Tracks & Fields UK Ülke Müdürü Mark Mullooly, müziğin reklamcılıkta bir üretim maliyeti değil, uzun vadeli bir marka varlığı olarak konumlandırılması gerektiğini vurguladı.
Honda, Ericsson ve NTT gibi dev markaların dönüşüm süreçlerinde üst düzey liderlik üstlenen, son olarak Tracks & Fields UK Ülke Müdürü olarak göreve başlayan Mark Mullooly; LBB platformuna verdiği röportajda müziğin markalar ve kültür arasındaki köprü rolünü değerlendirdi.
Mullooly, pazarlama dünyasında bütçe ayırmaktan ziyade samimi bir duruş sergilemenin ve müziği sadece kampanya süresince değil, uzun vadeli bir ekosistem olarak kurgulamanın önemini paylaştı.
Yeni bir proje veya strateji geliştirirken asla müzik veya çalma listeleriyle işe başlamadığını belirten Mullooly, “İlk olarak şu soruyu soruyorum: Çözmeye çalıştığımız ticari sorun nedir?” ifadelerini kullandı. Müziğin bir dekorasyon unsuru olmadığını, aksine stratejik bir iş aracı olduğunu vurgulayan deneyimli yönetici, “Kültürel geçerlilik mi yaratmak istiyoruz, duygusal hafıza mı inşa ediyoruz yoksa kampanyaya özgün bir kimlik mi kazandırıyoruz? Başarı kriterlerini netleştirmeden müzikten bahsetmek doğru değildir” değerlendirmesinde bulundu.
Müziğin reklamcılıktaki en kolektif ve iş birliğine açık alan olduğunu ifade eden Mullooly, Tracks & Fields bünyesinde gerçekleştirdikleri en unutulmaz projelerden biri olarak Mercedes-Benz ve The Weeknd ortaklığını gösterdi. “Blinding Lights” parçası henüz piyasaya sürülmeden önce Mercedes-Benz ile lisans anlaşması sağladıklarını belirten Mullooly, bu çalışmanın basit bir telif anlaşmasının ötesine geçerek şarkının yarattığı küresel kültürel dalganın bir parçası haline geldiğini belirtti.
Markaların artık birer yayıncı ve eğlence şirketi gibi davranması gerektiğini söyleyen Mullooly; yapımcı Rick Rubin’in karmaşık fikirleri sadeleştirme yeteneğini ilham kaynağı olarak gördüğünü belirtti. Marka dünyasında ise Red Bull’un kültüre sponsor olmak yerine bizzat kültür üretme stratejisini, Nike’ın son yirmi yıldaki müzik yaklaşımını ve Boiler Room ile COLORS gibi mecraların topluluk oluşturma başarılarını örnek gösterdi.
Mullooly ayrıca, TikTok’ta sessiz izlenen bir videodan Spotify listelerine, canlı etkinliklerden Dolby Atmos sinema formatlarına uzanan çoklu kanal (omnichannel) çağında müziğin her ortamda tanınabilirliğini koruması gerektiğinin altını çizdi.