Yaratıcılığın izinde: Oral Yazıcı

Söyleşi dizimiz Yaratıcılığın İzinde'nin yeni konuğu İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Bale Anasanat Dalı Başkanı Oral Yazıcı.

07.01.2020 - 11:13 | Tuğba Özögretmen

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Bale Anasanat Dalı Başkanı ve Kalamış Sanat Merkezi Bale Okulu Genel Sanat Danışmanı Oral Yazıcı dansla beraber hayatı da keşfedenlerden. Disiplin, motivasyon, haz. İster dansçı ister koreograf isterse de yalnızca Oral Yazıcı olsun, hayatı tecrübe ettiği hiçbir alanda bu üçlüden vazgeçmiyor. Çünkü bale, ruhunuzdan atsanız bedeninizden, bedeninizden atsanız ruhunuzdan çıkabilen bir şey değil. Hatta bu armoni Yazıcı’ya göre baleyi, eşsiz bir sanat formu olarak karşımıza çıkarıyor.

Çocukken sizi bale hakkında en fazla büyüleyen şey neydi?

Baleye çok küçük yaşta başlamadım çünkü bizim zamanımızda imkânlar kısıtlıydı. Babam öğretmendi. Bir eğitmen olmasına rağmen, evde bale sözü geçtiğinde biraz problem yaşıyorduk. Ancak sonrasında beni çok destekledi.

Çocukluğumda televizyonda Raffaella Carra Show’ları siyah beyaz ekrandan seyreder ve o erkek dansçılar gibi olmayı hayal ederdim. Sonra bütün bu dansların temeli olan baleyle tanıştım ve eğitimime konservatuvarda başladım. Öğrencilik dönemimden sonra uzun bir dans geçmişim oldu. 36 taşında bel fıtığı olunca dansçılığıma ara verdim ve eğitmenliğe yoğunlaştım. Bir de bu arada tangoyla tanıştım ve halen haftanın iki gecesi dansa gidiyorum. Biraz da olsa dans özlemimi tangoyla tatmin ediyorum. Lafı açılmışken şunu da not edeyim, dünyada Arjantin’den sonra en fazla tango yapılan ülke Türkiye.

Bale bedenin ve ruhun sınırlarını zorlamada benzersiz disiplinlerden biri. Bu zorlanma size neler öğretti ve elbette neler kaybettirdi?

Bale, icrası fiziksel ve ruhsal olarak en zor sanat dallarından biri… Çok yorucu, bir dansçı sahneye çıkıp klasik bir eser oynuyorsa, o akşam bir iki kilo verir. Bir erkek dansçı ortalama en fazla 40-45 yaşına; bir kadın dansçı ise 50 yaşına kadar dans edebilir. Ünlü koreograf Maurice Bejart da erkeğin dans yaşamının daha kısa süreli olduğunu vurgulamıştır. Erkeğin kasları çok kuvvetli ama dayanıklılık süresi kısıtlı, kadınların kasları daha güçsüz ancak dayanıklılığı daha fazladır. Beyaz kas lifleri kadınlarda, kırmızı kas lifleri ise erkeklerde ağır basar.

Dansçılık bana çok şey verdiği gibi, benden çok şey aldı. Bel fıtığı, parmaklarımda kireçlenme, kulağımda otoskleroz… Bunların hepsi aşırı zorlanma ve çalışmadan olan şeyler. Dansçıların büyük kısmının sahneyi bırakma sebebi sakatlıklardır. Hiç unutmuyorum, uzun bir temsil sonrası, ertesi sabah uyandığımda bir anda midem bulandı, burnumdan aynaya kanlar fışkırdı, gözümün yarısı kan içinde kaldı. Tansiyonum çıkmış, kilitlendim kaldım ve bel fıtığı oldum. Bir de benim zamanımdaki zeminler çok uygun değildi. Bale için zeminin tahta ve esnek olması lazım. Bizim dans ettiğimiz zeminler çok sertti. Keza erkekler azdı, kızlar çoktu. Ben sınıfımdaki tek erkektim, bütün kızları benim havaya kaldırmam gerekiyordu. Bugünse konservatuvarlar ve özel bale kurslarının sayısı artarak gelişti ve çalışma mekânları eskiye göre çok daha uygun hale geldi.

Bir sanatçı olarak bale bana büyük zevk verdi ancak en büyük kazanımım disiplin. Balede bir öğrenci saçını topuz yaparak derse girer, aksesuarlarını çıkartır, toplu olarak hareket etmeyi öğrenir. Bu, çocukları disipline eder. Birçok öğrenci yetiştirdim. Dansçı olmayanlar da ileriki hayatlarında çok disiplinli, iş hayatlarında çok başarılı oldular.

Dansta keşfettikçe sizi etkileyen neler oldu?

Balede en önemli şey motivasyondur. Bir hoca olarak öğrenciyi motive etmezsen, öğrenciyle kırgın ayırılırsan, ertesi gün geldiği zaman mutsuz olur ve dolayısıyla başarısızlık başlar. Ben bir hoca olarak dansçılık dönemimde şunu öğrendim; motiveyken daha iyi dans ediyorsun. Öğrenciyi motive ettiğin zaman da karşılığını çok iyi alıyorsun. Konservatuvara bir öğrenci alınırken, yetenekten çok çalışkan ve hırslı olmasına bakarım. Benim görevim de o çocuğu motive etmektir.

Ama bale eğitiminin bir askerlik eğitimi gibi olduğu kanısı da var.

Evet, bale eğitimi zorlu bir eğitimdir. Konservatuvarda müzik öğrencileri enstrüman için hocasıyla iki gün çalışırken bale öğrencisi haftada altı gün bale salonunda eğitmeniyle çalışmak zorundadır ve bu çalışma saatleri çok uzayabilir. Bale eğitimi zorlu bir disiplin altında yapılmalı. Genç bir eğitmenken, öğrencilikte aldığım disiplini öğrencilerime aktarırken zaman zaman sert olabiliyordum, yaşım ilerledikçe biraz olsun yumuşadım.

Requiem, Siya, Sufi gibi birçok koreografiniz var. Bu hikâye zincirlerini nasıl hayal ediyorsunuz?

Koreograf bir bale eserini hazırlarken müziği dinler ve hissettiklerini dansçılarda uygular ya da koreograf ve besteci karşılıklı bir uyum içinde eser oluştururlar. Ben öncelikle hazırlayacağım esere uygun müziği seçerim ve onun üzerinde yoğunlaşırım.

Örneğin, Sufi adıyla bir eser hazırlamak istedim. Her pazar Karaköy Tünel’deki sema gösterilerine giderek o mistik havayı kokladım ve ney denen, olağanüstü sesi olan bir enstrümanla tanıştım. Üç metre çapında yuvarlak bir masa hazırlattım. Semazen masanın üstünde beyaz kıyafeti ve tepeden gelen mavi lokal ışık altında dönmeye başladı ve masanın etrafında, aşağıda 16 dansçı siyah kostümleriyle semazene tasarladığım koreografiyle eşlik ettiler. Müziğin içine Batı enstrümanlarının katılması için besteciyle işbirliği yaptım. Bu eser birçok uluslararası kongrede sergilendi.

Siya Siya adlı eserim Karadeniz’in çırpıntılı dalgaları ve inişli çıkışlı doğa koşullarının motiflerini taşıyan tempolu müziğinden esinlenerek yaratıldı. O da Almanya’da 2000 yılında sergilendi.

Türk balesinin kurucusu ünlü İngiliz bale sanatçısı ve koreograf Ninette de Valoise Türk balesi olarak Çeşmebaşı’nı Ferit Tüzün’ün bestesiyle hazırlasa da toplumda genel olarak balenin sırf klasik müzikle yapılabileceği düşüncesi vardı. Bu, zamanla değişti. Çok sesli müziğe geçiş yapıldıktan sonra koreograflar Türk motiflerini içeren eserler oluşturdu. Biz de sevgili meslektaşım Zeynep Tuzcular Vural’la Köçekçe balesini hazırlamıştık. Mesela Köçekçe’de 5/8, 7/8 gibi aksak ritimler vardı. Bu tür müzikler Türk eserlerinin çeşitliliğini ortaya koyar.

Bizde bale, Atatürk’ün konservatuvar kurulmasını istemesinin ardından 1940’larda Ninette de Valois’nın davet edilerek buraya gelmesiyle Yeşilköy’de başlamış. Ondan sonra Ankara konservatuvarı kurularak yayılmış ve gelişmiş. Türk insanına baleyi sevdirmek gerekiyor. Ancak sadece Kuğu Gölü’yle, Uyuyan Güzel’le baleyi sevdiremezsiniz. Bale Avrupa’nın kültürü, onun müziği, o yüzden seviliyor. Bana kalırsa bestecilerimizin hazırladığı Türk motiflerinden oluşan eserlerle, toplumumuzun baleye ilgi duymasını sağlayabiliriz.

Dansla hikâye anlatımında ruh ve beden bütünlüğünü nasıl sağlıyorsunuz? Zira ikisinin de aynı noktada buluşması şart.

Hep sorarlar, bu hareketleri nasıl aklında tutuyorsun diye. Bir dansçı adımları düşünmez, karakteri düşünür. Çünkü yıllarca aldığı eğitim, ona o adımları vermiştir. İyi dansçı, enerjisini seyirciye ulaştırabilen dansçıdır. Hatta sadece durarak, konuşarak bile… Veremiyorsan, işte orada kopukluk oluyor. Sahnedeyken seyirciyi göremiyoruz ama hayal ediyoruz, karaltılara dans ediyoruz.

Avrupa’da bazı sahneler seyirciye doğru 25 derecede eğimlidir. Bu sayede öne doğru yapılan büyük zıplamalar seyirci tarafından daha yüksek görülür. Kısacası önemli olan seyirci.

Giriş

Parolanı mı unuttun?

Parolanı mı unuttun?

Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş

Gizlilik Politikası

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.