8 Mart: Bir oran değil, bir itiraz

8 Mart’ta kadınlara dair verilere bakmak kolay değildir. Çünkü bazı sayılar yalnızca sayı değildir.

Veri Enstitüsü olarak topluma “Kadın olmak zor mu kolay mı?” sorusunu yönelttik. Toplumun yüzde 78’i kadınların ise yüzde 85’i “zor” ya da “çok zor” dedi.

Bir kadın yönetici olarak uzun yıllardır araştırmalar yönetiyorum. Yüzlerce tablo gördüm. Yüzdelerle yaşadım. Ama bazı oranlar mesleki değil, kişisel çarpar. Yüzde 78, bir veri değil, bir ağırlık. Sabah evden çıkarken hissedilen temkin. Toplantı masasında kendini bir kez daha kanıtlama ihtiyacı. Akşam eve dönüş saatini planlarken yapılan güvenlik hesabı.

Eşitlik bir kalp atış hızıdır

Aynı araştırmada kadınlara “Gece yalnız yürürken kendinizi güvende hissediyor musunuz?” diye de sorduk. Her iki kadından biri “hiçbir zaman” ya da “nadiren” yanıtını verdi. Eşitlik çoğu zaman büyük kavramlarla konuşulur. Temsil oranları. Ücret farkları. Cam tavanlar.

Oysa eşitlik bazen kalp atış hızıdır. Gece bir sokakta yürürken. Bazen bir annenin kızına söylediği “geç kalma” cümlesinin tonudur. Bazen genç bir kadının hayal kurarken kendine koyduğu görünmez sınırdır.

‘Kadın işi’ vs. ‘Erkek işi’

Aradan geçen 17 yılda saha sonuçlarını okurken şunu öğrendim ki sorun kapasite meselesi değil. Araştırmamızda kadınların iş hayatında hak ettikleri yere gelememelerinin başlıca nedenleri sorulduğunda en yüksek iki yanıt şuydu: Ev içi sorumlulukların yükü ve “kadın işi/erkek işi” algısı.

Bu iki cevap, yapısal gerçeği açıkça gösteriyor. Kadınlar yalnızca kariyer inşa etmiyor.

Aynı zamanda evin görünmeyen koordinasyonunu, ev işlerinin organizasyonunu ve duygusal emeği taşıyor. Bordroya yazılmayan bu emek nedense hayatın her yerine yazılıyor.

Yıllar içinde çalıştığım ya da gözlemlediğim birçok genç kadında ortak bir refleks gördüm:

“Yeterince iyi” olmak yetmez. Biraz daha iyi olmak gerekir. Bu refleks tesadüf değil.

Toplumsal hafıza.

Yüzde 83’ün gücü

Yine de tablo yalnızca karanlık değil. Toplumun yüzde 83’ü toplumsal cinsiyet eşitliğini “önemli” ya da “çok önemli” bulduğunu söylüyor. Bu oran benim için umut. Çünkü değişim yalnızca haksızlığın büyüklüğüyle değil, ortak değerle mümkün.

Eşitlik artık marjinal bir talep değil, toplumsal bir beklenti.

8 Mart benim için romantik bir gün değil. Bir ölçüm günü. Kendime her yıl aynı soruyu soruyorum: Bir sonraki araştırmada hangi oranı değiştirebilmiş olacağız?

Yüzde 78 düşecek mi? Gece yürürken “güvendeyim” diyen kadınların oranı artacak mı?

Bir kadın, bir araştırmacı ve bu toplumun bir yurttaşı olarak şunu biliyorum: Veri gerçeği saklamaz. Ama değişimi garanti etmez. Değişim, o veriye bakıp rahatsız olmayı seçtiğimiz anda başlar.

Belki bugün hâlâ zor. Ama bu ülkenin kadınları yalnızca zorlukla tanımlanmayacak kadar güçlü. Ve bir gün, araştırma tablolarında “zor” oranı düştüğünde, işte o zaman 8 Mart gerçekten kutlanacak.

Künye: Araştırma, 6–11 Şubat 2026 tarihleri arasında, 18 yaş ve üzeri nüfusu temsilen 3.192 kişi ile FikriMühim Platformu üzerinden çevrimiçi anket yöntemi (CAWI) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın hata payı 95 güven düzeyinde ±1,74, 99 güven düzeyinde ise ±2,28’dir. *Yanıtlar Türkiye temsilidir.