MediaCat

“Hikâye insanın en temel ihtiyacıdır”

Zülfü Livaneli’yle hikâye anlatıcılığı ve yeni formatlarla paralel olarak geçirdiği dönüşüm üzerine konuştuk.

“Hikâye insanın en temel ihtiyacıdır”

Zülfü Livaneli hikâyeleri, ekmek ve sudan ayrı tutmuyor. “Hikâyenin önemi hiçbir devirde bitmez, biçim değiştirebilir ama temel psikoloji bitmediği için hikâye de özü de bitmiyor” diyor duayen hikâyeci.

Hikâye anlatımının türlü formatlarını kullanan, çok yönlü bir hikâye anlatıcısısınız. Günümüzde insanların ilgisini ne tür hikâyeler çekiyor?

İnsanların ilgisini başka insanların hikâyelerini öğrenmek çekiyor çünkü insan hikâye anlatan ve hikâye dinleyen bir tür. Avlanan insanların gece ateş başında yaptıkları, karşılarına çıkan kocaman hayvanları anlatmaları, kendilerini dans ederek ifade etmeleri, çeşitli sesler çıkararak mağaraya bizon resmi çizmeleri… Bütün bunlar insanın hikâyesiz yaşayamayan bir tür olduğunu anlatıyor. Hayvanların hikâyeleri yoktur, çünkü tarihsellikleri yoktur. Onlar o anda yaşar. İnsanlar ise hikâyesiz yaşayamaz. Hikâye insanın kanındadır. Hikâyesi olmayan, hikâyesi anlatılmayan insanlar da yok olur.

İnsanlar geçmişten beri birbirlerinin hikâyelerini dinlerler. Destan, piyes, müzik… Hangi formda olursa olsun… Tabii kitaplar da önemli ki mitolojiler zaten bu ihtiyaca cevap vermek için var. Dünyanın her yerinde destanlar var. Hintlerin Ramayana Destanı, Kuzey’in Kalevala Destanı, Kırgızların 1 milyon dizeden oluşan Manas Destanı… Ama bunların en önemlisi Ortadoğu ve çöl mitolojileri.

Çöl mitolojileri -yani dinler- bütün dünyayı etkilemiş. Aslında hepsi hikâye anlatıyor. Bugün Teksas’a gidiyorsun, kiliselerde, Ortadoğu’da doğmuş ve çarmıha gerilmiş bir insanın hikâyelerini anlatıyorlar. İslam ya da Tevrat… İnsan bunlar olmadan yaşayamaz. O yüzden hikâye insanın en temel -yemek ve su gibi- ihtiyacıdır. Hikâyenin önemi hiçbir devirde bitmez, biçim değiştirebilir ama temel psikoloji bitmediği için hikâye de özü de bitmiyor.

Hikâye anlatıcılığı teknolojinin, ekonominin, siyasetin ve kültürün değişmesiyle nasıl değişiyor? İnsanların ve toplumların ihtiyaçları değiştikçe, hikâyelerden beklentiler ve hikâye anlatıcılarına düşen sorumluluklar nasıl dönüşüyor?

Teknoloji, hikâye anlatıcılığının özünü değil ama biçimini değiştiriyor. Yazıdan önce oral literatür vardı, insanlar birbirine “anlatıyorlardı.” Sonra yazılı anlatım başladı. Bu teknolojik bir değişimdi ama anlatılan gene aynı şeydi. Sonra görsellik çıktı – filmler, videolar, reklamlar. Ama baktığınızda yine aşktan, şiddetten ve ölümlülükten bahsediliyordu.

Yeni biçim ise 30 saniyede bir şey söylemek. Bu, insanların daha önce bildikleri bazı şeylere referansta bulunarak olabilir. Bunu en kısa ve çarpıcı biçimde anlatan iki örnek biliyorum. Bir tanesi bir Latin Amerikalı hikâyecinin. Diyor ki “Uyandığında dinozor hâlâ oradaydı.” Bunun arkasına bütün dünyayı koy. Bir de Ernest Hemingway var. Tüm dünyada motto olması gereken bir şey: “Satılık: Bebek ayakkabıları. Hiç giyilmemiş.”

Yeni teknolojiler ve yeni medya formatları geldikçe, sizin deneyimlediğiniz hikâye anlatıcılığı nasıl etkileniyor?

Ben hikâyelerimi roman, müzik ve sinema olarak anlattım. Bunların her birinin teknikleri farklı olsa da özü, yine hikâye anlatmak. Sonunda hepsi senin yaratıcılığınla, tasarlama ve insanları etkileyebilme gücünle ilgili olan şeyler. Mesele, değişik tekniklerle insana insanı anlatmak.

Düşünün, bazı insanları önüne toplamışsın. Diyorsun ki, bakın ben size bir hikâye anlatacağım. Üstelik dinlemenize değer bir hikâye anlatacağım. Vaktinizi verip heyecanlanacaksınız, ağlayacaksınız, güleceksiniz. Size bilmediğiniz birtakım yeni karakterler tanıtacağım. Bir aşk anlatacağım. Yani sonuç kitap yazmak ya da müzik yapmak değildir. Sonuç, hikâye anlatmaktır.

Parolanı mı unuttun?

Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş

Gizlilik Politikası

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.