İdealler vs. kazançlar: Marka aktivizminin sınırları

İdealler vs. kazançlar: Marka aktivizminin sınırları

ABD’de üremeye yönelik hakların kısıtlanması markalar için yeni bir sınav anlamına geliyor.

06.09.2022 - 09:00 | Alev Kaynak

Uzaylılar Dünya’yı ziyaret ettiğinde, insan türünü temsil etmek için onları karşılayanın bir kadın elçi olması gerektiğini düşünmüştür Ursula K. Le Guin. Zira, yazara göre, kimlikte, yaşam tarzında ya da düşüncelerinde istikrarı öne çıkaran erkeğin aksine, hayatını değişerek geçirmesi nedeniyle insanlık durumuna ve insan hallerinin çeşitliliğine daha fazla hâkimdir kadın. Tek bir yaşamın içerisine bekareti, cinselliği, doğurganlığı, kısırlığı, müesses nizam her neyse onun işine yaramayı ve bir zaman sonra da yaramamayı sığdırır.

Atlantik’in Batı yakasında kadın yaşamı için bir başka değişim rüzgârı esiyor bir süredir. 24 Haziran günü, ABD Anayasa Mahkemesi 1973 yılından bu yana kadınların kürtaj hakkını anayasal güvence altına alan Roe v. Wade kararını “Amerikan tarihinde ve geleneklerinde derin bir yeri olmadığı” gerekçesiyle bozarak, birçok eyalette prosedürün yasaklanmasının önünü açtı.

Kültür savaşlarının nihai mahali: Kadın bedeni

2022 itibarıyla dünyada 36’ncı Kuzey paralelinin güneyinde kalan çoğu ülkede gebeliği sonlandırma hakkı tamamen ya da kısmen erişime kapalı. Bu enlemin kuzeyinde ise 2020 yılında yoğun protestolara rağmen kürtajı yasaklayan Polonya bir istisna olarak konumlanıyor. Gelişmiş kuzey yarımkürede, dünyanın demokrasi “polisi” rolünü on yıllardır oynayan bir ülkede ise bu karar -en indirgeyici ifadeyle- bir sürpriz oldu. Yarım asırlık hukuki emsalin tepetaklak oluşuna, iş dünyasından medyaya, sivil toplumdan akademi ve medikal çevrelere kadar her alana yayılan bir kafa karışıklığı, belirsizlik, eylemsel tereddüt ve kutuplaşma eklendi.

Kadın bedeni, Franz Kafka’nın suç metninin suçlunun bedenine sivri bir iğneyle kazındığı Ceza Sömürgesi öyküsünü andırırcasına her yeni politika maddesiyle ince ince dövülen, yeniden ve yeni bir şekil almaya zorlanan bir yüzey. Bugünlerde ABD’nin köklü yayın organlarının dijital mecralarını ziyaret edecek olursanız, sizi interaktif, sürekli renk değiştiren eyalet haritalarının karşıladığını göreceksiniz. Takvimler yeni bir günü işaret ettikçe, verili bir eyaletteki gebeliği sonlandırma hakkı legalden illegale dönüşüyor. Bu haritalar eşliğinde, yıllardır siyasetin ufkunu belirleyen kültür savaşlarının kadın bedeninde yeniden üretildiğini fark etmek zor değil. 25 Ağustos’ta kırmızı eyaletlerden Idaho, Tennessee ve Teksas’ta alınan kararlarla, kürtajın tamamen ya da belirli istisnalar dışında yasak olduğu eyalet sayısı 14’e yükseldi. 15 Eylül’e kadar yasaklar dünyasına yeni eyaletler eklenecek. Kaliforniya, Oregon ve New York’un da aralarında bulunduğu mavi eyaletlerde ise bu hak koruma altında olmaya devam edecek.

Donald Trump’ın 2019 yılında Planned Parenthood’un bütçesini kısmasının ardından, Oregon’lu spor markası Dhvani, Times Square’de bu reklamı yayınlamıştı.

Kurumsal Amerika’dan manzaralar

Peki, son yıllarda pazarlama ve reklamcılığın en sıcak konuları arasında yer alan; marka aktivizmi, değerler iletişimi, sosyal konulara duyarlılık adlandırmalarıyla kanıksadığımız ateşli trend bu tartışmalar arasında gür sesini yitiriyor ve markalar -mevzubahis kürtaj olduğunda- tarafını belli etmekten çekiniyor mu? Bazı verilere göre, evet…

Conference Board’un 30 Haziran – 8 Temmuz tarihleri arasında yüzlerce özel ve kamu kuruluşuyla yaptığı bir anket, şirketlerin yüzde 90’ının yüksek mahkeme kararı karşısında sessiz kaldığını ortaya koyuyor. 2020 yılından bu yana sosyal konularda politik bir duruş sergileyen ABD’li şirketler; ırk ayrımcılığıyla mücadelede yüzde 61, LGBTQ+ haklarında yüzde 44, aşılar ve Covid-19’a yönelik farkındalıkta yüzde 40, toplumsal cinsiyet eşitliğinde yüzde 39, iş yerinde cinsel tacizle mücadelede yüzde 26 oranında destekleyici tutum ve görüş belirtirken, kürtaj hakkına yönelik beyanda bulunan şirketlerin oranı yalnızca yüzde 8.

Fast Company’nin, yüksek mahkemenin yasa taslağı üzerindeki hazırlıklarının kamuoyuna sızdığı Şubat ayından itibaren görüş almak için başvurduğu; olası bir yasak durumunda çalışanlarına sunacakları yan haklar, tüketicilerine duyuracakları mesajlar hakkında bilgi talep ettiği ABD’nin en büyük 200 şirketinden yalnızca 15’i çağrıya yanıt verdi. Condé Nast grubu dergilerinden Allure ise aynı taleplerle ülkenin önde gelen 108 kişisel bakım ve güzellik markasına başvurdu. Kadınlara yönelik ihtiyaçlar üzerinde yükselen 85 milyar dolarlık endüstrinin en büyük oyuncularının birçoğu yine sessizdi. Ses verenlerin büyük bir kısmı ise kamusal açıklamalardan ziyade kurum içi iletişimi tercih ederek, kadın çalışanlarının vücut otonomisini desteklediklerini ve istenmeyen gebeliğin sonlandırılmasına ihtiyaç duymaları halinde, prosedürün yasal olduğu eyaletlere seyahat etme ve sağlık masraflarını karşılayacaklarını duyurdular. Bu resme, son olarak, toplumda ve iş dünyasında kadının güçlendirilmesi yönünde iddialı kampanyalar gerçekleştiren kimi markaların, yüksek mahkeme kararını destekleyen siyasetçilere seçim dönemlerinde -farkında olarak ya da olmayarak- yaptıkları yüksek miktarlardaki bağışları ekleyin.

İletişim uzmanları ve toplum karşı karşıya mı?

George Floyd cinayetini takip eden dönemlerde çoğulculuk ve eşitliği işe alım pratiklerine yansıtabilmek için yaklaşık 4 milyar dolar kaynak ayırmayı vaat eden teknoloji şirketlerine, Rusya işgali karşısında Ukrayna’ya destek programlarını hızla hayata geçiren markalara, tüm eyaletlerde eşcinsel evliliğin önünü açan 2015 tarihli Anayasa Mahkemesi kararıyla ülke sathını rengârenk bir festival ortamına dönüştüren firmalara ev sahipliği yapan kurumsal Amerika için bu sessizlik düşündürücü. Üstelik “büyük istifa” olarak adlandırılan bu dönemde, yüzlerce şirket yetenekli insan kaynağını çekmek ve muhafaza etmek için cinsiyet değiştirme ya da yumurta dondurma gibi tercihleri “yaşam tarzına yönelik yan haklar” başlığıyla özel sağlık sigortaları kapsamında sunmaya başlamışken.

Jeff Bezos’un ünlü Instagram paylaşımı kültür savaşlarında liberal değerleri savunduğunu ortaya koysa da, çalışanlarının kültürel ve ekonomik taleplerini görmezden gelen şirketlerden birini yönettiği de medyaya yansıyan bir gerçek.

Kürtaj konusu, kişisel alana ait olduğu iddia edilen (kişisel olan politiktir?) ve bireysel silahlanma gibi ABD’nin en tartışmalı birkaç başlığı arasında yer alan bir konu olduğu için çoğu durumda PR şirketleri müşterilerine “medyadaki avcılara yem olmamaları” ve “açıklamalarıyla spot ışıklarının merkezinde yer almamaları” yönünde telkinlerde bulunuyor. Yüksek mahkemenin kararı öncesinde, ABD’nin en büyük halkla ilişkiler şirketlerinden Zeno’nun hizmet verdiği markalara geri dönüşü olmayan beyanlardan kaçınmalarını; sergileyecekleri politik duruşla çalışanlarını, hissedarlarını ve müşterilerini ürkütebileceklerini belirten bir e-posta yolladığı biliniyor. Zeno postası kürtaj konusunda herhangi bir tarafı seçmenin, markaların ekosisteminde en az yüzde 15-30’lük bir grubun yabancılaşmasıyla sonuçlanacağını ifade ediyordu.

Karar vericiler ne düşünürlerse düşünsünler, çalışanların ve halkın dünyasında başka bir hikâye vücut buluyor. Pew Research’ün gebeliği sonlandırmaya yönelik kamuoyu araştırmaları yapmaya başladığı 1995 yılından bu yana ABD’de kürtaja verilen toplumsal destek (prosedürün tamamen yasal ya da belirli durumlarda yasal olması gerektiğini savunanların oranı), yüzde 61 ile tarihin en yüksek seviyesinde. Gallup araştırmalarında bu oranlar yüzde 85’lere ulaşıyor.

Bir çalışan ne ister?

Konu, aynı zamanda bir “iş dünyası vakası”; dolayısıyla cazip bir işveren markası olma yönünde iddialara sahip her şirket için stratejik öneme sahip. Zira, PerryUndem Tara Health’in 2021 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, ülkenin yetenek havuzunda üst sıralarda yer alan her 10 çalışandan 7’si, kürtaja erişimin de dahil olduğu üremeyle ilgili hakların sağlık sigortasında sunulması gerektiğini; iş yerindeki toplumsal cinsiyet eşitliğinin bunu gerektirdiğini düşünüyor. Morning Consult verilerine göreyse, ABD’nin istihdam havuzunda yer alan yetişkin bireylerin üçte ikisi, demografi bağımsız, kürtajın yasal olduğu eyaletlerde çalışmayı tercih ediyor. Çalışanların yüzde 71’i, çalışmak için bir başka eyalete taşınma kararında eyaletin sosyal yasalarının belirleyici olduğunu paylaşıyor. Institute for Women’s Policy Research üreme haklarıyla ilgili kısıtlamaların iş dünyasına her yıl 105 milyar dolarlık kayıp olarak geri döndüğünü ortaya koyan bir başka raporu da geçtiğimiz yıl yayınlamıştı. Ve en vurucu veri: Kürtaja erişim hakkının olmadığı durumlarda, kadınların iş yaşamına veda etme olasılığı üç kat daha fazla oluyor.

Sivil toplum kuruluşları ve tıp dünyası, erişilebilir çocuk bakımı servislerinin yetersiz kaldığı, düşük gelirli kadınların yeterli sağlık hizmetine ulaşamadığı ve Covid-19 pandemisinin ekonomik tahribatlarının devam ettiği ülkede, kürtaj hakkı üzerindeki kısıtlamaların çok geçmeden bir halk sağlığı sorununa dönüşeceğini öngörüyor. Sağlık bakımına erişimin tamamen istihdam edilmeye bağlı olduğu ABD’de, toplumsal dönüşümün ve olumlu etkinin tetikleyicisi bir aktör olarak iş dünyasının sessiz kalması yalnızca etik açıdan değil, sosyal güvenlikler açısından da kabul edilmesi güç bir durum yaratıyor.

İdealler vs. kazançlar: Marka aktivizminin sınırları

Kürtaj hakkında konuşmak Amerika için hiçbir zaman kolay olmadı. Cumhuriyetçi yasa koyucuların liberal iş dünyasına yönelik gözdağları ve doğum kontrolü alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarıyla kliniklerin vitrin yüzlerinin maruz kaldıkları tehditler altında bunu yapabilmek çok daha zor. Buna rağmen, pek çok cesur marka ve şirket toplumsal cinsiyet eşitliğini, kadınların beden otonomisini ve üremeyle ilgili haklarını savunmaya devam etti. Kadın çalışanlarının ihtiyaç duyacaklarını sağlık bakımına erişebilecekleri kurum içi düzenlemeleri ve ilave yan hakları hayata geçirmeyi vaat etti.

Bununla birlikte, ABD’li markalar idealler ve kazançlar arasındaki çatışmalı sınavın giderek kızıştığı bir döneme girmiş olabilir. Bugün Teksas, ülkenin en fazla Fortune 500 şirketinin merkez ofisini barındıran eyaleti. Tesla, Hewlett Packard, Oracle, AT&T, Exxon Mobil gibi teknoloji şirketleri, Silikon Vadisindeki evlerini terk ederek son yıllarda Teksas’a taşınanlar arasında. Kırmızı eyaletler, sosyal haklar üzerindeki kısıtlamalarına rağmen, sundukları vergi avantajları ve katı olmayan regülasyonlarıyla iş dünyası için büyük avantajlar sunuyor. Şirketlere yasakçı eyaletlerden taşınmaları ve 21’inci yüzyıl değerlerini kucaklayan politikalar hayata geçirmeleri yönünde hem siyaset dünyasından hem de toplum ve çalışanlardan birçok çağrı yapıldıysa da bugüne dek çağrıyı dikkate alan olmadı. Yeni düzenlemede sağlık bakımı masraflarının karşılanması kadın çalışanlar açısından olumlu bir gelişme sayılsa da, özel sağlık bilgilerinin işverenle paylaşılmasını gerektireceği için özel hayatın gizliliği açısından bambaşka sorunlar doğuracak sınırlı bir avantaj olarak algılandığını da eklemiş olalım. Şirketlerin çok değişkenli değerler sorununu nasıl çözeceklerini ise zaman gösterecek.

Duvarların Dili Olsa, ABD’nin 1950’li, 1970’li ve 1990’lı yıllarda kürtaja yaklaşımını kadınların gözünden anlatıyor.

Kadınlar ve duvarlar…

Amerikalıların yüzde 72’si doğumu sonlandırma kararının tamamıyla hamile kadına bırakılması gerektiğini savunuyor. Rakamların bir kısmının sunabildiği gerçekliğin ötesinde kadın deneyimini anlayabilmek içinse küçük bir araştırma yapmanız yeterli olacaktır. Şimdilik bir film önerisiyle yazıyı sonlandıralım: 1996 yapımı If These Walls Could Talk filmi, Demi Moore, Sissy Spacek, Cher ve ağustos ayında kaybettiğimiz oyuncu Anne Heche’i bir araya getiriyor. Cher’in ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğu film, 1950’ler, 1970’ler ve 1990’ların kültürel ve toplumsal ikliminde ABD’nin kürtaja yaklaşımını kadınların gözünden anlatıyor. Duvarlar, kadının bir ömre sığdırdığı yasaklamalara ve özel alana kapatılmışlığına referans verse de kadınların tüm sorunlarının aslında duvarların dışıyla ve toplumsal alanla doğrudan ilişkili olduğunu anlamak zor değil.

Giriş

Parolanı mı unuttun?

Parolanı mı unuttun?

Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş

Gizlilik Politikası

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.