MediaCat

Siz de enflasyona gülenlerden misiniz?

Bir yanda geçim sıkıntısı diğer yanda milyonlarca kez izlenen ve paylaşılan mizahi videolar… Enflasyon ve mizah ilk bakışta büyük bir tezat gibi görünüyor. Peki dijital kültür dediğimiz şey krizleri bile paylaşılabilir içeriklere mi dönüştürüyor, yoksa biz dertlerimizi ancak mizah yoluyla mı hafifletiyoruz?

Eskiden ekonomik gelişmeleri sabah gazetelerden ya da akşam ana haber bültenlerinden takip eder, aile içi birkaç sohbetle değerlendirirdik. Bugünse ekonomik gündemin en canlı karşılığı çoğu zaman sosyal medyada karşımıza çıkıyor. Market fişleri, kira ilanları, kahve fiyatları, toplu taşıma ücretleri, restoran menüleri ya da “geçen yıl şu kadardı” karşılaştırmaları gündelik hayatın ekonomik hafızasına dönüşmüş durumda. Özellikle Türkiye’de son yıllarda ekonomik içeriklerin mizah diliyle yaygınlaşması dikkat çekiyor. Kullanıcılar fiyat artışlarını çoğu zaman kısa videolar, caps’ler, ekran görüntüleri ve ironik paylaşımlar üzerinden anlatıyor. Bazen bir süpermarket rafının fotoğrafı, bazen bir emlak ilanı, bazen de birkaç parça üründen oluşan alışveriş toplamı binlerce paylaşım ve beğeni alabiliyor.

Üstelik bu durum yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Farklı ülkelerde de ekonomik baskının yoğun hissedildiği dönemlerde benzer bir mizah dili karşımıza çıkıyor.

Ekonomik krizlerin dijital dili neden mizaha dönüşüyor

Sosyal medyada ekonomik meselelerin çoğu zaman mizahi formatlarla dolaşıma girmesi tesadüf değil. Dijital kültür, karmaşık ve yoğun konuları kısa, hızlı ve paylaşılabilir içeriklere dönüştürmeye eğilimli. Meme kültürü, ironi ve kısa video dili de bunun en güçlü araçları arasında yer alıyor.

Örneğin, birkaç saniyelik videoda bir kullanıcının market sepetini doldururken yaşadığı şaşkınlığı göstermesi, uzun bir ekonomik analizden daha hızlı yayılabiliyor. Çünkü insanlar ekonomik değişimi çoğu zaman teorik verilerden önce gündelik hayatlarında hissediyor. Türkiye’de özellikle sosyal medya kullanıcılarının eski fiyat etiketlerini bugünkü fiyatlarla karşılaştırdığı içerikler oldukça yaygın. Yıllar önce çekilmiş market fotoğrafları yeniden dolaşıma giriyor: Eski menüler, eski fişler ya da “2018’de bu paraya bunları alıyorduk” içerikleri özellikle yeni kuşağın mizahi dili ile birleşince ortaya, bir yandan güldüren bir yandan da ekonomik dönüşümün gündelik hayattaki izlerini görünür kılan içerikler çıkıyor.

Benzer biçimde emlak ilanları da başlı başına bir içerik kategorisi haline gelmiş durumda. Küçük metrekareli evlerin yüksek fiyatlarla paylaşılması ya da “manzaralı değil ama duvarları var” gibi ironik ilan yorumları, ekonomik baskının internet diline nasıl taşındığını gösteriyor.

Dünyanın farklı yerlerinde de benzer bir tablo var

Bu dijital refleks yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Arjantin’de uzun yıllardır yüksek enflasyonun gündelik hayat üzerindeki etkisi sosyal medyada yoğun biçimde görülüyor. Özellikle market alışverişleri üzerine çekilen TikTok videolarında kullanıcılar, fiyatların gün içinde bile değişebildiğini mizahi bir dille anlatıyor. “Maaşı alır almaz harca” yaklaşımı ülkede neredeyse internet şakasına dönüşmüş durumda. Keza, Venezuela’da da hiperenflasyon döneminde sosyal medyada en çok dolaşan görüntülerden biri, büyük para desteleriyle yapılan alışverişlerdi. İnsanlar para sayma makineleriyle günlük harcamalarını gösteriyordu.

ABD’de ise ekonomik baskının dili biraz daha farklı ilerliyor. Özellikle TikTok’ta yayılan “girl math” gibi trendler, gündelik harcamaları ironik bir mantık sistemiyle açıklıyor. “Nakit ödemediysem sayılmaz” ya da “indirimde aldıysam aslında tasarruf ettim” gibi cümleler, ekonomik kaygının mizahla yeniden paketlenmiş hali olarak karşımıza çıkıyor.

İngiltere’de enerji krizinin yoğun hissedildiği dönemde kullanıcıların battaniye, sıcak su ya da elektrik kullanımı üzerine yaptığı paylaşımlar dikkat çekmişti. İnsanlar evde daha fazla ısınmak için geliştirdikleri yöntemleri kısa videolarla anlatıyor, yüksek faturalar gündelik hayat mizahının parçasına dönüşüyordu.

Bu örneklerin ortak noktası şu: Ekonomik baskı arttıkça insanlar deneyimlerini bireysel şikâyetler yerine kolektif dijital anlatılara dönüştürüyor.

Sosyal medya ekonomik deneyimin arşivine dönüşüyor

Bugün sosyal medya yalnızca gündemi takip ettiğimiz bir alan değil aynı zamanda gündelik hayatın ekonomik kayıtlarının tutulduğu bir mecra haline gelmiş durumda.

Örneğin, birkaç yıl önce sıradan görünen bir market alışveriş videosu bugün yeniden dolaşıma girip “o zamanlar bu fiyatlar normaldi” yorumlarıyla paylaşılabiliyor. Bu içeriklerin bu kadar yaygınlaşmasının bir nedeni de kullanıcıların ekonomik deneyimi kişisel örnekler üzerinden daha somut hissetmesi. Bir veri tablosu soyut kalabilirken, aynı ürünün birkaç yıl içindeki fiyat değişimini görmek doğrudan bir etki yaratıyor.

Reuters Institute tarafından yayımlanan Digital News Report 2025 araştırması da özellikle genç kullanıcıların gündemi giderek daha fazla sosyal platformlar üzerinden takip ettiğini ortaya koyuyor. Rapora göre, 18-24 yaş arası kullanıcılar arasında TikTok, Instagram ve YouTube gibi platformların haber tüketimindeki ağırlığı artarken, geleneksel haber sitelerine doğrudan erişim oranı düşüyor.  Kullanıcılar artık ekonomik gelişmeleri yalnızca haber başlıklarından ziyade içerik üreticileri, kullanıcı deneyimleri ve gündelik hayat paylaşımları üzerinden de takip ediyor.

Özellikle ekonomi gibi doğrudan yaşam standardını etkileyen konularda bu eğilim daha görünür hale geliyor. Çünkü sosyal medya ekonomik meseleleri yalnızca anlatmıyor; görselleştiriyor, hızlandırıyor ve gündelik hayatın içine yerleştiriyor.