Site icon MediaCat

Telefonumu göstereyim mi dayı?

Polo yakalı çizgili tişörtlerle sokakları arz-ı endam eden, Türkiye’deki gençlerin ekonomik ve kültürel olarak geride kalma endişelerini meşru bulmayan, akıllı telefon sahipliğini refahla özdeşleştiren ve en ayırt edici cümlesi emir kipinde kurulmuş “çıkar telefonunu” olan “dayıları”, akıllı telefonun bir lüks değil ihtiyaç olduğu gerçeğine nasıl ikna edersiniz?

Kulağa ironik gelse de, dünyanın en zengin altıncı kişisinin, Warren Buffett’ın hâlâ eski model kapaklı bir telefon kullandığını söyleyerek…*

Warren Buffett da telefonunu göstersin mi?

Buffett’ın ekonomik merdivenleri daha fazla tırmanmaya, hayatta kalmak için bağlantılı olmaya ihtiyacı yok; zira bu ihtiyaçlardan bağımsız olabilme hâli, onun bugüne dek eski telefonuyla idare edebilmesini sağladı. Buffett’ın bulunduğu yükseklerden aşağıya doğru basamakları teker teker indiğimizdeyse -alçakgönüllü milyarderimizin mega imparatorluğunu yöneten uzmanlar ordusundan, akıllı telefonundaki uygulamalar üzerinden ancak hızlı davranması hâlinde iş kapabilen gig ekonomisi çalışanlarına kadar- milyonlarca insan için durumun farklı olduğunu görüyoruz.

Bir başka deyişle, bugün akıllı telefonlar kalkınmışlığın, başarmışlığın ya da olmuşluğun değil; kalkınmak için debelenmenin, sürekli tırnak kazımanın ve kronik emekçiliğin bir sembolü belki de…

Maslow’un ihtiyaçlarını aynı arayüzle gidermek

“Dokunmatik kontrollere sahip geniş bir ekran, devrim niteliğinde bir cep telefonu ve çığır açan bir internet iletişim cihazı…” 2007 yılındaki lansmanıyla mobil çağı resmî olarak başlatan iPhone’u bu sözlerle tanımlamıştı Steve Jobs. 15 yıldan ve milyarlarca cihaz satışından sonra bu üç yenilik öbeğinin bir aradalığı; medya, eğlence, iş, sosyal medya, finansal hizmetler, sağlık, ulaşım, eğitim, fitness ve güvenlik gibi önerileriyle Maslow’un ihtiyaçlar listesindeki tüm maddelerin tatmin koşulunu aynı düzleme/arayüze sığdırarak, bireyin yaşamını yeniden üretebildiği bir etkileşimler/potansiyeller ağına dönüştürdü.

Oliver Wyman’ın ABD, Çin, Brezilya, Almanya, Fransa, İspanya, Kanada ve Birleşik Krallık’tan 8 bin akıllı telefon kullanıcısıyla gerçekleştirdiği 2019 tarihli bir araştırmadan bazı verilerin üzerinden geçelim. Akıllı telefon kullanıcılarının yalnızca yüzde 14’ü cihazlarının kullanımını konuşmak ve mesajlaşmakla sınırlıyor. Yüzde 50, evden çıkarken telefonlarını unutmayı, cüzdanlarını unutmaktan daha endişe verici buluyor. Katılımcıların 3’te 1’i, bozulan akıllı telefonlarını bozulan buzdolaplarından önce tamir ettireceğini belirtiyor. Yüzde 60 içinse, yollarını kaybettiklerinde bir başka insana danışmaktansa, Google Maps’in yönlendirmesine başvurmak daha cazip görünen bir tercih. Trendler, yalnızca gelişmiş dünyanın öyküsünü anlatmıyor. Çinli ve Brezilyalı kullanıcılar telefonlarını “yaşamlarının gerçekleştiği yer” olarak tanımlıyor. Çoğunluk içinse aile ve arkadaşlarla vakit geçirmek, seyahat etmek, dışarıda yemek yemek gibi uğraşlardan çok daha öncelikli bir aktivite telefonda bağlantılı hâlde olmak.

2010’ların başından bu yana internete erişim, insan haklarından biri olarak kabul ediliyor. Bugün, global olarak online olan nüfusun (4,6 milyar) yüzde 92,6’sı (4,32 milyar) internete mobil cihazlar üzerinden erişim sağlıyor. Toplam web trafiğinin yüzde 55’inden mobil internet trafiği sorumlu. Dolayısıyla mobil telefon sahipliği ve internete erişim, dünyanın büyük bir bölümü için birbiriyle eşdeğer.

Barack Obama da bizim dayılardan biri mi?

Akıllı telefonları lüks olarak gören ya da öncelikli bütçe kalemlerinden biri olarak kabul etmeyen kuşak Türkiye’ye özgü değil. Basit bir Reddit aramasında bile bu konuda büyükleriyle gerilimler yaşayan çilekeş gençlerin doldurduğu yüzlerce sayfayı görebilirsiniz. Hatta 2014 yılında dönemin ABD Başkanı Barack Obama düşük gelirli aileleri, telefon harcamalarından kısarak sağlık harcamalarına ağırlık vermeleri yönünde uyarmıştı. Başkan bilmiyordu ki kalifiye olmaktan en uzak işler bile başvurular için online kanallardan başkasını kabul etmiyordu ya da ABD istihdam pazarında her 3 kişiden 1’inin parçası olduğu gig ekonomisi, mobil platformlar üzerinde yükseliyordu ya da Wi-Fi hizmeti sunan restoranların park alanları ödevlerini yapmaya çalışan yoksul öğrencilerle doluydu.

Lüks ve ihtiyaçlar arasında çizdiğimiz ayrımlar, 2011 yılında Çin’in yoksul bölgelerinden birinde yaşayan Wang Shangkun iPhone satın alabilmek için böbreğini sattığında belki daha netti. Ancak pandemi koşullarında ülkemizde uzaktan eğitime erişebilmek için internetin daha iyi çektiği mekân arayışlarında çatılardan düşen öğrencileri, kalp krizi geçiren öğretmenleri ya da Global Güney’de okulu bırakmak zorunda kalan kız çocuklarını duyduğumuzda, ileri teknoloji cihazlardan ya da internete erişim hakkından mahrum kalmanın aslında sosyo-ekonomik merdivenlerde yukarı doğru bir mobilizasyon imkânından mahrum kalmak; parlak bir gelecek olasılığına veda etmek anlamına geldiğini fark ettik.

Bu cihazlar nelere kadir?

Takvimler 2015 yılını gösterdiğinde, yani binlerce göçmen Ortadoğu’dan Avrupa’ya doğru yollara düştüğünde, Batı medyası mültecileri akıllı telefon sahibi olabildikleri için yeterince “mazlum”, yeterince “ihtiyaç sahibi” olmamakla itham etmişti. “Bir kofer, bir sandık” anlatısına uymayan bu durumu Göç Sosyolojisi Profesörü Marie Gillespie şöyle açıklıyor: “Göçmenler telefonları sayesinde göç yollarından, yolculuk maliyetlerinden ve eğer onları Avrupa’ya ulaştıracak denize ulaşabilirlerse hava koşullarından haberdar olabiliyorlar. Göçmenlerin üç temel ihtiyacı var: akıllı bir telefon, gıda ve su. Bu üç ihtiyacın yaşamsal sıralaması da aynen bu şekilde…”

Geride bıraktıkları yaşamın görsel anılarını sığdırdıkları telefonları yalnızca telefon görüşmesi ve mesajlaşmak için kullanmıyor göçmenler. Telefonun sunduğu navigasyon, tercüme servisleri, hava durumu bilgisi, kamera ve ses kaydı özellikleri bir göçmenin hareket hâlindeki yaşamında vazgeçilmez ihtiyaçlar… Kimi zaman sahil güvenliğe yapılabilen bir telefon batmakta olan bottaki onlarca insanın yaşamını kurtarabiliyor; telefondaki tercüme servisi ihtiyaç duyulan özel sağlık bakımı konusunda hastane doktorlarını bilgilendirip önlenebilir ölümlerin önüne geçilmesini sağlıyor.

Daha iyi bir dünya için mobil telefonlar

ABD hükümeti, 1 trilyon dolarlık maliyetiyle ülke tarihinin en büyük altyapı yatırımını yapmaya hazırlanıyor bugünlerde. Geçtiğimiz yılın sonunda Cumhuriyetçilerin ve Demokratların desteğiyle senatoda kabul edilen ve Başkan Biden’ın seçim vaatleri arasında bulunan kanun tasarısı kapsamında, ülkenin yollarını yeniden inşa etmek ve iklim krizine dirençli altyapılar geliştirmek kadar, internete erişimdeki eşitsizlikleri gidermek ve dijital uçurumları kapatmak da var.

Bu kanun tasarısının tetiklediği sorulardan biri de şu: Ülkedeki mobil hizmetleri kullanan milyonlarca gig ekonomisi çalışanı ve tüketici; yani kargocular, ulaşım platformu sürücüleri, moto kuryeler, navigasyon ve yol bilgisi hizmetlerini kullananlar arkalarında bıraktıkları dijital izlerle yeni altyapı süreçlerinin niteliğini, kapsamını ve deneyimini belirleyebilir; veri temelli ve kullanıcı dostu bir inşa sürecinde yol gösterici olabilir mi? Neden olmasın? Afrika gibi az gelişmiş ancak internete erişimde mobilin öncelikli kanal olduğu coğrafyalarda, küçük mobil aplikasyonlar tarım, hayvancılık, sağlık bakımı ve finansta büyük farklar yaratabiliyor.

Basit bir akıllı telefonun hikâyesi içine dünyaları sığdırırken, “Çıkar telefonunu dayıları” da ülkemiz gençlerinin geride kalmasını istemez herhalde.

*Warren Buffett’ın sahibi olduğu Berkshire Hathaway, Apple’ın en büyük hissedarlarından biri. Buna rağmen Buffett uzun yıllar boyunca eski model bir Samsung telefon kullandı. 2020 yılındaysa sonunda akıllı telefonlara teslim oldu ve hayatında “son model bir iPhone’a” yer açtı. iPhone, Tim Cook’un Buffett’a hediyesiydi, yani Buffett’ın cebinden herhangi bir para çıkmadı.

Exit mobile version