Site icon MediaCat

Selim Ünlüsoy’un gözünden SXSW 2021

Selim Ünlüsoy'un gözünden SXSW 2021

South by Southwest (SXSW) geçtiğimiz yıl pandemi nedeniyle ara vermek zorunda kaldığı yolculuğuna bu yıl çevrimiçi dünyada devam etti. SXSW Online 7 ana tema temelinde 230’dan fazla oturuma ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, Selim Ünlüsoy da kendi deyimiyle krizi fırsata çevirdi ve Bodrum’a kapanarak konferansı takibe koyuldu. Her günün ardından SXSW notlarını birer Z raporunda derledi, dileyen herkesin faydalanabilmesi adına raporları LinkedIn ve Instagram hesaplarından paylaştı. Yetmedi, geçtiğimiz hafta Clubhouse odamıza konuk oldu; Pelin Özkan, Gülay Özkan, Ertuğ Tuğalan, Murat Göllü ve Yalçın Pembecioğlu ile birlikte SXSW deneyimlerini paylaştı. Yine yetmedi, SXSW çıktılarını MediaCat.com’a taşıma teklifimizi kırmadı, Z raporlarına ek olarak fikirlerini yeni satırlarla zenginleştirdi. Hatta tüm bunları çiçeği burnunda podcast kanalı “Olan Güzeldir”de seslendirdi. Baştan söyleyelim, ilerleyen dakikalarda sizleri bekleyen satırları Spotify’da da dinleyebilirsiniz.

Bundan sonrasında söz Selim Ünlüsoy’da.

Ogilvy İstanbul ECD’si Selim Ünlüsoy

Selim Ünlüsoy’un gözünden SXSW 2021

Toplam 11 kere Cannes’a gitmişim ama yaratıcı endüstrilerin oyun bahçesi SXSW’e bu yıl ilk defa katıldım. Fiziksel olarak Austin’de olabilseydim, konferansı bu kadar verimli geçirmem mümkün olmazdı. İster istemez öğlen şu kafede akşam şu barda “aaa neymiş bu dükkân” derken seanslar bir bir kaçacaktı. Madem Austin kapalı, ben de kendimi Bodrum’a kapadım ve 6 güne özel 6 rapor yayınlayarak, toplamda 250’nin üzerinde hikâyeyle bu deneyimi sizlerle paylaştım. Krizi fırsata çevirmek, zoraki de olsa böyle bir şey sanırım. Müthiş geridönüşleriniz oldu; hani denir ya, “Hayır, ben teşekkür ederim!”.

Trend raporlarını çok sıkıcı buluyorum. Yeni içerik tüketimi alışkanlıklarını göze alarak hazırladım bu yapıyı. Daha atıştırmalık olan bu formatın sindirimi de daha kolay oluyor. “Infotainment” denirdi bir ara, onun gibiyiz biraz. Doğadan bahsederken koala olarak video not düşebilmek, startup’lardan bahsederken unicorn olarak konuşmak eğlenceli. Henüz bakmadıysanız, Instagram’ıma beklerim.

Şimdi gelin tüm festivale yukarıdan bir bakalım.

Şöyle geride durup her şeye uzaktan baktığımda, vardığım en büyük tema “disiplinlerin füzyonu” ve “hümanizme dönüş”. Müzik endüstrisinin oyun sektörüyle füzyonu, biyoteknolojinin 3D yazıcılarla buluşması, tasarımın doğayı merkeze alışı, TikTok’la haberciliğin başka bir form alması gibi üst başlıklar da sıralamak mümkün.

İlk gün

Çoklu gerçeklik varlıkları halini aldık. Bu, hemen her şeyde olduğu gibi, büyük fırsat ve tehlikeleri birlikte getiriyor. Tek bir gerçeklikle baş edebilmeyi tam öğrenememişken diğerlerini nasıl dengede tutacağımız bir merak konusu. Yalnızlığımızı bizim gibi diğer organik varlıklarla giderebilmek yerine tam da duymak ve hissetmek istediklerimizi bize besleyen algoritmalara teslim ettiğimizde nasıl bir sonuç doğacak?

Meta-insanlar, dijital ortamda biz ne kadar gerçeksek onlar da o kadar gerçekler artık. Piksellerin hâkimiyeti onların ellerinde. Şimdilik bir kısmı bize “yardım etmek” için burada; bir kısmı takipçileri olmamızı, dikkat ekonomimizden pay çalmak istiyor. Sonra? Hemen küçük bir kehanet bırakıyorum buraya: yakın gelecekte işveren olacaklar. Onların kurdukları şirketlerin insanlarınkinden daha verimli olması beklenir ama beklenmediği kadar adil de olabilirler.

Öte yandan insan ve makine arasındaki veri ve komut akışını fiziksel sınırlamaların ilerisine geçirmek için bir çok adım atılmış durumda. Neuralink ve Facebook işin öncüleri. Bu kontrol teknolojileri günlük hayatımıza girdiğinde, bir cihazdan bir şey yapmasını istemeyi düşünmek, onun o şeyi yapması için yeterli olacak. Uzun vadede bu, dillerin makinalar üzerinden gerçekleştirilen telepati altında çözülmesi demek. Küresel tek bir dile gelecek yüzyılda varabileceğimizi düşünüyorum.

İlk günün Z raporunun tam haline buradan ulaşabilirsiniz.

İkinci gün

“Birkaç büyük oyuncunun sunduğu araç-teknolojiler, ortak paydada buluşabileceğimiz bir kültür teknolojisinin yaratımını engelliyor” müthiş bir tespit. Zaten en iyi içgörüler, biz balıklara denizin farkına vardıran bakış açılarından geliyor. Bruce Mau’nun “yaşam odaklı tasarım” dediği şey biraz da bu aslında. Yani insanları değil yaşamı merkeze alan bir bakış açısı. Burada da girişimcilik dünyasında sıklıkla bahsedilen unicorn olgusuna yeniden bakmak lazım bence. Geleceğin endüstrisinde 1 milyar dolara ulaşanlar mı kazanmalı yoksa ısrarla ekolojik hayatı merkeze alanlar mı?

Gaming ve müzik sektörleri arasında eskiden beri görülmez bir bağ var. Herhangi bir oyundan bahsettiğimizde her ne kadar öncelikle görsel varlığından bahsetmek istesek de sesin görüntünün -en azından- yarısı olduğunu çok iyi biliyoruz.

Burada Fortnite ile Travis Scott örneğini bahsetmeden geçemeyiz. Ama asıl ilgilenmemiz gereken bir kullanıcı gözünden müthiş bir deneyim olduğundan bahsetmekten çok Fortnite’ın sahibi Epic Games’in dünya turnesine çıkan dev sanatçılar için bir konser alanı olmaya aday olması. Bu, zaten pandemiyle birlikte değişmek zorunda kalmış canlı müzik endüstrisi için bambaşka fırsatlar demek.

2023’te gaming’in dünya çapında 200 milyar doları bulması bekleniyor. Ama gaming sadece bir endüstri değil. Cherie Hu, gaming’in aynı zamanda bir yaratıcı anlatım aracı, sosyalleşmek için “üçüncü yer” ve lifestyle marka outlet’i olduğunu söylüyor.

Harari her zamanki gibi beyin nöronlarımızı mıncıklıyor. “Sarılma” üzerine bir seri yapmıştım, Instagram’ımda öne çıkan hikâyelerde olarak bulabilirsiniz. Onun üzerine çok güzel oturan bir laf etti: “AIDS seksi nasıl öldüremediyse, COVID -19 da sarılmayı öldüremeyecek” diyor. Aynı zamanda fake news akımına, teknolojinin asla sadece pozitif etkisi olmayacağına, beyinlerimiz için bir anti-virüs programının ihtiyacına, ekonominin tamamen bir balondan ibaret olduğu ve geleceğe dair büyüme beklentisi üzerine kurulu olduğuna değiniyor.

İkinci günün Z raporunun tam haline buradan ulaşabilirsiniz.

Üçüncü gün

SXSW’in güzelliklerinden biri de pitch’ler. Konu kümeleri bile ilham veriyor:

  • Yapay Zekâ, Robotik & Ses
  • Teşebbüs ve Akıllı Veri
  • Eğlence, Oyun & İçerik
  • İşin Geleceği
  • Sağlık ve Giyilebilir Teknolojiler
  • İnovatif Dünya
  • Akıllı Şehirler, Ulaşım ve Lojistik
  • Sosyal ve Kültürel

Finale kalan ve kazanan fikirleri incelemenizi öneririm. Finalistleri bazı Z raporlarının içine yedirdim ama kazananları beşinci günün Z raporunda bulabilirsiniz.

Okyanus Hikâyeciliği seansında James Cameron, NatGeo ile birlikte yaptıkları projede toplanılan her görüntünün okyanuslardan bir hediye niteliğinde olduğunun altını çizdi. Balinalar sandığımızdan çok daha özel varlıklar. Mesela insanlar gibi çocuk yetiştirme şekilleri, özgün yiyecek tercihleri, şarkı yarışmaları ve dillerinde lehçeleri var. Brian Skerry “Belki de kültür lensiyle insanların bu okyanusa bakış açılarını değiştirebiliriz” diye ekledi.

Kanadalı tasarımcı ve eğitmen Bruce Mau, yeni kitabı MC24’ü tanıttı ve “yaşam odaklı tasarım” felsefesinde neden insanları merkeze koymadığını açıkladı. Pozitif bir gelecek için empatinin gerçek anahtar olduğuna inanıyor. Hemfikir olmamak mümkün mü?

Konferansı ara ara VR ortamında da takip etme fırsatı buldum. Burada lafı uzatmıyorum ama geçen yüzyılın ortalarında televizyonun yaptığı, cep telefonlarının yaptığı kuantum zıplamasını yineleyecek bir teknoloji. Gelecek 10 yıl içerinde herkesin evinde en az bir set bulunacağından eminim. “Empati makinesi” denilen bu gerçeklik bükücüler bağış toplama konusunda geleneksel yöntemlere kıyasla iki kat daha etkili kabul ediliyorlar.

Üçüncü günün Z raporunun tam haline buradan ulaşabilirsiniz.

Dördüncü gün

Dördüncü günün öne çıkan güzelliği, yeni jenerasyonun kendi gerçeklerini yeni medya araçları üzerinde kullanış biçimiydi benim için. TikTok’a sadece kısa dans videoları arşivi olarak bakanların bu seansa dikkat etmelerini tavsiye ederim. Video örnekleri Instagram’da, öne çıkan hikâyelerde dördüncü gün içerisinde mevcut.

Aralıksız teknoloji ve iletişim seanslarından bir nefes alıp; bedene, duyulara, kokulara dönmek çok iyi geldi. Tarih boyunca hayatta kalma derdiyle eşgüdümlü ilerleyen beslenme ihtiyacı bugünün gerçekliğinde bir anlamda “ne yemediğinize” bakıyor. Sağlıklı beslenebilmek modern insanın en büyük konusu. Küresel iklim krizinin en büyük etkenlerinin başında beslenme alışkanlıklarımız geliyor. Seaspiracy belgeseli de bunu kanıtlar nitelikte. Bitki bazlı yiyeceklerin sunduğu tat paletinin acilen genişlemesi gerekiyor.

Çin başkanı Jinping, içinde bulunduğumuz onyılda yapay zekâ konusunda dünyanın bir numaralı lideri olacağını iddia ediyor. Yapay zekâyı ayrı bir program ya da bilinç olarak görmemek gerekiyor. Dahil olduğumuz bütün gerçekliklerde her şeyin kapısı yapay zekâya açılıyor. Artık programları yazmıyor, onları eğitiyoruz.

Dördüncü günün Z raporunun tam haline buradan ulaşabilirsiniz.

Beşinci gün

Başıma bir şey gelmeyecekse, söylüyorum: Kenevir bitkisi ve ondan üretilen ürünlerin endüstrisi hakkında büyük bir lobi faaliyeti vardı SXSW’de. Senatörlerden tarım bilimcilerine, tekstile, güzellik sektörüne kadar birçok alanda yansıması var. Sürdürülebilirlik ve karbon ayak izi alanında da büyük avantajları olduğunda bahsediliyor. Öylesine ki, bulunduğu rakıma bağlı olarak 1 hektarlık kenevir 10 hektarlık orman kadar karbon temizleyebiliyor deniliyor. Gerçekten bu bitki yıllardır yanlış mı anlaşıldı?

Kodlamayı bir yabancı dil olarak okutan okullar olduğunu biliyoruz. No-Code akımı, size kodlama dilini öğretmeden dijital deneyimler tasarlatmaya kararlı. Bu konunun heyecan verici tarafı neler yapılabileceğinden öte, kimin yapabileceği konusu. Ratatouille filmindeki “anyone can cook” perspektifinde de olduğu gibi…

Beşinci günün Z raporunun tam haline buradan ulaşabilirsiniz.

Altıncı gün

“Daha iyi bir beyine yolculuk” neredeyse her SXSW seans başlığı gibi oldukça ilgi çekiciydi benim gözümde. İçeriği de hayal kırıklığına yol açmadı. Çoğumuzun her gün kayıtsızca yaptığı birçok “basit” hareketin aslında bazıları için ne derece büyük zorluk olabileceğini düşünün. İnsanlık tarihi boyunca kelimenin tam anlamıyla “engelli” bireyler olarak bakılanlara gıpta ile bakmaya hazır olun. Çünkü yarı robotlar günümüzün bir parçası artık. Öyle ki, bence ileride uzuv ve eklemlerini geliştirebilmek için insanlar bilerek ve isteyerek bıçak altına yatacaklar.

Artan gerçeklik düzlemleriyle başa çıkabilmek adına XR denilen gerçeklikler bütününe atfedilmiş en ulvi bağlam “empati” olabilir. Oculus’u bünyesine katan Facebook’un katılımıyla birlikte platformun ticarileştirilmesinden korkuluyor. Ama korkunun ecele faydası olmayabilir. İnternette varlığımız son 20 senede anonimden gerçek kimliklerimize çekildi. VR hâlâ genetik piyangomuzun dışında, kendimizi tam anlamıyla olduğumuz gibi yansıtabileceğimiz bir platform. Yakında değişebilir tabii.

Deepfake’lerin, fake news’ların kol gezdiği bu “post-truth” dünyasında demokrasi hâlâ hayatta kalabilir mi? Dezenformasyonun sıkıcı gerçeklerden yedi kat hızlı yayıldığı söyleniyor. Başarısını aldığı klikler üzerine ölçenler bu zehre ne ölçekte karşı koyabilirler, bilinmez ama bir gerçeklik krizinde olduğumuz şüphesiz. Özel şirketlerin yeri geldiğinde devletlerin en tepelerindeki insanları susturabilir hale gelmesi, bunun pozitif ve belki negatif etkileri üzerine uzun uzadıya düşünmek gerek.

Altıncı günün Z raporunun tam haline buradan ulaşabilirsiniz.

Exit mobile version