Çocukluktan çalınan gelecek

Yoksulluğu nasıl bilirsiniz? Yalnızca sofraya konulamayan bir öğün mü? Karşılanamayan bir ihtiyaç mı? Yoksulluk bugün eğitimden sağlığa, barınmadan sosyal yaşama uzanan ve çocuğun geleceğini şekillendiren çok katmanlı bir eşitsizlik demek. Gelir kaybı, çocuk işçiliği, artan bakım yükü ve eğitimden kopuş birbirini beslerken bu eşitsizlik, Türkiye’nin geleceğini tehdit ediyor.

TÜİK verilerine göre Türkiye’nin çocuk nüfus oranı yüzde 25 ile Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin ortalamasının (yüzde 18) oldukça üzerinde. Ancak bu dinamik genç nüfus potansiyelinin arkasında milyonlarca çocuğun hayatını gölgeleyen ve sessizce büyüyen bir kriz var. Türkiye’deki çocuk yoksulluğunu, çocuk işçiliğini ve eğitime erişim krizini Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo, Suna’nın Kızları Programlar Koordinatörü Melda Akbaş ve UNICEF Türkiye Milli Komitesi Genel Müdürü İnci Haseki ile masaya yatırdık.

TÜİK’in 2025 yılı Yoksulluk İstatistikleri, 0-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 36,8’inin yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşadığını ortaya koyuyor. Bu, Türkiye’de yaklaşık 7,9 milyon çocuğun, yani neredeyse her üç çocuktan birinden fazlasının bu riskle karşı karşıya olduğu anlamına geliyor. Üstelik yüzde 13,6’lık sürekli yoksulluk oranı, yoksulluğun önemli bir kesim için geçici bir gelir kaybının ötesine geçtiğine işaret ediyor.

Ancak yoksulluğun gerçek boyutunu yalnızca gelir üzerinden okumak yetersiz kalıyor. Zira Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo’nun “görünmez derin yoksulluk” olarak tanımladığı tablo, çocukların yalnızca maddi kaynaklara değil; yeterli beslenme, sağlıklı barınma, eğitim, sağlık, ulaşım, dijital erişim, oyun, kültür ve sosyal yaşama katılım gibi temel haklara da ne ölçüde erişebildiğiyle de ilgili ve çocukların hayatında birbirini besleyen bir dizi eşitsizlik yaratıyor. TÜİK verilerine göre çocukların yüzde 10’u ekonomik nedenlerle her gün taze meyve ve sebze tüketemiyor, yüzde 23,1’i ise her gün et, tavuk veya balık içeren bir öğüne erişemiyor. Başka bir ifadeyle yaklaşık her dört çocuktan biri düzenli protein tüketemiyor. İstatistiklerin gündelik hayattaki karşılığı ise çok daha çarpıcı. Foggo “Öğün atlayan, okula beslenme çantası götüremeyen, arkadaşlarının ne yediğini görmemek için teneffüse çıkmayan çocuklarla karşılaşıyoruz. Bazı anneler çocukları yiyebilsin diye kendi öğünlerinden vazgeçiyor” diyor.

Barınma krizinin çocuklar üzerinde ağırlaşan etkisi

İstanbul’un sekiz ilçesinde 19 haneyle gerçekleştirdikleri son barınma izleme çalışmasında 19 hanenin 18’inde rutubet ve küf, dört hanede ise elektrik kesintisi tespit ettiklerini aktaran Foggo şöyle devam ediyor: “Bazı aileler bir yıl içinde iki veya üç kez ev değiştirmek zorunda kalıyor, çocuklar ise rutubetli, küflü, fare ve böceklerin bulunduğu, yeterince ısıtılamayan evlerde yaşıyor, ayrı bir odaları, ders çalışabilecekleri bir masa veya mahremiyetlerini koruyabilecekleri bir alan bulunmuyor.”

15-17 yaşındaki yaklaşık her dört çocuktan biri işgücünün içinde

Çocuk işçiliği de her yıl yükseliyor. TÜİK’in 2025 verilerine göre 15-17 yaş grubunda işgücüne katılma oranı yüzde 25,5’e ulaştı. Yine de bu gösterge çocuk işçiliğinin bütününü ölçmüyor. Hacer Foggo “Ücretsiz aile işçiliği, mevsimlik tarım, sokakta çalışma ve kız çocuklarının ev içindeki ücretsiz bakım emeği de düşünüldüğünde gerçek veri çok daha yüksek” diyor. MESEM kapsamındaki yüz binlerce çocuğun da özel olarak izlenmesi gerekliliğine işaret eden Foggo “Mesleki eğitim çocukların nitelikli eğitim almasını sağlayabilir, ancak burada da çocuk ucuz işgücüne dönüştürülüyor, uzun saatler boyunca yetişkinlerle aynı riskli koşullarda çalıştırılıyor ve yeterince denetlenmiyorsa burada eğitim hakkından değil, eğitim görüntüsü altında çocuk emeğinin kullanılmasından söz ederiz” diyor.

Ergenlikteki kritik eşik: Okuldan kopan bağlar ve cinsiyet rollerindeki uçurum

Yoksulluk, çocukların hayatındaki riskleri adeta bir zincir reaksiyon gibi tetikliyor. Suna’nın Kızları Programlar Koordinatörü Melda Akbaş, özellikle ergenlik döneminin eğitimde çok büyük bir kırılma noktası oluşturduğuna dikkat çekiyor. Türkiye’de 6-17 yaş arasındaki yaklaşık 613 bin çocuk zorunlu eğitimin dışında kalmış durumda ve bu çocukların 284 binini kız çocukları oluşturuyor. Okul dışında kalma oranı 14 yaşta henüz yüzde 4 seviyesindeyken, ergenlikten yetişkinliğe geçiş dönemi olan 17 yaşta yüzde 14’e yükseliyor. Akbaş “Eğitimden kopmak, çocukların sosyal ve ekonomik geleceklerini tamamen karartıyor. Ne eğitimde ne istihdamda yer alan (NEET) 15-24 yaş arası genç kadınların oranının yüzde 30’a (genç erkeklerde bu oran yüzde 16) ulaşması, bu kaybın toplumsal faturasını gözler önüne seriyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Bakım yükü daha da arttığında…

Engelli ve özel gereksinimli çocukların bulunduğu hanelerde yoksulluk çift yönlü ilerliyor. Foggo’nun dile getirdiği üzere ailenin ilaç, rehabilitasyon, ulaşım, yardımcı araç, özel beslenme ve bakım giderleri artarken bakım veren kişi, çoğunlukla anne, ücretli çalışmanın dışında kalıyor. Böylece aynı anda hem hane geliri azalıyor hem giderler yükseliyor. Çocuk rehabilitasyona ve eğitime erişemiyor, evden çıkamaz hale geliyor, anne ve çocuk birlikte sosyal yaşamdan dışlanıyor.

Bugünün yoksunluğu, yarının maliyeti

Çocukların bugün yaşadığı yoksunlukların etkisi, çocukluk dönemiyle sınırlı kalmıyor. Eğitime erişemeyen, sağlıklı beslenemeyen, güvenli bir çevrede büyüyemeyen ya da erken yaşta çalışma hayatına giren çocukların ilerleyen yıllardaki sağlık, eğitim ve ekonomik fırsatları da daralıyor. Bu nedenle çocuklara yapılan yatırımın karşılığını yalnızca bugünün sosyal göstergelerinde değil, uzun vadede toplumun refahında ve üretkenliğinde aramak gerekiyor. UNICEF Türkiye Milli Komitesi Genel Müdürü İnci Haseki de çocuklara yönelik erken dönem yatırımlarının bu açıdan kritik olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle erken çocukluk döneminde sağlık takibi, gelişimsel izleme ve olası risklere zamanında müdahale edilmesinin hem çocuğun yaşam kalitesini artırdığını hem de ilerleyen yıllarda aile ve kamu üzerindeki yükleri azaltabildiğini belirtiyor. Bu yaklaşım, çocuk yoksulluğuna geleceğin toplumsal ve ekonomik kapasitesini belirleyen bir yatırım alanı olarak bakmayı gerektiriyor. Üstelik bu yatırımın sorumluluğu yalnızca kamuya veya sivil topluma ait değil.

Markalar için nasıl bir sorumluluk alanı?

Markalar geniş kitlelere ulaşma, davranışları etkileme, ürün ve hizmetleri tasarlama ve kendi ekosistemlerini dönüştürme gücüne sahip. Bu nedenle çocuk hakları, markalar için bir kampanya konusu olmanın ötesinde, iş yapış biçimlerinin bir parçası haline gelebilecek bir alan. Haseki’ye göre burada kritik olan, markaların tek seferlik sosyal fayda projeleri yerine kendi kimlikleri ve uzmanlık alanlarıyla örtüşen, uzun soluklu işbirliklerine yönelmesi -ki bu yaklaşım, sosyal etkiyi yalnızca bağış veya sponsorluk üzerinden değerlendiren anlayışın ötesine geçiyor. Keza markaların çalışan politikalarından ürün ve hizmet tasarımına, iletişim dilinden teknoloji kullanımına kadar pek çok alanda çocukların ihtiyaçlarını gözetmesi mümkün.

RAKAMLAR VE RAKAMLARIN ÖTESİNDEKİ GERÇEKLİK

GÖRÜNMEYEN BAKIM EMEĞİ VE ERKEN EVLİLİKLER

Eğitim dışında kalan kız çocukları, erkek çocuklara kıyasla haftada ortalama 4,5 saat daha fazla ev işi yapıyor, kardeşlerine veya hasta yakınlarına bakıyor. Yoksulluk ve toplumsal cinsiyet rolleri birleştiğinde kız çocukları evin içinde görünmezleşiyor, erken yaşta evlilik riskiyle karşı karşıya kalıyor ve kendi hayatları hakkında karar verme hakkını kaybediyor. Ayrıca, hijyenik pede erişememe, Hacer Foggo’nun deyişiyle “regl yoksulluğu” kız çocuklarının okula devamını ve sağlığını olumsuz etkileyen, ancak konuşulmayan en büyük engellerden biri.

TEHLİKELİ ÇOCUK İŞÇİLİĞİ

15-17 yaşındaki erkek çocukların yüzde 36,5’i işgücünde. Yoksul hanelerde erkek çocuktan eve para getirmesi beklenebiliyor. Bu çocuklar sanayi, inşaat, tarım, tamirhane, sokakta çalışma ve denetimsiz çıraklık ilişkilerine yöneliyor.

HAK FARKINDALIĞININ YOK OLMASI

Eğitim sistemindeki çocukların yüzde 56’sı haklarını bildiğini söylerken, eğitim dışındaki çocuklarda bu oran yüzde 23’e kadar geriliyor.