‘Yerli ve milli’nin içeriği değişiyor

Türkiye’de “yerli ve milli” denildiğinde uzun süredir akla önce aidiyet geliyor. Bir ürünün burada üretilmesi, bir markanın bu topraklardan çıkması, bir teknolojinin Türkiye’de geliştirilmesi başlı başına bir gurur kaynağı olabiliyor. Veri Pusulası’nın Temmuz 2026 araştırması ise bu duygunun değişmeye başladığını, yeni bir katman kazandığını gösteriyor.

Yerli ve millilik ekseninde odak noktası aidiyetten ve bizden olması” fikrinden, “biz bunu yapabiliyoruz” duygusuna doğru kayıyor. Özellikle gençlerde bu ayrım daha görünür. 18- 29 yaş grubunun yüzde 59’u savunma sanayiinde çalışmayı prestijli bir kariyer hedefi olarak görürken yüzde 67’si “yerli ve milli” ifadesine olumlu yaklaşıyor. İlk bakışta bunları yalnızca güçlü bir aidiyet duygusunun işareti olarak okumak mümkün. Fakat araştırmanın diğer bulgularıyla birlikte baktığımızda başka bir şey görüyoruz. Gençler başarıyı diğer yaş gruplarına kıyasla daha fazla mühendisler, bilim insanları, teknik kadrolar ve ortak üretim kapasitesi üzerinden değerlendiriyor. Gururun kaynağı, ortaya çıkan ürünle birlikte o ürünü mümkün kılan bilgi, insan kaynağı ve teknolojik kapasitede de karşılık buluyor.

Bence markalar açısından asıl önemli içgörü burada.

Kimlikten ziyade yetkinlik

“Türkiye’de üretiyoruz” hâlâ güçlü bir cümle olsa da tek başına yeterli olmayabilir. Çünkü kişinin zihninde başka sorular da canlanıyor: Burada tam olarak ne üretiyorsunuz? Hangi teknolojiyi geliştirdiniz? Ne kadarını gerçekten siz tasarladınız? Hangi insan kaynağını yetiştirdiniz? Genç bir
mühendis sizin şirketinizde ne öğrenebilir? Türkiye’den dünyaya ne satabiliyorsunuz? Yaptığınız iş, ülkenin üretim kapasitesine gerçekten ne ekliyor?

Bu soruların ortak noktası kimlikten çok “yetkinlik.”

Bir otomobilin burada üretilmesi önemli ama onu tasarlayabilmek daha güçlü bir hikâye. Bir yazılım şirketinin Türkiye’den çıkması önemli ama dünyada kullanılan bir teknoloji geliştirebilmesi daha güçlü. Bir fabrikanın varlığı değerli fakat orada yetişen mühendislerin, geliştirilen patentlerin, yapılan ihracatın ve oluşturulan bilgi birikiminin anlatısı çok daha kalıcı.

Tam da bu nedenle “biz bunu yapabiliyoruz” duygusu klasik yerli üretim söyleminden farklı. Gösterilebilir bir kapasite iddiası bu anlatıda elzem. Kanıtını ise şirketin kendi üretim kapasitesinde buluyoruz; fabrikasında, laboratuvarında, çalışanlarında, tasarımlarında, patentlerinde, ihracatında ve geliştirdiği teknolojilerde.

Gerçekten iyi bir şey yapıyor muyum?

Araştırmanın gençlere ilişkin sonuçları bu açıdan ayrıca önemli. Teknoloji ve savunma sanayiine yönelik ilgi, gururun yanında nitelikli iş, teknik gelişim ve dünyayla rekabet edebilme beklentileriyle de besleniyor. Bu aslında işveren markaları için de önemli bir uyarı. Gençlere sürekli “dinamik çalışma ortamı”, “kariyer fırsatı” veya “geleceği birlikte tasarlıyoruz” demek kolay. Fakat yeni kuşak için asıl soru çok daha somut: “Buraya gelirsem gerçekten iyi bir şey yapabilecek miyim?”

Marka ile işveren markasının birbirine yaklaştığı yer de tam burası. Bir şirket tüketiciye teknoloji, yenilikçilik ve üretim kapasitesi anlatırken çalışanına sıradan, gelişim imkânı düşük bir deneyim sunamaz. “Biz bunu yapabiliyoruz” diyebilmek için kurumun gerçekten yapabilen insanlara alan açması gerekiyor. Liyakat, öğrenme, gelişim ve iyi çalışma koşulları da bu nedenle marka vaadinin içinde düşünülmesi gereken başlıklar arasında yer alıyor. Yapay zekânın iş yapış biçimlerini hızla dönüştürdüğü bir dönemde, gençler açısından kendi beceri setini geliştirebilmek de daha önemli hale geliyor. Kurumların bu gelişime alan açması, gençlerin kendi kariyerlerini inşa edebileceklerine inanmaları ve bu süreci daha güçlü biçimde sahiplenmeleri açısından da önem taşıyor.

Veri Pusulası’nın bulguları “yerli ve milli” ifadesinin hâlâ güçlü bir olumlu karşılığı olduğunu, ancak bu karşılığın tek başına sembolik söylemle açıklanamayacağını gösteriyor. Raporun marka dünyasına ilişkin yorumu da oldukça açık: Yerli üretim iddiası üretim kapasitesi, istihdam, teknoloji geliştirme, çalışanlara sunulan imkânlar ve toplumsal faydayla desteklenmediğinde, söylemin tek başına güven üretmesi zorlaşıyor.

Önümüzdeki dönemde “Biz yerliyiz” demek hâlâ değerli olacak. Ama tüketici, çalışan ve özellikle gençler bunun arkasından giderek daha fazla aynı soruyu soracak: “Peki ne yapabiliyorsunuz?” Çünkü yeni gururun kaynağı yalnızca bir şeyin bize ait olması değil. Onu tasarlayabildiğimizi, geliştirebildiğimizi ve dünyayla rekabet edecek kadar iyi yapabildiğimizi görebilmek elzem.

Künye: Veri Pusulası araştırması, 10- 11 Temmuz 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. 18 yaş ve üzeri Türkiye nüfusunu temsil etmek amacıyla iki bin 992 kişi ile FikriMühim Platformu üzerinden CAWI yöntemiyle görüşülmüştür. Araştırmanın yüzde 95 güven düzeyinde hata payı ± yüzde 1,79, yüzde 99 güven düzeyinde hata payı ± yüzde 2,35’tir.