I.V.V.: İki tarafı var diye düşünüyorum. Grubumuza fayda sağlayacağı kesin. Zira büyüme her zaman önemli ama muhakkak doğru insanlarla yapılmalı. Benim için ekip, ne yöne gittiğimizden veya ne yaptığımızdan çok daha önemli ve biz DEPO Film ekibine âşık olduk. Bu da benim Türkiye’de çalışma isteğimi artırdı.

Twentyfour Seven CEO’su Ivo van Vollenhoven
Bulunmak istediğim pek çok ülke var ama doğru ekibi bulamazsam yapmak istemiyorum. Mutlaka benzer düşüncede olmalıyız, aynı değerleri paylaşmalıyız. Geçmişte hatalar yaptık, dersler çıkardık ve bu hatalar bana en başta yüzde 100 emin değilsem işbirliği yapmamayı öğretti. Bu müşterilerimiz için de faydalı çünkü bizim ağımız içinde nereye giderlerse gitsinler aynı standartlarla, aynı mükemmeliyetle, aynı değerlerle karşılanacaklarını biliyorlar. Bu da onlara huzur veriyor.
Daha önce bu tür pek çok ağ kuruldu ve her şey çok farklı olabiliyor. Hizmetin kalitesi ülkeden ülkeye bir hayli değişebiliyor. Bizim mottomuz kaliteyi oldukça yüksek ve sabit tutmak. Bu bizim için çok önemli. Tabii bir de hız konusu var. Bizim ağımızla çalıştığınızda her şeye anında erişiminiz oluyor ve her şey birbiriyle oldukça bağlantılı. Her şeyin çok hızlı hareket ettiği bir dünyada hızlı bir partnere ihtiyacınız var ve bu da müşterilerin işini gerçekten kolaylaştırıyor. Maliyete de yansıyor tabii. Ağ içinde kalırsanız bu başka tedarikçilerle çalışmak, onlara taşeronluk yaptırmak zorunda olan daha küçük oluşumlarla çalışmaya kıyasla çok daha ucuzdur.
E.S.: DEPO’yu kurarken en başta düşündüğüm şey, kalıplara sıkışıp kalmamaktı. Özgür düşünmek istiyordum. Bu yüzden DEPO ekibini oluştururken elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. İşbirliği yapabileceğim, birlikte çalışabileceğim, sektörde daha önce sahip olduğumuz yaklaşımlardan farklı bir yaklaşım ortaya çıkarabileceğim doğru ekibi bulmalıyım diye düşünüyordum. Ivo’nun da kariyerinde aynı şeyi yaptığını düşünüyorum.
Önce bir ekip şeması oluşturursunuz; nasıl ayrışacaksınız, nasıl bir araya geleceksiniz. Tamamladığınızda -ki asla tamamlanmaz, hep devam eden bir süreçtir- doğru ekiple bir aradaysanız genişlemek istersiniz. Nasıl genişlediğiniz ülke bazında ne kadar ileri gittiğinizle ilgili. Türkiye’de pek çok iş yapmaktan mutlu olsak da global ajanslarla ve markalarla da çalışıyoruz. Dolayısıyla yerelde bile olsa projeleri konuşurken global konuşabilmeliyiz. Bu yüzden, bir prodüksiyon şirketi olarak şirketimizi nasıl bir markayla eşleştirebileceğimizi ve şekillendirebileceğimizi düşünüyordum. Tabii bu ekiplerle ve başta kimin olduğuyla da ilgili.
Ivo’yu bir arkadaş olarak görüyorum, ekibinin de ekibimizle iyi anlaşacağını anladım. Ivo ile benim bir araya gelip güzel vizyonlar ortaya koymamız iyi ama ekibin kimyası da önemli ve Cannes’da ya da dünyanın farklı yerlerinde ekibinden insanlarla tanıştığımda onun ekibiyle bizim ekibimizin uyuşacağını hissettim. Mesele sadece iş de değil; iş iştir, bazen kurumsal, bazen sıkıcı ama yine de keyif almanız gerekir ve işinizi yaparken sadece içerideki ekiplerle keyif alabilirsiniz. Bu benim başlangıç noktamdı. Bu şekilde yeni bir vizyonla genişliyoruz.
DEPO Film Kurucusu Ender Sevim ve Twentyfour Seven CEO’su Ivo van VollenhovenBu birliktelik ile halihazırda globalde işlere imza atan DEPO Film de erişim alanını genişletiyor. Şirketin geleceği ve Türk yaratıcı sektörü bu birliktelikten nasıl faydalanabilir?
E.S.: Bizim ortaya koyduğumuz şey, kalıpların dışında düşünme gereksinimi. Markalara ve ajanslara ‘Sadece çekim açısından düşünmenize gerek yok’ diyoruz. Sadece Taksim’de veya İstanbul’un ya da Türkiye’nin bir kısmında çekim düşünmenize gerek yok çünkü grubumuzun geniş bir mekân alternatifi havuzu var.
Eğer gökdelenler arasında yoğun bir yol gibi bir şeyi ya da marka stratejisi ile ilgili bir fikri senaryoya aktarırsanız genellikle ilk olarak çekim yapabileceğimiz mekânları konuşuruz. Türkiye’de güzel çöller, güzel manzaralar, güzel sokaklar ya da hayal edebileceğiniz her şey ile dolu olan bir havuzumuz var ancak elbette diğer ajanslarla ve markalarla bunları kullanmaya alıştık. Yani arka arkaya birçok şey çektiğinizde doğru ama bir bakıma aynı olanları seçmeye başlarsınız.
Şimdiyse TwentyfourSeven grubunun mekân havuzuna anında ulaşabilirsiniz. Şili ile hemen bağlantı kurabiliriz. Meksika, Uruguay, Brezilya veya Barselona, Madrid ya da Londra ile, dünyanın her yeriyle anında bağlantı kurabiliriz. Bu, markalar ve ajanslar için, aynı zamanda da bizim için büyük bir fayda.
Bu mekân tarafıydı; bütçe tarafı da var. Başka bir prodüksiyon şirketinden hizmet almak istediğinizde genellikle ek bir ücret vardır; yani bizim ücretimiz artı onların ücreti. Ajans ve marka olarak büyük bir sayı yığınını karşılamanız gerekir. TwentyfourSeven’ın yaptığı şey, müşterilere karşı tek bir birim, tek bir prodüksiyon şirketi gibi olmasıdır. DEPO bu gruba dahil olduğunda, ajans ve müşteriler Şili’de DEPO tarafından ya da TwentyfourSeven tarafından yönetilen bir şirket olduğunu düşünebilirler. Yani tek bir birim tek bir bütçe söylüyor ki bu ajanslar ve markalar için büyük bir fayda.
I.V.V.: Bence diğer bir konu da çok özel bir yeteneğe, yönetmene ihtiyaç duyan bir proje varsa, bu özel yeteneklerle hızlı erişim yoluyla çalışabileceğimiz. Türkiye’de henüz çalışmamış ve markaların işbirliği yapmak isteyebileceği yeni yetenekleri getirebileceğimiz hissine sahibim. Ve sonrasında yapmak istediğimiz şey, uluslararası markaları, ajansları ve ABD’deki diğer uluslararası prodüksiyon şirketlerini Türkiye’ye iş için getirmek ve bu ülkenin yeteneklerini göstermek; çünkü çok fazla yeteneği var. İnanılmaz bir endüstrisi var. Ve bence bu ülkedeki yetenekler çoğu uluslararası bölgede hâlâ bilinmiyor.
Biliyorum, harika bir film topluluğu var. Netflix burada gerçekten büyük, ancak insanlar bunun aynı zamanda reklama da çevrilebileceğini fark etmiyorlar. Çoğu ülkede yaşadığınız çoğu sorun, film endüstrisinin derinliğinin çok ince olmasından kaynaklanıyor. Slovenya’da veya Portekiz’de yakın zamanda çekim yapmak istiyorlar ama bir yoğunluk olduğunda veya özel bir şeye ihtiyaç duyar duymaz, uğraşmanız gerekiyor. Türkiye’nin çok iyi, yüksek kalitede, çok makul maliyetle prodüksiyon yapabileceğiniz harika bir endüstrisi var. İthal etmeniz gereken çok az şey var ve biliyorsunuz, getirebilirsiniz. Burada günde ortalama 50 ekip çekim yapıyor. Sadece belirli ülkelerin bu becerisi var ve Türkiye onlardan biri.
E.S.: Yurtdışından iş getirmek ekip için de faydalı. Sadece ajanslar ve müşteriler değil, ekip de bu yeni yeteneklerle büyür. Çünkü büyük bir endüstri bu ancak daha fazlasını getirdiğinizde, endüstrinin yetenek tarafı daha fazla kaynayacaktır. Buradan da sadece ajansların ve müşterilerin değil, teknik ya da yaratıcı olan yeteneklerin de faydalanacağına eminim.
I.V.V: Bir de Türk yönetmenleri uluslararası alanda görmek isterim çünkü uluslararası alanda henüz gerçekten temsil edilmeyen harika bir yerel yetenek havuzu var. Almanya’dan, İspanya’dan, İngiltere’den, Fransa’dan, İskandinavya’dan yönetmenlerin küresel olarak temsil edildiğini görüyorsunuz. Ancak Türkler de harika işler yapıyor ve uluslararası tanıtımı hak ediyorlar.
Bildiğimiz anlamıyla prodüksiyon bir dönüşümden geçiyor. Bir yanda, şirketlerin izleyicilerin otantik, duygusal olarak vaatkâr ve bağlamsal olarak alakalı prodüksiyonlar görme arzusunu karşılama çabasında olduğu rekabetçi bir ortam var; diğer yanda ise, belirlenen bir zaman çerçevesinde teknik olarak doğru işler yaratma baskısı ve buna ek olarak yapay zekanın gelişen kabiliyetleri bulunuyor. Bu koşullar altında, prodüksiyonun geleceğinde ne görüyorsunuz?
I.V.V.: Yapay zekâ şu anda yeni kız arkadaş gibi. Yani herkes âşık. Kasabanın yeni, en popüler şeyi. Şu anda bu bir balon. Dot-com balonu gibi bir balon ve bu normal. Şu anda yapay zekâyı deneyimlemek ve ne kadar ileri götürebiliriz, onunla gerçekten bir şey yapabilir miyiz görmek istiyoruz. Ama ben, bu furya bittiğinde, yapay zekâ gündelik hayatın bir parçası olduğunda her şeyle uyum içerisinde var olacağına gerçekten inanıyorum. Tabii bazı şeyleri hızlandırmak, maliyetleri azaltmak konusunda süreçlere müthiş katkılarda bulunacak. Fakat herkesin anlamlı işlerin izleyicide karşılık bulanlar olduğunu fark etmesi oldukça önemli.
E.S.: Ivo’ya katılıyorum. Ek olarak, doğaçlamanın gücüne inanıyorum. Planı yapıp gidip çekim yaparsın ya da komut verirsin gibi değil. Bir şeyler her zaman yolda değişir. İnsanlar her zaman bir şeyleri ihtiyaçlarına göre değiştirirler. Bir şey yapmaya başladığınızda bir şeyin farklı olması gerektiğini fark ettiğiniz anda hareket etmelisiniz. Yapay zekâyla, iyi bir araç olsa da insan kaynaklı doğaçlama alanı kısıtlı.

DEPO Film Kurucusu Ender Sevim
Bir yere gittiğinizde, gözlerinizle arkadaşlarınızı aramaya başlarsınız, çünkü duygusal bağ kurmak istersiniz. Öbür türlü, kimseyi tanımıyorsanız ve birini tanımak istiyorsanız, yalnız bir şekilde telefonunuza bakıp kahvenizi yudumluyorsanız, sizin için eğlenmenin aksine zaman yavaşlar. Bu yüzden hep söylerim, yapay zekâ onunla bir araya gelmek istediğinizde iyi bir arkadaş. Ama bunu yapmak istemezseniz güzel vakit geçirebilmek için en yakın arkadaşlarınızı ararsınız. Bu yüzden, çekim ya da post-prodüksiyon aşamasında hatta yazım gibi yaratıcı taraflarda da her zaman kendiniz olmalısınız. Tabii insanlarla, arkadaşlarla, kimden yardım almak isterseniz onlarla iletişim halinde. Bu yüzden yapay zekâ iyi bir araç ama elinizden geldiğince kullanabildiğiniz sürece.
Brand Week Istanbul’u nasıl buldunuz?
I.V.V.: Ender beni arayıp Brand Week Istanbul’a davet ettiğinde gerçekten tek salon ve alışıldık sayıda katılımcı olur diye düşünmüştüm. Sonra buraya geldim, ilk e-postayı aldım, ana sahnenin boyutunu gördüm ve gerçekten bunu beklemiyordum. Dün akşam tekrar konuştuk ve yine de gözümde canlandıramadım. Bu sabah buraya geldiğimizde, tüm alanı gördüğümde, workshop’ları, konuşmaları, stantları… Gerçekten çok etkileyici. Ekip olarak çok büyük bir şey başarıyorsunuz, bunu her yerde göremezsiniz, gerçekten benzersiz.
Markalardan ve ajanslardan bu kadar destek sağlayabilmeniz de harika. Gerçekten şapka çıkarıyorum. İhtiyaç olan şey bu; bir arada olmak, deneyimler, bağlantılar, fikir paylaşımı… Günün sonunda hepimiz aynı şey için buradayız ve bu anları paylaşmak gerçekten güzel.