CMO Future Business Symposium’un bu yılki teması, son yılların en insani ve gerçekçi sorusu: WTF?! Bu bir felç hali değil, bir uyanış da olabilir.
Ne aradığımı bu dünyada kime sorabilirim, var mı bilen? Dört, herkes için dört mü? Eşit mi bütün yediler?
Bir tutuklunun düşlediğiyle seni aydınlatan ışık aynı mı?
Pablo Neruda, Sorular Kitabı’nı 1973’te, Şili’de darbe arifesinde yazmıştı. Şili’nin neoliberalizmin ilk deney laboratuvarına dönüşmesini başlatan o süreç kapkaranlıktı. Yarım asır sonra, neoliberalizm küresel bir işletim sistemi. Ama bu karanlık işletim sistemi de çözülüyor ve yerini daha da karanlığına bırakacak gibi görünüyor. Üstelik bu kez tüm dünya için. Yani, sorularımız hâlâ var ve bunlar hâlâ zor sorular.
Türkiye olarak bizim coğrafyamızda da anlamın kaydığı, soruların biriktiği bir dönemdeyiz. Ortadoğu yeniden kızışırken, ekonomik belirsizlik kronikleşirken, toplumsal müştereklerimiz çözülürken ve teknoloji giderek ivme kazanırken CMO Future Business Symposium’da beş yıldır konuştuğumuz o “kriz” ve “kritik” hali aslında hiç bitmedi. Her seferinde de beklemediğimiz bir formda gelmeye devam ettik. Bu yüzden beş yılın sonunda WTF?! temasında, “Tüm bunları adlandırabilen, geleceği görebilen var mı?” çağrısıyla buluşuyoruz.
Bildiğiniz gibi, her yıl sempozyum sonrasında bir manifesto yayımlıyoruz. Beş yıllık manifestoları geriye dönük okuduğumda, her birinin derin içgörüler ve haklı çıkan öngörülerle dolu olduğunu görüyorum. Aynı zamanda her yıl bir öncekinin üzerine koyarak ilerlerken, bir yandan da bir şaşkınlık biriktirdiğimizi fark ediyorum.
Beş yılda veri okuryazarlığımız arttı, analitik yetkinliklerimiz katlandı. Pazarlama departmanları artık veri bilimcilerle çalışıyor, yapay zekâ modelleri tüketici davranışlarını anlık izliyor. Ama bu veri bolluğu içinde “ne anlama geldiğini” söylemek giderek zorlaşıyor.
Üretken yapay zekâ, içerik üretimini demokratikleştiriyor. Artık herkes bir kampanya fikri üretebilir, her marka saniyeler içinde yüzlerce varyasyon yaratabilir. Ama aynılıklar da bu kadar arttı. Teknolojinin olanaklarıyla özgünlük arasındaki mesafe açılıyor.
Her şey hızlandı. Kararlar daha çabuk alınıyor, kampanyalar daha hızlı hayata geçiyor, geri bildirim döngüleri kısalıyor. Ama hız, gidilecek yönü belirlemiyor. 2022’de “CMO zamana değil, hıza dayanıklı olmalı” diyorduk. Şimdi ise hız o kadar arttı ki, dayanıklılık bile yetersiz kalıyor. Çünkü hızın kendisi bir amaç haline geldi. Ne kadar hızlı olduğumuzu konuşuyoruz, nereye gittiğimizi değil.
2022’de “yeni hikâyeye ihtiyaç var” diyorduk. 2023’te “yeni hikâyede CMO’lara görev düşüyor” vurgusunu sahiplendik. 2024’te “iyi’yi yeniden inşa etmek” gerektiğini söyledik. 2025’te ise “mağduriyete değil makuliyete yatırım yapmayı” önerdik.
Bu yıl da yeni şeyler söyleyeceğimize inanıyorum. Çünkü WTF?! hali, bir felcin adı olmak zorunda değil. Bir uyanışın adı da olabilir. İyi sorular sorabilmek de bizi daha uyanık tutar. Stratejilerimiz çözülüyor olabilir. Bununla birlikte, stratejik sezgilerimiz de güçleniyor.
Bu yazıyı burada noktalayayım. Zira WTF?! haline nasıl ulaştığımızı belirli metrikler üzerinden yüz yüze buluşmamızdaki sunumumda paylaşacağım.
Sorularımızı yanımızda getirelim, cevapları birlikte buluruz. Nisan 16’da Antalya’da buluşmak üzere…