Güvenli görünen dijital ilişkiler, insanın temel ihtiyacı olan karşılıklı yakınlığı karşılamaya yetmiyor.
Dijitalleşme ile birlikte ilişkilerin sayısı artarken, gerçek temas ve duygusal karşılıklılık giderek azalıyor. Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, sosyal medya, ekranlar ve yapay zekâ üzerinden kurulan tek taraflı bağların güvenli göründüğünü ancak insan psikolojisi için yeterli olmadığını söylüyor: “İnsan yalnızca güvenle değil, karşılıklılıkla gelişir.”
Sosyal medya, içerik üreticileri ve yapay zekâ ile kurulan ilişkiler, kişiye sürekli bir “ulaşılabilirlik” hissi sunuyor. Ancak bu bağlar çoğu zaman tek yönlü, temas ve derinlikten yoksun. Psikolojide “parasosyal ilişki” olarak tanımlanan bu bağlanma biçimi, reddedilme ve hayal kırıklığı riskini minimize ettiği için giderek daha cazip hâle geliyor.
Klinik Psikolog Yasemin Yalçın’a göre bu ilişkiler, kişinin incinmeden, çaba göstermeden ve belirsizliğe girmeden bir yakınlık hissi yaşamasını sağlıyor. Ancak tam da bu nedenle, gerçek ilişkilerin sunduğu duygusal karşılık ve birlikte düzenlenme (regülasyon) deneyimi eksik kalıyor.
Uzun süre gerçek ilişkilerden uzak kalan bireylerde, zamanla zihinsel ve duygusal bir durgunluk ortaya çıkabiliyor. Yalçın, bu sürecin yaygın yansımalarını şöyle özetliyor: Hayata karşı isteksizlik, karar vermekte zorlanma, erteleme davranışları ve içsel boşluk hissi…
Kişi bir yandan bir şeylere bağlı hissederken, diğer yandan derin bir yalnızlık yaşayabiliyor. Yakınlık ihtiyacı tam olarak karşılanmadığı için gerçek ilişkiler daha yorucu, talepkâr ve riskli algılanmaya başlıyor. Karşılıklı bağ kurmak yerine izlemek, takip etmek ve mesafede kalmak daha “kolay” geliyor. Böylece fark edilmeden konfor alanı daralıyor, ilişki kurma isteği geri çekilmeye dönüşüyor.
İnsan bedeni, temas eksikliğine kayıtsız kalmıyor. Sinir sistemi; dokunma, göz teması, ses tonu ve duygusal karşılık gibi canlı ilişkisel uyaranlarla düzenleniyor. Bu uyaranlar eksik kaldığında ise beden devreye giriyor.
Nedeni açıklanamayan ağrılar, kronik yorgunluk, sindirim problemleri, kas gerginlikleri, çarpıntı ve nefes darlığı gibi psikosomatik belirtiler, bu dönemde daha sık görülüyor. Yalçın’ın ifadesiyle: “Duygular ifade edilemediğinde ya da ilişki içinde yaşanamadığında, beden konuşmaya başlar.”
Yapay zekâ ile kurulan bağlar da bu yeni ilişki biçiminin dikkat çekici örneklerinden biri. Her zaman ulaşılabilir, yargılamayan ve kırıcı olmayan bir iletişim sunmaları, bu ilişkileri cazip kılıyor. Ancak Yalçın’a göre insan sinir sistemi yalnızca başka bir canlı sinir sistemi ile gerçek anlamda düzenlenebiliyor.
Yapay bağlar geçici bir rahatlama sağlasa da, kalıcı denge ve psikolojik iyilik hâli ancak gerçek ve karşılıklı ilişkilerle mümkün.
Yakın ilişki kurmanın romantik bir beklenti değil; psikolojik ve biyolojik bir ihtiyaç olduğunu vurgulayan Yalçın, zihinsel, duygusal ve bedensel iyi oluşu değerlendirirken şu sorulara da bakmak gerektiğini söylüyor:
Kişi nasıl bağlanıyor? Nerede temastan kaçıyor? Hangi alanlarda yalnız kalıyor?
Çünkü insan, yalnızca izleyerek değil; temas ederek ve karşılık bularak var oluyor.