Bir suç durumumuz var

21’inci yüzyılın en çok tüketilen hikâyeleri artık suç dosyalarından ve mahkeme kayıtlarından çıkıyor. Talebin ardındaki tetikleyici merak mı, empati mi, haz mı? Yoksa her kurgunun giderek gerçek adaletin yerini alması mı?

“Bugün herkes o kadar çok CSI izliyor ki, olay yerinde kanıt bulmak bizim için her geçen gün daha da zorlaşıyor.”

Bu sözler, bir suç dizisinde FBI yöneticisinin ağzından dökülüyor. Ancak söyledikleri, yalnızca kurgu evreniyle sınırlı değil. Gerçek dünyada da Walter White’tan olay mahallini sterilize etmeyi, Dexter’dan delilleri temizleyerek ya da yerleştirerek anonim bir zanlıyı belirli bir profile dönüştürmeyi öğrenen milyonlar var. Hayat, binlerce yıllık mimetik döngüyü tersine çevirerek sanatı taklit ediyor sanki. Bu yapımların doğrudan suç teşebbüsüne yol açtığını söylemiyoruz elbette ancak suç sözkonusu olduğunda, tüketicinin bilgiye duyduğu arzu ile tüketime yönelik iştahı iç içe geçiyor. Üstelik bu sadece medya ile sınırlı değil.

Bu satırlar kaleme alınırken, Charles Manson’ın Svastika kolyesi 12 bin dolardan, Ted Bundy’nin el yazması hapishane mektubu 4 bin 500 dolardan, Plainfield Kasabı Ed Gein’in ilk kez gazetelerde yayımlanan duruşma fotoğrafı ise bin dolardan alıcı buluyor. “Suç ve suçlu” temalı koleksiyonlara adanmış sayısız açık artırma platformu çevrimiçi olarak faaliyet gösteriyor. Adaleti hukuk sisteminde bulamayan mağdur yakınlarının kurduğu forumlarda, zanlıları birbirine bağlayan hararetli tartışmalar dönüyor. Suç muhabirliğinden araştırmacı dedektifliğe evrilen binlerce kariyer şekilleniyor.

Kısacası, 21’inci yüzyılın yükselen pazarlarından biri hem kurgu suç hem de gerçek suç. Ve bu pazar, sadece karanlık hikâyeleri değil, onları anlamaya yönelik doyumsuz merakı da besliyor.

Tarihler, formüller ve adalet

Suç ve suçlulara duyduğumuz merakın kökeni epey eskilere dayanıyor gibi görünüyor. Yuval Noah Harari’nin son kitabına-Neksus: Taş Devrinden Yapay Zekâya Bilgi Ağlarının Kısa Tarihi- göre, matbaanın icadının ardından “çok satan” mertebesine ulaşan ilk eserlerden biri, cadıların nasıl avlanıp öldürülmesi gerektiğine dair öneriler sunan Malleus Maleficarum olmuştu. Ardından, suçlulara dair ballad’lar ve bildiriler dönemin medyasında uzun süre geniş yer buldu. O kadar ki, Charles Dickens 1849 yılında aşığını öldürmekle suçlanan Maria ve kocası Frederick’in halka açık idamını izledikten sonra dehşetini şu sözlerle dile getirmişti: “Güneşin altındaki hiçbir putperest ülkede, o infaza toplanan devasa kalabalığın sergilediği kötülük ve yüzeysellik kadar akıl almaz bir manzaraya rastlanamaz.” Bu cinayetle ilgili yayımlanan hikâyeler Londra’da 2,5 milyon kişiye ulaşmıştı. Yıllar sonra Dickens, Kasvetli Ev romanındaki karakterlerden birini doğrudan Manning’lerden esinlenerek yaratacaktı. 19’uncu yüzyılda tabloid gazetelerin doğuşuna yol açan da seri katil Karındeşen Jack olmuştu.

Bu tür hikâyeler, uzun süre boyunca, adaletin tecelli ettiği ve ahlaki normların pekiştirildiği anlatılar olarak toplumun ilgisini cezbetti. Ancak Edgar Allan Poe, suçu yalnızca cezayla değil, gizem ve zekâyla örerek farklı bir boyuta taşıdı. Suç edebiyatına kazandırdığı üçlü formülle -işlenmiş bir suç, saklı kalan bir hakikat ve bu gizemi çözecek keskin bir zihin- türün bugün hâlâ geçerli olan haz ekonomisini inşa etti. Gizemi çözen keskin zihin, önce bir dedektif, sonrasında teknoloji oldu. Bugünse seyirci de çözüm sürecinin bir parçası.

Aydınlıktan karanlığa bir duygulanım sarkacı

Parrot Analytics verilerine göre, 2023’te küresel ölçekte en çok tüketilen alt tür suç dramalarıydı. Peki, 21’inci yüzyıl izleyicisi neden bu karanlık hikâyelere tutkuyla bağlanıyor?

Psikologlardan sosyologlara, edebiyatçılardan kriminologlara kadar farklı disiplinlerden uzmanlara göre bunun birçok sebebi var. Katillerin nasıl o noktaya geldiğini anlamaya çalışmak; işlenen suçun yöntemlerini çözerek kendimizi -özellikle kadınlar için- benzer tehlikelerden koruma isteği; güvenli bir ortamda korku yaşama ve bunun yarattığı duygusal boşalım (katarsis); suçlunun yakalanıp adaletin yerini bulmasıyla dünyanın hâlâ yaşanabilir bir yer olduğuna dair inancımızı tazeleme ihtiyacı bunlardan yalnızca birkaçı. Sosyal medyada özellikle faili meçhul vakalar üzerine yürütülen tartışmalar da kolektif bir aidiyet hissi yaratıyor.

Daha derin ve karanlık dürtülerimiz ise daha sarsıcı açıklamalar sunuyor. Uzmanlara göre, suçluların bastırılmamış, ilkel dürtülerine teslim olabilmesi, bizde bir tür özgürlük duygusu uyandırabiliyor hatta kimi zaman empatiyi tetikliyor. Kurbanlara dair duyduğumuz voyöristik merak, onların yerine biz olmadığımızı fark etmekle birlikte bir tür hazza dönüşüyor – tedirgin edici lakin dürüst bir haz.

Küresel hareketlilik

Ampere Analysis verilerine göre, suç ve gerilim içerikleri Netflix, Amazon Prime, Apple TV+, Disney+, Max/HBO Max ve Paramount+ gibi küresel yayın devlerinin içerik stratejisinde temel bir yere sahip. 2020 yılında bu içerikler, tüm kurgu içeriklerin yüzde 20’sini oluştururken 2024 bitiminde oran yüzde 32’ye yükseldi. Suç dizilerinde başı çeken ABD olsa da platformların yeni siparişlerinde Batı Avrupa liderliği ele geçirmiş görünüyor. 2024 yılında tüm yeni siparişlerin yüzde 43’ünün üretim yeri olan Batı Avrupa’da özellikle İngiltere, avantajlı prodüksiyon maliyetleri, vergi teşvikleri, nitelikli insan kaynağı ve İngilizce konuşulan bir ülke oluşuyla gözde ülkelerden biri konumuna ulaştı. Kuzey Amerika yeni yapımlar sözkonusu olduğunda 2020 yılındaki yüzde 55 pay sahipliğinden yüzde 31 pay sahipliğine geriledi. 2024 yılında her iki ülke de ilk kez eşit sayıda üretime -21 yeni yapım- ev sahipliği yaptı. Elbette adetsel olarak yayını devam eden suç ve gerilim içeriklerinin hâkimi olmayı sürdüren ve en sadık hayran kitlesine sahip olan pazar ABD. Pek çok tüketici içgörüsü de ABD toplumuna yönelik.

Acı ‘gerçek’ suçlar

İzleyicisinde en çok empati uyandıransa bu türün alt kategorilerinden “gerçek suç.” Edison Research’ün geçtiğimiz Eylül ayında yayımladığı The True Crime Consumer Report çalışması, ABD nüfusunun yüzde 84’ünün TV, film, sosyal medya ya da podcast gibi mecralarda gerçek suç içeriği tükettiğini, podcast dinleyicilerininse gerçek suç içeriklerine en fazla bağlılık ve etkileşim gösteren grup olduğunu gösteriyor ki podcastlerin bu janrın gelişiminde önemli bir rol üstlendiğini belirtmek gerek. Gerçek suç içeriklerini podcastler üzerinden tüketenler, diğer mecralar üzerinden tüketenlere nazaran 4,4 kat oranında daha fazla olaylara dair ipucu ve bilgi paylaşıyor; 3,3 kat oranında daha fazla bir dava ya da olayla ilgili dilekçeye imza atıyor; 1,8 kat oranında daha fazla çevresindeki olaylarla ilgili farkındalık yaratmaya çalışıyor. Podcast dinleyen gerçek suç takipçileri finansal olarak da daha cömert: 3,6 kat oranında doğrudan bir kuruma veya davaya daha fazla bağış yapıyor; 3,3 kat oranında mağdurlara veya yakınlarına maddi daha fazla destek veriyor. Tüm gerçek suç tüketicilerini bu içeriklere yönelten motiflerse, gizem çözmeyi sevmeleri (yüzde 50), gerilim ve heyecan (yüzde 50), suç psikolojisi (yüzde 49) ve olaylardaki adli tıp süreçleri (yüzde 48). En çok ilgi gören temalarsa cinayet (yüzde 65) ve seri katiller (yüzde 60). Podcast dinlemeyen gerçek suç hayranlarının yüzde 45’i podcastlerin yerel olaylara odaklanması durumunda dinlemeye açık olacaklarını paylaşıyor. Türkiye’de ise bu janrın yerel üretimleri hâlâ sınırlı. Dijital platformlarda en çok izlenen yapımlar arasında seri katil temalı içerikler üst sıralarda yer alsa da Türkiye’de gerçek suç merakı daha çok televizyonun kriminal reality show’larında karşılık buluyor gibi görünüyor.

Suçlu peşinde koşmak

ABD’li rapçi Sean John Combs, sahne adıyla Diddy hakkında açılan davanın sonuçlandığı bugünlerde, adaletin ötesinde başka bir soru zihinleri kurcalıyor: Bu karanlık hikâyenin haklarını hangi yayıncı alacak ve yakın gelecekte bu anlatıyı nasıl bir içeriğe dönüştürecek? Eğlence endüstrisinin, suçluların ve mağdurların hikâyeleri peşinde koşan yüzlerce yapımcısıyla bu alana ilgisi yoğun. Ancak bu ilgi, ahlaki açıdan önemli tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Suç mağdurlarının yaşadığı acıların ve travmaların, kitlelere sunulan birer “izlenebilir içerik”e dönüşmesi; mahremiyetin ihlali, hikâyelerin tek taraflı anlatılması ve kamuya mal olmuş davalarda mağdurlardan ya da yakınlarından izin alınmaksızın prodüksiyona başlanması gibi pek çok dilemmayı gündeme taşıyor. Bir başka deyişle, gerçek suç içerikleri yasal boşluklar ve etik sorumluluklar arasında sıkışan bir alan. Dolayısıyla bu içeriklerin ekrana taşınmasının hemen ardından açılan tazminat davaları artık sıradan bir durum.

İlgili İçerikler