Yaratıcılığın İzinde: Mert Fırat

Yaratıcılığın İzinde söyleşi serisinin bu ayki konuğu Sanatçı Mert Fırat.

03.09.2019 - 10:21 | Tuğba Özögretmen

“Oyuncu olma amacım sosyal hayatta kolay kolay söyleyemediğimiz şeyleri sahnenin verdiği güce dayanarak söyleyebilmek. Hayatta kolaylıkla gerçekleşemeyecek düzlemleri sahne kurup oradan anlatabilmek. Yani aslında gerçekliği bükmek!”

Mert Fırat, her zaman söyleyecek sözü olanlardan. Kafayı bir şeylere takanlardan. Değişimi kovalayanlardan. Bu yüzden sohbetimizin en büyük başlığı, değişimi de aktivizmi de yaratıcılığı da içine katan yegâne güç: Sanat.

Sanatçıyı nasıl tanımlıyorsunuz?

Sanatçı ve zanaatkâr hep birbirine karıştırılır. Ben karıştırılmalarında kimi zaman sakınca görmeyenlerdenim. Sanatçının toplumdan ayrışmış kişi olduğunu düşünmüyorum. Bir hayat nasıl yaşanır noktasında örnek teşkil edebilecek ve bunun tüm yolculuk boyunca incelemesini yapabilecek, bunu farklı bir bakış açısıyla evrensel bir taraftan dile getirebilecek kişi olarak görüyorum. Yaşadığımız hayat da bir sanat aslında. Bir şirketi, bir hayatı ve bir aileyi sanat gibi yönetmek de çok mümkün. Bu ne demek? 360 derece bir bakış açısıyla, herkesin ortak fikrini alabileceğin ve onu, topluma fayda sağlayabilecek bir yerde konumlayabileceğin bir yöntemin peşinden gitmek.

Çok spesifik bir tanım yapamam. Bana göre bir ihtiyacın, sözün, fikrin ve bakış açısının toplumla buluşturulmasıdır. Antik Çağ’da adına sanat parçası dediğimiz şey mağara resimleri ya aslında… Bazıları “Kendinden sonrakilere avlanmak için rehber bırakıyorlardı” bazıları da “Adam günlük yazıyordu” diyor. Kimisi “Kadınlar nasıl süreçler geçirdiklerini anlatıyordu” kimisi de “Bu bir sanattı” diyor. Dolayısıyla ilkel toplumlardan günümüze kadar gelen, sanatın metalaştığı ve her zaman satılabilir bir nesneye dönüştürüldüğü hali, toplumun ne kadar faydasına olduğuyla ölçülür hale geldi.

Marangozun yaptığına zanaat deyip geçemezsin, orada sanatlı bir dokunuş var. Kişinin kendinden bir duygu kattığı ve topluma da bir fayda sağlayabildiği; görünmeyeni görünür, konuşulmayanı konuşulur kıldığı şeye de sanat diyoruz bazen.

O halde sizin tanımınızda sanatçı ve aktivist kavramları birbirine bağlı.

Kesinlikle çok iç içe geçmiş durumda. Her sanat için aynı imkân olmayabilir. Bir orkestranın içinde tuba çalan bir sanatçının, ekranda ya da göz önünde olmadığı için hayata böyle bir katkı sağlayamayacağını düşünmesi söz konusu olabilir. Fakat öyle değil. Tubanın materyaline bile kafayı takabilirsin. Klasik müziğin herkese ulaşmasını bile dert edinebilirsin.

Hikâye sadece görünürlük değil aslında. Biz değişime dair bir adım attığımızda insanlar oraya merakla gelmeye başlıyor. Başka türlüsü zaten beni harekete geçirmiyor. Yoksa neden oyuncu oldum ki? Oyuncu olma amacım sosyal hayatta kolay kolay söyleyemediğimiz şeyleri sahnenin verdiği güce dayanarak söyleyebilmek. Hayatta kolaylıkla gerçekleşemeyecek düzlemleri sahne kurup oradan anlatabilmek. Yani aslında gerçekliği bükmek!

Hayat ve tiyatro da böyle; gerçekliği büktüğümüz bir düzlemden bahsediyoruz. Her daim bir illüzyon gerçekleştiriyoruz. Fakat kim diyebilir ki siyaset bir sanat değildir? Gerçekliğin dibi bükülüyor orada. Kim diyebilir ki bir fantastik yazar kimi zaman politikanın ürettiği bir kurgudan daha iyi yazabilir? Böyle bir iddiada bulunamayız. Çünkü bazen öyle bir siyasetçi çıkıyor ki, o kurgu fantastik bir romanı aşıyor. Tabii onları sanatçı diye nitelendirmiyoruz.

Velhasıl hayat bu düzende giderken, topluma fayda sağlayabilen, toplum için kolaylıkla gerçekleşmeyecek düzlemleri kurabilen ve bunu tartışılabilecek cesareti gösterebilen, başkalarının acısına bakabilen ve bu anları bir sanat parçasına dönüştürebilen kişiler gerçek sanatçılar ve aktivistler. Bu ikisini birbirinden ayırmanın imkânı yok ama bence önceden de yoktu. Öbür türlüsü sadece kendine faydacı bir sanat anlayışı oluyor.

Çizdiğiniz bu zorlu tabloya karşın çok kolay sanatçı diyoruz, öyle değil mi?

Pelin Esmer, Oyun diye bir film yapmıştı. Filmde köydeki kadınlar bir tiyatro metni çalışıyorlardı. Öyle şeyler yapıyorlardı ki değme oyuncular o hızla dönüşemeyebilirler. Evet, onlar Pelin’in bakış açısının yarattığı insanlardı ama bir yandan, onlarda öyle bir cesaret var ki bunu gerçekleştirebiliyorlar ve o şeye sanat dememek mümkün değil.

İşte orada tartışmanın boyutu değişiyor. Kişinin ne kadar cesaret ettiği, o şeyin estetik değeri ve toplumla paylaşılabilirliği ölçüsünde de sanat diyoruz. Ancak yoz bir kültürün oluşturduğu, kişilerin amacının popüler olmaktan başka bir şey barındırmadığı şeye ne sanat parçası diyebiliriz ne de bunu güden ve bu motivasyonda olan kişiye sanatçı… Galiba ayırmamız gereken yegâne şey bu.

Yaptığınız her işte çağdaş sanattaki farklı formlardan etkilendiğinizi söylüyorsunuz. Etkilendiğiniz bu formlar önünüzde nasıl yeni yollar açıyor?

Bunun çok güzel bir örneği var aslında. Bir gün Tasarım Bienali’nde Avşar Gürpınar ve Cansu Gürgen’in bir işiyle karşılaştım. Gündelik hayatın ölçülerine dair çalışmaydı ve çok güzel bir kutuları vardı. O dönemde de bizim Timsah oyunumuz vardı. Burada göreceğimiz şey bir timsah ve hayvanat bahçesiydi ama yazar zaten bu hayvanat bahçesinde, tüm dünyayı ve ülkeyi kastediyordu. Dolayısıyla bunu soyutlamakta bir sakınca görmedim. Avşar ve Cansu’ya ulaştım. Timsah’ın dekorunu yaptık. Bir timsah kafesini, aynı zamanda onun gibi de görünen kutucuklara böldük ve renklendirdik. Bunun üzerinden, atmosferi tamamen metnin ve oyuncunun belirlediği bir oyun düzlemine çektik hikâyeyi. İki taraf için de çok farklı bir deneyim oldu.

İlham denen şey çok uçsuz bucaksız ama sanırım kendimize çizdiğimiz sınırları belli etkileşim alanından ziyade beklenmedik bir yerden gelmesi daha heyecan verici…

“Ben gideyim de bir modern sanat eseri bakayım, bana biraz ilham gelsin”den öte, sanatçı olayı nasıl soyutlamış kısmıyla ilgileniyorum. Ali Kazma’nın bir video art’ını izleyip “Bu ne ki ya, sadece terzi bir şey dikiyor” diyebilirsin. Ama ben de ona bakıp “Rutin ne acayip bir şey ya…” diyebilirim. Rutin nasıl bir hapishane? Her insan kendi rutinini yarattığı anda kendi hapishanesini yaratıyor. O zaman bir Big Brother’a, bir 1984’e ihtiyaç yok. Yani gördüklerin sana bir sürü farklı egzersiz yaptırabiliyor.

San Francisco’da modern sanat müzesinde görmüştüm. Bir kadın vardı, eteğinin bir parçası yırtılmış. Buna rağmen bir yerden kalkıp koşmaya çalışıyor. Ve tecavüze uğramış kadınların Amerika haritasının üzerindeki noktaları var. Bir sürü insan o kadını yargılıyor. Acaba eteği yüzünden mi vs. diye. Yani fail yok, mağdur var. Ama mağduru yargılayabileceğin bir düzlem de var. Bunu nereye yerleştirirsen, seni de, yargılayan bir konuma getirebiliyor. İşte ben bunları anlamaya çalışıyorum. İnsanlar hayatta bir şeyleri nasıl ifade ediyorlar? Çünkü sanat bir ifade biçimi. O ifade biçiminin içinde kendini nasıl konumladığın beni çok cezbediyor.

Yeni ifade biçimleri oluşturmada bugünün ruhunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Jules Verne’in Aya Yolculuk’u insana ilham oldu ve Ay’a gittik. Jules Verne yazmasaydı da bir şekilde giderdik ama öte yandan Denizler Altında Yirmi Bin Fersah varken deniz altı yoktu hayatımızda. Burada da benzeri bir durum var. Andy Warhol “Birgün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” dediğinde Instagram’ı kastettiğini asla bilmiyordu. Ve yaptığı tüm fotoğrafların Instagram sayfası gibi 4×3 kareler olduğunu da… Acaba Instagram mı tüm bunlardan beslenip, hikâyeyi bir sanat galerisine dönüştürsek ve herkes kendi sayfasının sanatçısı olsa, hayattan anlar yakalayıp oraya koysa nasıl olur diye düşündü. Kesinlikle düşündü!

Andy Warhol’un saldırdığı sanat parçaları ve o anlayışın noktasına geldik. Nasıl bir sanat olacak? Tüketim toplumu nereye gidecek? Nasıl tüketilecek? Bunların ayrışması, daha kalifiye olması gerekmiyor mu? Bunun zamanı gelmedi mi? Bunları herkes soruyor ama bunun cevabını henüz bulamayacağız. Sanatçı her zaman tüketim toplumuyla etkileşir ve uğraşır. Derdi biraz onu eleştirmek ve alaşağı etmektir. Fakat belli bir zaman sonra, durup dururken bunun nesnesi de olabilir. Şu an tam olarak bunun mücadelesindeyiz.

Fotoğraf: Emre Yunusoğlu

Giriş

Parolanı mı unuttun?

Parolanı mı unuttun?

Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş

Gizlilik Politikası

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.