MediaCat ve Veri Enstitüsü tarafından bu yıl ilk kez gerçekleştirilen Gryphus İtibar Araştırması, Türkiye’de kurumların toplum nezdindeki gerçek saygınlığını ve değişen itibar anlayışını ortaya koydu.
MediaCat ve Veri Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen Gryphus İtibar Araştırması, Türkiye’de itibarın tanımı yeniden yapıyor. Kurumların toplum nezdindeki gerçek itibarını ölçen araştırma, bu yıl ilk kez hayata geçirildi. Araştırma kapsamında 10 sektörde Türkiye’nin en itibarlı markaları seçildi. Araştırmanın ödül töreni ve itibara dair paneller 24 Eylül 2026’da Hilton Istanbul Bosphorus’ta düzenlenen Gryphus Summit’te gerçekleştirildi.

Gryphus Summit kapsamında konuşan Veri Enstitüsü Kurucusu Bekir Ağırdır, “Türkiye’de İtibarın Zihin Haritası” başlıklı oturumunda Türkiye’de uzun yıllardır geçerli olan geleneksel itibar anlayışının köklü bir zihinsel dönüşüm geçirdiğini vurguladı. Gryphus Summit’tin bir ödülden ziyade bir platform olması için çaba göstereceklerini söyleyen Ağırdır, “Mesele yalnızca hangi kurumların itibarlı olduğu değil, bugünün Türkiye insanının neye itibar ettiğini ve itibarın ne anlama geldiğini yeniden anlamaktır” ifadelerini kullandı.
Makam, büyüklük, servet ve yüksek görünürlük gibi göstergelerin artık tek başına saygınlık üretmeye yetmediğine dikkat çeken Ağırdır; toplumun, insan profilinin ve gündelik yaşamın değişmesiyle birlikte itibara giden yolların da farklılaştığını belirtti.
Konuşmasında yeni itibar modelinin iki ana ayağını “şahsiyet” ve “marifet” olarak tanımlayan Ağırdır, yetkinlik ve performansın temsil ettiği marifet boyutunun, karakter ve etik ilkelere dayanan şahsiyet boyutundan bağımsız düşünülemeyeceğini dile getirdi. Bir kurumun işini ne kadar iyi yaptığı kadar, bunu nasıl bir duruşla gerçekleştirdiğinin belirleyici olduğunu kaydeden Ağırdır, “Şahsiyet marifetin yerine geçemez; ancak marifet de şahsiyet eksikliğini sonsuza kadar kapatamaz. Gerçek itibar; iyi şeyler yapmak kadar, iyi şeyleri iyi bir biçimde yapabilmek ve bu iki unsur arasında ‘ahenk’ yakalayabilmektir” dedi.
Ağırdır, her sektör ve role göre biçimlenen “Toplumsal İtibar Sözleşmesi” kavramına değinerek tek bir sabit itibar reçetesinin bulunmadığını, modelin “Dinamik İtibar” esasında işlemesi gerektiğini vurguladı. Bir bankaya paranı, gıda üreticisine sağlığını, akademisyene ise hakikati emanet ettiğini hatırlatan Veri Enstitüsü Kurucusu, ilişkide risk altında olan unsur değiştikçe itibarı oluşturan davranışların da anlam değiştirdiğini belirtti.
İtibarlı olmanın hiç hata yapmamak anlamına gelmediğini, asıl sınavın hatanın ardından sergilenen şeffaf ve öngörülebilir tutumda verildiğini vurgulayan Ağırdır, “Gerçek itibar, kriz veya hata anında toplumun size açtığı kredi, yani ikinci bir şans verme ve sizi savunma iradesidir. İtibar bir kez kazanılıp stoklanan bir durum değil, dijital çağda sürekli hak edilmesi gereken canlı bir ilişkidir” değerlendirmesinde bulundu.
Sonuç olarak kurumların “İnsanlar benim hakkımda ne düşünüyor?” anlayışından “İnsanların bana güvenmesini hak edecek ne yapıyorum?” sorusuna geçmesi gerektiğini belirten Ağırdır, sözlerini Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” ilkesiyle tamamladı.

MediaCat Genel Yayın Yönetmeni Pelin Özkan ise sunumunda araştırmanın arka planındaki metodolojiye ve öne çıkan beş kritik bulguya odaklandı. Borges’in meşhur haritacılık öyküsünden yola çıkarak araştırmada kapsamı büyütmek yerine çözünürlüğü artırmayı hedeflediklerini belirten Özkan; jüri ya da editör listeleri yerine doğrudan toplumun yönlendirmesiyle belirlenen 10 sektörü incelediklerini ifade etti. Araştırma sonuçlarından elde edilen verileri paylaşan Özkan; sektörlerin itibarının markalarla birlikte yükselip düştüğünü, kalite ile güvenin aynı şey olmadığını ve sosyal sorumluluğun ayrıştırıcı bir güçten ziyade kriz anlarında dayanıklılık sağlayan bir kaldıraç işlevi gördüğünü vurguladı.
Ayrıca toplumun markalara açtığı kredi türlerinin farklılaştığını dile getiren Özkan, Türkiye’de itibarın yaş ve cinsiyetten ziyade eğitim ve yaşam tarzı fay hatları boyunca bölündüğünü belirtti. Mercedes-Benz, Migros, Orkid ve Trendyol’un tüm alt gruplarda kategorilerinde birinci çıkarak bölünmemiş bir itibara sahip olduklarını altını çizen Özkan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “İtibar, sakin zamanlarda sizi rakibinizden ayırmıyor olabilir ancak kriz geldiğinde toplumun size ne kadar süre ve kredi tanıyacağını belirler. İtibar, iyi günlerde kazanılan ve kötü günlerde harcanan bir dayanıklılık kalemi, bir tür sigorta poliçesidir. Sunduğumuz bu yüksek çözünürlüklü haritanın markaların kendi yolunu bulmasına yardımcı olmasını diliyorum.”

Günün üçüncü oturumunda, Gryphus Summit sahnesi “İz Bırakan Hikayeler Nasıl Kurulur?” başlıklı söyleşide yapımcı Zeynep Atakan ve yönetmen Zeynep Günay’ı ağırladı. Oturumun moderatörlüğünü üstlenen Zeynep Atakan, yaratıcı dünyada itibar ve güven kavramlarının görünmez bağlarla kurulduğuna dikkat çekerek; oyuncu, yapımcı ve izleyici zincirinde bu bağın projeyi doğrudan şekillendirdiğini vurguladı. Hikâyelerinde geçici bir popülerlikten ziyade zamansızlığı hedeflediğini belirten Günay ise izlenme kaygılarının ötesine geçip insanı yargılamadan anlamayı odak noktasına koyduğunu ve bir projenin hafızalarda kalabilmesi için temel unsurun hikayedeki “hakikate” ulaşmak olduğunu ifade etti.
Atakan’ın mesleki yetkinlikten ziyade setteki güven ortamına ve insan faktörüne yaptığı vurguya katılan Günay, ekiple kurulan bu bağın ve kırılganlıkları paylaşabilmenin başarıyı getirdiğini aktardı. Dönem yapımlarında dahi her çağda karşılığı olan evrensel insani dertlerin peşinden koştuğunu belirten yönetmen, kusursuzluk baskısına kapılmak yerine kendine ve seyirciye dürüst kalmayı seçtiğini söyledi. Söyleşide, iki usta ismin de altını çizdiği gibi; kısa vadeli reytinglerden ziyade tutkuyla verilen emek, açık iletişim ve köklü değerlerin mesleki itibarın asıl temeli olduğu ifade edildi.

Zirvenin “İtibarın Liderleri: Değer, Sistem ve Gayret” başlıklı oturumunda Orzax CEO’su Yunus Emre Alimoğlu ile Allianz Sağlık Sigortaları Genel Müdür Yardımcısı ve İcra Kurulu Üyesi Emrah Gökmen, Bekir Ağırdır’ın moderatörlüğünde araştırmanın dört boyutunu şirketlerin gündelik kararlarına indirdi. Her sektörün kendine ait bir beşinci katmanı olup olmadığı sorusuna Alimoğlu, önleyici sağlık ürünleri üreten bir şirket için bu katmanın bilimsellik olduğu yanıtını verdi ve tüketicinin ikinci, üçüncü kez aynı ürüne dönmesini itibarın en somut göstergesi olarak tarif etti. Sigortada ortada fiziksel bir ürün bulunmadığını, satılanın doğrudan bir taahhüt olduğunu hatırlatan Gökmen ise sektörde ayrıştırıcı olanın finansal büyüklük değil, otuz yıl sonra da sigortalının yanında olabilecek bir sözleşmeyi bugünden tasarlayabilme gücü olduğunu söyledi.
Oturumun en çok üzerinde durulan kavramı güven oldu. Kaliteyi beyan edip analizle kanıtlayabileceğinizi, güven için böyle bir belge sunma imkanının bulunmadığını belirten Alimoğlu, güveni tüketicinin açtığı bir krediye benzetti ve yıllar içinde kurulan bu kredinin tek bir hatayla zarar görebileceğini vurguladı. Aynı noktayı birikim üzerinden okuyan Gökmen, doğru işi sürekli ve aynı standartta yapmanın zamanla toplum nezdinde bir birikime dönüştüğünü aktardı. Ağırdır’ın itibar yönetiminin bütçesi olup olmadığı sorusuna iki isim de benzer yanıt verdi. Mesleği aktüerlik olan Gökmen, böyle bir hesabın yapay kalacağını söyleyerek asıl ayrımın kısa vadede kazandıracak bir karara hayır diyebilen kültürün üst yönetimden çağrı merkezindeki çalışana kadar herkese işlemiş olmasında olduğunu belirtti. Kurumsal derinliği oluşmuş şirketlerin daha cesur yatırım yapması gerektiğini söyleyen Alimoğlu ise konuşmasının özetini şu sözlerle verdi:
“Biz itibarlı olmak için hiçbir şey yapmadık. Biz her zaman işimizi en üst düzeyde nasıl yapabiliriz, işimizi bir üst noktaya nasıl taşıyabiliriz, bu bakış açısıyla hareket ettik. Sanırım bu bakış açısı da toplumda böyle bir farkındalık oluşturdu ve yapmış olduğumuz yatırımların karşılığını bugün bu şekilde görüyoruz.”

Zirvenin “Skor Unutulur, İtibar Kalır” başlıklı oturumunda spor yöneticisi Ahmet Gülüm’ün moderatörlüğünde teknik direktör Şenol Güneş ile ultra maraton yüzücüsü Aysu Türkoğlu bir kariyeri kalıcı kılan şeyi konuştu. Sporun dünyanın en büyük dokuzuncu endüstrisi olduğunu, Türkiye’de ise çoğunlukla günlük başarılar üzerinden takip edilip arkasındaki emeğin unutulduğunu belirten Gülüm’ün açılışının ardından Güneş, kurumların itibarından önce insanın itibarına bakılması gerektiğini söyledi. Sporcunun kulüp ve ülke değiştirebileceğini, başarıyla isim, şöhret, para ve makam kazanabileceğini ancak itibarın her koşulda yanında kaldığını vurguladı.
Kendi çocukluğunda futbol oynamanın iyi gözle bakılmadığı yıllardan bugünün menajerli ve tesisli düzenine uzanan değişimi aktaran Güneş, hiçbir şeyin bir günde olmadığını, zaman ve yatırım gerektirdiğini belirtti. İtibarın temiz duygularla kurulduğunu, hesap kitabın olduğu yerde itibardan söz edilemeyeceğini söyleyen Güneş, başkalarıyla yarışırken sizi geçen birinin mutlaka çıkacağını, asıl kalıcı olanın kendisiyle yarışan sporcu olduğunu ifade etti.
Okyanus Yedilisi parkurlarının çoğunu tamamlayan Türkoğlu ise itibarı, ilk yarışındaki mütevazılıkla hala aynı yerde durabilmek olarak tanımladı. Pandemi döneminde bir yıl çatıda kurulan üç metrelik havuzda çalıştığını, ardından vize çıkmadığı için o sezon kanala giremeyip sıfırdan yeniden başladığını aktaran Türkoğlu, açık suya her atladığında koşulları bilmeden girdiğini ve güveni fazladan antrenmanla kendine sağladığını söyledi.
Gülüm, kadın voleybol takımının yirmi üç yıldır süren zirve kalıcılığını örnek göstererek istikrar ile itibarın yan yana yürüdüğünü belirtti. Sabırsızlığın en büyük engel olduğunu, başlanan bir resmin tamamlanmasına izin verilmesi gerektiğini söyleyen Şenol Güneş ise itibarı “dürüst olmak, sözünü tutmak, saygılı ve samimi olmak” sözleriyle tarif etti. Oturum, Gülüm’ün yapay zekanın dünyayı değiştirdiğini ancak sporun insanın insanla mücadelesi olmayı sürdüreceğini söylemesiyle kapandı.

Tıbbi gelişmeler ile teknolojik yeniliklerin hekim denetiminde bir kaldıraç olarak kullanılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Kırış; vasatlığın kalıpların dışına çıkılarak aşılabileceğini, sürekli bir otokontrol ve tevazu anlayışının güç ve yetki sahibi her profesyonel için temel kılavuz olması gerektiğini ifade etti. Kendi mesleki tecrübelerinden ve Türkan Saylan ile yürüttükleri saha çalışmalarından örnekler paylaşan Kırış, gerçek güvenin ancak sahicilik, sorumluluk ve insan hayatına duyulan derin saygıyla inşa edilebileceğinin altını çizdi.

Gryphus Summit’in son oturumunda “Ekonominin Görünmeyen Sermayesi: İtibar” başlıklı bir sunum gerçekleştiren ekonomist Mahfi Eğilmez, Türkiye’nin mevcut ekonomik sorunlarının temelinde yalnızca finansal dinamiklerin değil, derin siyasal ve sosyal aksaklıkların yattığını vurguladı. Erken dönem yap-işlet-devret modellerinden günümüze uzanan tarihsel süreci özetleyen Eğilmez, güven ve itibarın ekonomideki en kritik sermaye olduğunu belirtti.
Son dönemde izlenen ekonomi politikalarını ve Merkez Bankası uygulamalarını eleştiren Eğilmez, altyapı ve hukuk güvenliği sağlanmadan yalnızca faiz artışlarıyla enflasyonun düşürülemeyeceğini söyledi. Piyasadaki mevcut durumu skinflation, shrinkflation ve greedflation kavramlarının birleşimi olan “multiflasyon” olarak tanımlayan Eğilmez, TÜİK gibi veri açıklayan kurumların tam mali ve idari bağımsızlığa kavuşturulmasının şart olduğunu vurguladı.