Güvenin değeri, güvenilir kalmanın bedeli

Bugün şirketlere “Güven size ne kazandırıyor?” diye sormaktan vazgeçmeliyiz. Daha önemli bir soru var: Güvenilir olmanın bedeli olduğunda da güvenilir kalabilecek misiniz?

İtibar yönetiminin en güçlü kabullerinden biri şudur: Güvenilir kurumlar tercih edilir. Sözünü tutan, şeffaf davranan, çalışanına ve müşterisine karşı sorumluluk üstlenen şirketler güven kazanır; güven itibara, itibar da rekabet üstünlüğüne dönüşür.

Peki, her zaman böyle midir?

Bu önermenin arkasında pek konuşmadığımız bir koşul var: Güvenilir davranmakla başarılı olmak arasında bir ilişkinin bulunması gerekir.

Bir şirket dürüst, adil ve şeffaf davrandığı için sürekli kaybediyor, bunları önemsemeyen başka şirketler daha kolay büyüyor, kaynaklara daha rahat ulaşıyor ve daha fazla ayrıcalık elde ediyorsa, güvenin rekabet üstünlüğü yarattığını söylemek kolay değildir.

Demokrasinin ötesinde

Tam da bu nedenle demokrasi, hukuk ve kurumların niteliği, şirketlerin güven ve itibarından ayrı düşünülemez.
Hukukun herkese eşit uygulanması, kuralların öngörülebilir olması, haksız rekabetin engellenmesi, yanlış davranışın yaptırımla karşılaşması ve gücün hesap verebilir olması yalnızca demokratik bir toplumun özellikleri değildir. Bunlar aynı zamanda güvenilir davranışın karşılığını bulabileceği toplumsal ve kurumsal yapının temel koşullarıdır.
Bu yapı zayıfladığında yalnızca demokrasi zarar görmez. Güvenin ekonomik ve toplumsal değere dönüşmesini sağlayan mekanizma da bozulur.

Çünkü kuralların herkese aynı biçimde uygulanmadığı bir ortamda, başarılı olmak için güvenilir olmak kadar başka şeyler de önem kazanmaya başlar. Kime yakın olduğunuz, kimlere ulaşabildiğiniz, hangi karar mekanizmalarına erişebildiğiniz giderek daha fazla sonuç üretir.

İtibar sermayesinin karşısında erişim sermayesi yükselir.

İtibar sermayesi yıllar boyunca davranışlarla kazanılan güvene dayanır. Erişim sermayesi ise doğru kişilere, doğru ilişkilere ve güç merkezlerine ulaşabilme kapasitesinden beslenir. Elbette ilişkiler her ekonomik düzende önemlidir. Sorun, kişisel ilişkilerin ve ayrıcalıklı erişimin liyakatin, eşit rekabetin ve kurumsal ölçütlerin önüne geçmeye başlamasıdır.
O zaman şirketler açısından tehlikeli bir değişim ortaya çıkar. Güvenilir olmanın getirisi azalırken güçlü olana yakın olmanın getirisi artar. Liyakat ile başarı, sorumluluk ile saygınlık, güvenilirlik ile tercih edilme arasındaki bağ zayıflar.

Güvenilir olmanın karşılığı

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Güven değerini kaybetmez. Güvenilir olmanın karşılığı azalır.
Dürüstlük, adalet, şeffaflık ve sorumluluk, içinde bulunulan toplumsal ve kurumsal yapı zayıfladığı için değersiz hale gelmez. Değişen, bu değerlerin ekonomik ve toplumsal olarak karşılık bulma ihtimalidir.

Bu nedenle demokrasi ile güven arasında düşündüğümüzden daha güçlü bir ilişki vardır. Demokrasi yalnızca seçimlerden, hukuk yalnızca mahkemelerden ibaret değildir. Hukukun üstünlüğü, hesap verebilirlik, kurumsal öngörülebilirlik ve eşitlik, güvenilir davranışın anlamlı ve değerli olduğu bir toplumsal hayatın da güvencesidir.
Asıl sorun da burada başlar. Çünkü güven yalnızca kazandırdığı sürece savunuluyorsa gerçekten bir değer midir?
Bir şirket şeffaflığı yalnızca tüketici talep ettiği, toplumsal sorumluluğu yalnızca itibar kazandırdığı, etik davranışı yalnızca yatırımcı beklediği için benimsiyorsa, koşullar değiştiğinde bunlardan vazgeçmesi de mümkündür. O zaman değerlerden değil, işe yaradığı sürece kullanılan araçlardan söz ediyoruz demektir.

Bugün şirketlerin karşısındaki gerçek itibar sınavı belki de budur. Kurumsal ölçütlerin zayıfladığı, ayrıcalıklı erişimin daha fazla kazandırdığı ve güvenilir davranmanın hemen ödüllendirilmediği bir ortamda nasıl davranacaklar?
Kısa vadede erişim sermayesi daha güçlü görünebilir. Doğru ilişkiler kapıları açabilir, engelleri kaldırabilir, fırsatlar yaratabilir. Ama erişim, erişilen güce bağlıdır. Güç değiştiğinde onun değeri de değişir.

İtibarın dayandığı yer ise başka olmalıdır: Kurumun kim olduğu ve hangi değerlere bağlı kalmayı seçtiği.
Üstelik güvenin azaldığı bir toplumda güvenilir olmak başka bir anlam daha kazanır. Herkesin birbirine güvendiği bir yerde güvenilirlik olağandır. Kimseye kolayca güvenilemeyen bir yerde ise güvenilirlik nadirleşir. Nadirleşen şey değerlenir.

Belki bu nedenle bugün şirketlere “Güven size ne kazandırıyor?” diye sormaktan vazgeçmeliyiz. Daha önemli bir soru var: Güvenilir olmanın bedeli olduğunda da güvenilir kalabilecek misiniz? Çünkü gerçek itibar, güvenilir olmanın kazandırdığı zamanlarda değil, güvenilir kalmanın bedel gerektirdiği zamanlarda ortaya çıkar.