“Sihre ve büyüye inanmıyorum”

Usta illüzyonist ve sanatçı Sermet Erkin'le Karamürsel'deki evinde buluştuk. Sohbetimizin odağında, siyah beyaz televizyon ve çocuklardan dedelere uzanan hayran kitlesi vardı.

03.09.2019 - 15:45 | Dilan Bozyel

İllüzyon sanatını ülkemize tanıtan, şaşırtan gösterileri kadar izleyicisiyle kurduğu iletişimle de ismini bir markaya dönüştüren usta illüzyonist ve sanatçı Sermet Erkin’leyiz. Ustayla, 1957’de doğduğu Karamürsel’deki evinde buluştuk. Sohbetimizin odağında, siyah beyaz televizyon ve çocuklardan dedelere uzanan hayran kitlesi var.

Sahneye ilk kez profesyonel bir illüzyonist olarak çıktığınız güne dönelim isterim, o heyecanınızı hatırlıyor musunuz?

Sahneye Şehir Tiyatrosu’yla birlikte 7-8 yaşlarımda çıkmaya başlamış olsam da ilk yevmiyemi aldığım sahnemin senesi 1974. Şimdilerde otopark olarak kullanılan Beşiktaş Bahçesi’nde her pazar matineler olurdu. Ben de orada Erol Büyükburç ile Nuri Sesigüzel’in sahnelerinin arasında çıktım sahneye, 60 Lira yevmiye aldım. Ailemin yanı sıra Zati Sungur da beni seyretmeye gelmişti. İp kesme, mendilde sigara kaybetme gibi çok büyük olmayan illüzyon şovuma rağmen çok iyi alkış aldığımı hatırlıyorum.

O büyük alkış sahnenizin devamını da getirdi diyebilir miyiz?

Ortaköy, Paşabahçe yazlık sinema gibi yerlerde sahne almaya devam ederken, 1975’te Muhsin Ertuğrul beni Fatih Şehir Tiyatrosu’na davet etti; Zati Bey’in talebesi olduğum için iyi bir referansım vardı zaten. “Karagöz, Meddah, Hokkabaz” temsilindeki hokkabaz rolünü bana verdi. Çok hoşuma gitmişti! Hemen Rauf Altıntak, depodan kılık kıyafet kostümlerimi hazırladı. Provasız şekilde -bizler sahneye hazır artist olduğumuz için provaya ihtiyaç duymayız çünkü- bir hafta sonrasında çok daha resmî bir sıfatla sahne aldım ve kıyamet koptu, tüm sezonda yer almamız istendi. Harbiye, Fatih, Üsküdar derken bütün salonları gezdiğimiz oyunumuz üç sezon sürdü.

İsviçre serüveniniz bu sırada mı gerçekleşti peki?

Üç sezonu tamamladıktan sonra sahneme ekipman, alet almak için İsviçre’de halamı ziyaret ettim. Gitmişken de uzun bir süre kaldım orada. Evleri birinci kattaydı, bir balkonları vardı; ben de her yeni aldığım aleti balkonda halamın çocuklarının ve komşuların çocuklarının önünde deniyorum. Adeta bir sahne gibi şovumu yapıyor ve alkışlar alıyorum. Bunu duyan Yunan yan komşum Paskalya törenlerinde gösteri yapmamı istedi. Beni o gösteride izleyenler arasında İsviçre’nin en büyük artist menajeri varmış, bana iş vermek istedi.

Zürih’te bir gece kulübünde bir sahne denemesi yaptık önce, halamı hatırladıkça gülerim; gece kulübünde striptiz şovların da olduğunu duyunca katiyen kabul etmemişti orada çalışmamı, ben ikna etmiştim kendisini. Neyse, o kulübün sahibi adam gösterimi beğendi ve ben gecede 120 Frank alarak gösterilerimi sahnede yapmaya başladım 1976’da. O seneden sonra eğitim hayatıma devam etmek için tekrar sınava girdim ve felsefe bölümüne başlamak üzere İstanbul’a döndüm. Eğitimimi tamamlayıp yedek subay olmak istiyordum. Döndüğüm anda da ünlü bir organizatör, menajer olan Marko beni Kervansaray sahnesine dahil etti. 18 sene devam ettim Kervansaray sahnesine, hayatımın en rahat dönemiydi.

Televizyon gösterileriniz bu dönemde başladı sanırım?

Evet, televizyonda çocuk gösterileri; yılbaşı, bayramlar ve 19 Mayıs, 23 Nisan gibi özel günlerde televizyonda gözükürdüm. Bazı zamanlar günde iki kere televizyonda gösteri yapardım, bu her kula nasip olacak bir şey değildi. Hatta, Aydan Şener’in bir sunumu var bir programda; “Sabah çocuklar seyretti Sermet Erkin’i, şimdi de büyükler seyredecek” diye.

Beş duyu organına hitap eden bir gösteri biçiminiz var, bu çok daha kontrol ve disiplin gerektiren bir sanat dalı. Bu sebeple çalışma disiplininizi merak ediyorum.

Bir televizyon programında sahne sanatlarının en zorunun illüzyon gösterisi olduğunu söylediğimde, tiyatroculardan çok tepki gelmişti. Lakin şunu söylemek istemiştim, bir tiyatro oyununun hazırlığı için bir ekip gerekirken benim mesleğimde her aşamanın, her detayın sorumluluğu yalnızca benim üzerimde.

İkincisi, illüzyon oyunlarını yapmak yetmez; bulmak ve geliştirmek, sahnede gösteriyi kostümüyle, müziğiyle, hitabıyla ustaca tamamlamak gerekir. İnandırıcılığı çok yükseltmek gerekir. Aynı teknik sadece şekil değiştiriyor, misal eskiden testereyle kutu kesilirdi şimdi lazerle kesiliyor kutular. Başarıyı sağlamak için gereken beyin, sosyal yapı açısından belli bir seviyenin üstünde olmanız gerekiyor. Dünya görüşünüzün genişliği, zevklerinizin genişliği, hitap ettiğiniz insanların ortalama seviyesinin üstünde zevklere; müziğin, tiyatronun en iyisinden, sinemanın en derininden bilgilere sahip olmanız gerekiyor.

İllüzyonist Zati Sungur ile usta-çırak ilişkisinin sonucu mu bu başarı peki?

Biz usta-çırak değildik, belki dede-torun diyebiliriz. Ben onun yanında büyüdüm, her gün aynı saatte yanına gittiğim kişi değildi o. Zati Bey’in yazı işlerinden sahne hazırlığına dek yanındaydım ve yardımcı oluyordum kendisine. Bu, benim için büyük bir şans idi.

Yani yalnızca yetenek değil, şansınızın da yaver gittiği ve önünüze çıkan fırsatları değerlendirdiğiniz için de bir marka değeri taşıyor isminiz, diyebilir miyiz?

Elbette, tüm bu anlattıklarımın haricinde mesela Vasfi Rıza Bey’in televizyondaki yalnız müzikle gerçekleştirdiğim gösterilerimi izleyince, Türk halkının sohbet üzerine iletişimden de etkilendiğini söylemesi üzerine, sahnede konuşmam gerektiği tavsiyesine uyup o zamanlar sevmediğim sesimi de gösterilerimde kullanmaya başlamıştım. İnsanların beni yalnızca sesimi duyarak bile tanımaya başlamaları, Safiye Ayla’nın Etiler’de Yıldız Çiçeği Sokak’ta evinin alt katındaki atölyemde uzun vakitler çalışırken bana çay yapıp getirmesi gibi değerli isimlerin de desteği, dostluğu ve tavsiyeleri ile yeteneğimi geliştirdim. Elbette yetenek olmazsa olmaz, Allah yeteneği doğuştan üflemişse olur; yoksa zaten olmazdı.

İllüzyon, sihirbazlık belki fantastik hikâyelerin, filmlerin etkisi ile büyücülüğü çağrıştırıyor. Bizim gibi toplumlarda önyargılı ve korkulan bir konu olduğu için bugüne dek bu konuda önyargılı ya da yersiz bir tepkiyle karşılaştığınız oldu mu?

Bu iş bir birikim ve dünya görüşü işi, beş tane aletle olacak iş değil. Bu mesleği yapabilenlerin, yapmaya çalışanların çoğu o vasıfta olamıyor, uyduruk yapıyorlar. Dolayısıyla seyirciyi yakalamak ve kaçırmamak, elbet para da kazanmak için o aradaki boşluğu fal bakarak değerlendiriyorlar. Bu işin temelinde gizem var, biz illüzyonist diyoruz kendimize ama ben mesela, bu terimi severek kullanmıyorum. İllüzyonist demek tam ifade etmiyor icra ettiğimiz sanatı. Fransızca karşılığı “prestige” aslında. Eliyle marifetler gösteren, eliyle olağanüstülükler sergileyen demek; illüzyon ise daha çok kız kesme, fili yok etme gibi gösterilere deniyor. Kendime ısrarla sihirbaz da dedirtmedim ben; çünkü yaptığım işin sihirle de ilgisi yok. Ben sihre, büyüye inananlardan da değilim.

Sahneye başladığımda maalesef özellikle televizyonların TRT’den sonra özel kanallara geçmesiyle illüzyon gösterileri de artınca, bu işte bazı insanlar illüzyonu metapsişik, insanüstülük, doğaüstülük, telekinezi gibi göstermeye ve illüzyon yaparak medyumluğa başladılar. Bu insanlar bizim işimizi bir hayli sekteye uğrattı. En son örneği söyleyeyim, geçtiğimiz sene Kayseri’de oynayacaktım, anlaşmamız yapılmıştı. Çok üst düzey imza yetkisi olan biri engel olmuş, mübarek ayda illüzyon gösterisi yapılmaması gerektiğini söyleyip anlaşmamızı iptal etti. İnsan ruhunda bilinmezi merak etmek gibi bir şey var, bunu kullansaydım müthiş paralar kazanırdım ama hep karşısında durdum, illüzyonun ne demek olduğunu anlatmaya çalıştım ama bunu anlatmak yetmiyor, anlamak için bir altyapı, kültür ve eğitim gerekiyor. Vermeyince mabut neylesin Sultan Mahmut.

Mesleğinizin daha masum tarafından bahsedelim isterim şimdi, çocukları şaşırtmak mı yoksa büyükleri şaşırtmak mı daha keyifli sizin için?

Çocukları şaşırtmak çok zor; çocukların ilgileri, dikkatleri çok basit dağılabiliyor. Çocuklar, büyük insan gibi utanmaz; ruhundaki, aklındaki neyse pat diye söyleyiverir, dolayısıyla söylediği anda sizi demoralize edebilir, oyununuzu ifşa edebilir, sufle vermiş olur. Ama ben bunu başarıyorum, 60 dakikalık gösteriler düzenliyorum, interaktif bir şov yaptığım için çocuklar kadar büyükler, dedeler bile eğleniyor benim gösterilerimde.

Sahnede hata yaptığınız oldu mu hiç?

Geçenlerde sahnede ayağım kaydı, pat diye düştüm yere sırt üstü. Hemen bunu doğaçlama oyuna çevirdim. TRT yayınında elimi yaktım, hâlâ izi duruyor. Bir keresinde de Suavi’nin kazandığı Altın Anten yarışmasının finalinde, sahnenin önünde müsteşarlar, Özal ailesi gibi protokoller izliyor. Eski eşimle gösteri yapıyoruz, kız kesme gösterisinin sonunda selam verirken elimi sağlam uzatmadığım için ayağını çarpmış, ayağı kırılmış; gösterinin sonuna dek de hiç bozuntuya vermemiş. Başarınızı zedelememek için akışı bozmamak ve doğaçlamada başarılı olmalısınız sahnede.