Site icon MediaCat

‘Gürültüyü seviyoruz’

Network ajanslarının hantallaşan yapısına ve sektördeki tek tipleşmeye karşı bir alternatif sunmak isteyen Freed; Onur, Serdar ve Ataberk tarafından kurulan taze bir kreatif kolektif. Yaratıcılığı sadece bir “verimlilik” kalemi olarak görmeyi reddeden bu ekip, “vasatlıktan korkmak” prensibini işlerinin merkezine koyuyor. Tasarımın ve özgün fikrin gücünü yeniden hatırlatmayı hedefleyen Freed’in yolculuğunu gelin bir de onlardan dinleyelim.

Freed nasıl ortaya çıktı?

Onur Hakan Bal: Yola üçümüz çıktık, üçümüz de kreatifiz.

Ataberk H. Akalın: Freed’i resmi olarak yaklaşık dört beş ay önce kurduk. Ama “official” olmadan önce de çalıştığımız bir yılımız var. Aklımızda bu yola girmek vardı ama ajans kurmadan önce hepimiz farklı deneyimler elde etmek istedik. Kendi işimizi kurmayı öğrenelim diye önce şahıs şirketleriyle çalışmaya başladık. Büyük, 200 kişilik yapılardansa 10 kişilik yapılar nasıl akıyor onu görelim istedik aslında.

Tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

AHA: Renkli, canlı, biraz “yaramaz”. Gürültüyü seviyoruz kısacası. Popüler kültüre, alt kültürlerle yakınız. Bir gün çok farklı, seneye bambaşka bir tasarım dili görebilirsiniz, can sıkıntımıza bakıyor biraz. Biz kendimize “Kreatif Kolektif” diyoruz. Sadece reklam üretmek zorunda değiliz; oyun da yaptık, web art işi de… Vasatlıktan korkuyoruz, en önemli mottomuz bu.

Peki sizi harekete geçiren, ajansı kurmanızı sağlayan şey bu aynılaşma mıydı?

Serdar Tabur: Evet, Freed biraz da zeitgeist ile ortaya çıkmış bir fikir. Network ajansları giderek kendilerini küçültüp, “küçülerek büyümek” gibi terimler yaratıp yaratıcılığı öteleyebiliyorlar. Bir yandan da ABD’den veya Londra’dan yönetiliyor, borsada hissedarlara hesap veriyorlar. Reklamcılığın özündeki o yaratıcılık, üvey evlat gibi köşede sadece verimliliğe hizmet etmesi gereken bir beceriymiş gibi sunuluyor. Bu bir sıkışmayı getirdi. Arkadaşlarımız Avrupa’da iş kovalıyor, yurtdışına gitmeye çalışıyor. Çünkü globalden gelen bu bakış açısı sektörü tek tipleştirdi. Bağımsız ajansların artmasının sebebi de bu.

Bu durum sadece ajanslar için değil, müşteri ve medya kanalları için de geçerli.

Ekosistemdeki bu değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

ST: İşin müşteri tarafında da bir farkındalık oluşmaya başladı; markalar artık niceliğin getirdiği tek tipleşmeyi görmeye başladılar. Bugün herhangi bir markanın sosyal medya hesabına girdiğinizde, hepsinin neredeyse aynı şeyi yaptığını fark ediyorsunuz. Marka profesyonelleri de bu durumu gözlemledikçe artık “nitelik galiba daha önemli” demeye başladılar. Bu soru sorulmaya başlandıkça, nitelikli kreatif iş üreten ekiplerle daha yakın çalışma ihtiyacı doğacak ve markalar kendilerini yaratıcılığa daha fazla açacaklar. Çünkü fark yaratmak için risk almak gerekiyor; birileri bu riski alıp başarılı olduğunda, bu durum diğerleri için de bir motivasyon kaynağı olacak. Biz de tam bu noktada, o nitelikli üretimi gerçekleştiren yol arkadaşları, yani gerçek birer çözüm ortağı olarak konumlanmak istiyoruz.

OHB: Asıl mesele doğru partneri bulmak ve onunla beraber gelişmek. Hedef birliği yaptığınızda, artısıyla eksisiyle doğru hedefe birlikte ilerliyorsunuz. Siz gelişirken müşteriniz de sizinle gelişiyor. Şu an algısal olarak işler kötüye gidiyor gibi görünse de biz burada büyük bir fırsat görüyoruz.

AHA: Şu an hem ajans hem müşteri tarafında bir belirsizlik ve kaos hâkim. Ama bu durum aynı zamanda fırsatlar da yaratıyor. Teknoloji ve yapay zekâ artık hayatımızın tam içinde; bu konudaki tartışmalar bitti. Önemli olan burada nasıl bir pozisyon aldığınız. Sadece “AI tool’u kullanıyorum” demek bir fark yaratmaz; makası iyi tutmak değil, o makasla ne kestiğiniz önemlidir. Risk alan ve başarılı olan markalar diğerlerini de motive edecek. Biz de bu noktada nitelikli kreatif iş üreten bir partner olarak konumlanmak istiyoruz.

Bu ekonomide kendinize nasıl güvendiniz arkadaşlar? Hangi güvenceleriniz vardı yola çıkarken?

OHB: İsmimizi de aldığımız Freed From Desire şarkısında; “My love has got no money, he’s got his strong beliefs” (Aşkımın parası yok ama güçlü inançları var) der. Bizimki de biraz öyle. Yaratıcılığımıza güveniyoruz. Müşteri olmadan çıktık yola ama dikkat çekeceğimize inandık. Şuan Akbank’ın kripto yatırımı uygulaması Stablex ve AI teknolojileri üzerine çalışan bir start-up olan Orion Twin ile çalışıyoruz. Portföyümüzü geliştireceğimize de inanıyoruz.

ST: Sektör bir değişim süreci yaşıyor. Reklama yapılan yatırım artıyor her sene raporları görüyoruz ama markalar ağırlıklı olarak bütçeyi performansa, influencer marketing’e ve medyaya yatırıyor. Yaratıcı fikre çok küçük bir kısmını ayırıyor. Biz hala bunun değişebileceğine inanıyoruz. Hele ki AI sistemlerin, otomasyonların bu denli geliştiği bir çağda fikir enflasyonu yaşanırken yaratıcı fikrin daha da kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Piyasa daraldığında genellikle ilk feda edilen şey kalitedir. Biz ise tam tersine, bu dönemlerde, gerçekten iyi tasarlanmış ve derinliği olan işlerin her zamankinden daha değerli hale geleceğine inandık. Güvencemiz, sunduğumuz işin kalıcılığıdır.
Bir de iyi fikirler genelde zor zamanlardan çıkar derler ya. Mesela bu aralar da yeni çok fazla ajans açıldığını duyuyoruz. ..

OHB: Aslında biz bu fikri 2024’ün sonundan beri konuşuyoruz; dolayısıyla sektördeki o kararsızlık döneminde de vardık. Maddi imkânlar noktasında dev yapılarla aynı seviyede olmayabiliriz ama elimizde çok güçlü bir zenginlik olan yaratıcılığa güveniyoruz. Bizim de en büyük kozumuz bu.

ST: Onur’un da belirttiği gibi, bu anlık bir reaksiyon kararı değildi. Sektörde uzun süredir devam eden ve özellikle alt kademelerde çok daha net hissedilen kronik problemler var. Çözüm için toplu bir adım atılmayınca bu sorunlar bir süreklilik kazandı ve sonuçta yetenek kaybı kaçınılmaz oldu.

Bizimle tanışmak için gönderdiğiniz sunum dosyanızın tasarımı bir harikaydı. Eskinin o özenli tasarımlarını özlüyoruz sanki…

ST: Tasarımı kim özlemez ki? İnsanlar sosyal medyada nostaljik reklamları görünce “ne kadar iyiymiş” diyorlar, yenilerine ise AI ile yapıldığında tepki gösteriyorlar. İnsanlar iyi bir tasarım, iyi bir şaka ve duygusu olan bir içerik görmek istiyor. Reklam bir “task” olarak görülüp hızlıca teslim edilecek bir şey olmamalı. Bir cerrah ameliyata nasıl özen gösteriyorsa, bir reklamcı da üretimine aynı özeni göstermeli.

Yaratıcı kaslarınıza güvenerek çıktığınızı söylüyorsunuz bu yola. Artık kendi işinizin patronusunuz. Yeri gelecek müşteriyle ilk teması siz kuracaksınız veya gerektiğinde vergi dairesine de yine siz gideceksiniz. Bu durum yaratıcılığınıza gölge düşürür mü?

AHA: Üç kişiyiz ve birbirimizi dengeliyoruz. Birimiz çok patronluğa kaydı mı, diğer ikisi “O kadar da değil! Bak hâlâ eğlenebiliyoruz” diyebiliyor. Ama elbette feragat ettiğimiz şeyler de var.

OHB: İşin şöyle bir boyutu da var: Sektöre yeni girmiş değiliz, profesyonel düşünebiliyoruz. Markalarla uzlaşmaya gitmeyi de profesyoneller olarak yapıyoruz. Ama Ata’nın dediği gibi bazen birimizin duygusu ağır basabiliyor -sonuçta kreatiflik duygularla çalışan bir şey. Orada herkes araya girip “Bir dakika duralım” diyebiliyor.

Bir sohbet sırasında, kreatif direktör bir dostumuz “Müşteri toplantılarda emektar bir tip görmek istiyor” demişti. Sizin bu “tecrübe” beklentisine karşı tavrınız nasıl?

OHB: Zorluk, sadece kapıdan girene kadar. İçeri girdikten sonra yaratıcılık tüm kapıları açıyor. Beraber çalıştığımız büyük markalardaki deneyimli yöneticilerin, o alışılmış fikirlerden sonra taze bir şey duyduklarında gözleri parlıyor. En büyük güvencemiz yaratıcılığımızı tasdikleyebiliyor olmamız.

Exit mobile version