Cannes Lions’a sayılı günler kala etkinlik takviminden, konuşmacılardan, kısa listelerden ve analizlerden yola çıkarak etkinliğe ve sektöre damga vurması olası trend sinyallerini incelemeye devam ediyoruz. Bu kez durağımız müzik.
Cannes Lions haftası başlamadan oturum içeriklerinden, aslan adayı kampanyalardan ve küresel kaynaklardan süzerek belirlediğimiz öncü trend sinyalleri serimiz “PreTrends”in durağı bu kez müzik. Zira müzik, markalar için artık yalnızca bir arka plan değil; tüketicilerle etkileşime geçerken bireysel duyguları, kolektif hafızayı ve kültürel bağı harekete geçiren en güçlü araçlardan biri. Cannes Lions 2025’ten gelen öncü sinyaller müziğin stratejik, çok katmanlı ve deneyim odaklı yeni rolünün yaratıcı dünyada önemli bir dönüşüm başlatacağını gösteriyor. Yapay zekâdan kültürel anlatılara, retro dokunuşlara, üç dikkat çekici pretrend’den bahsetmek mümkün.
Yapay zekâ, görsel dünyayı dönüştürürken ses dünyasına da sessizce sızdı. Artık yalnızca “AI ile beste yapıldı” cümlesi değil konu – evet, onu ortaokuldaki yeğeniniz de yapıyor artık, biraz “old news” oldu bile. Yapay zekânın hem prodüksiyonun farklı noktalarında aktif rol aldığı hem de yapılan bir müziğin etkisinin ve hatta ROI’ının (yatırım getirisi) yayın öncesi analiz edilebildiği işler görüyoruz. Artık sadece yapay zekânın değil, yapay zekâ ile birlikte çalışan “insan” müzisyenlerin yaratıcı etkisi ön plana çıkıyor.
Geçen senenin işi ama bahsetmesem olmaz, zira Cannes Lions 2024’te Grand Prix dahil ödülleri silip süpürdü. Spotify’ın hazırladığı “Spreadbeats” kampanyası, Excel tablolarının hücreleri üzerine kurulu interaktif bir müzik deneyimi. Kampanya, kullanıcıya “veri” üzerinden ritim üretme şansı verirken müziği sadece işitsel değil, deneyimsel bir araç haline de getirdi. 2025 Clio Music Awards’da da Grand Clio kazanan bu işi, yaratıcı endüstride AI destekli ses deneyimlerinin geleceğine dair güçlü bir işaret olarak görüyorum.
Reklam müziğinde en büyük kırılmalardan biri bence şu: Artık sadece müziğin kendisi değil, müziğin kaynağı da anlatıya dâhil. Yani “nereden geldiği” bir anlam katmanı daha oluşturuyor. 2025’e gelirken özellikle kültürel aidiyet, yerel seslerle kurulan bağlar ve otantik tınıların markalar tarafından daha bilinçli biçimde kullanıldığını görüyorum ve hatta deneyimliyorum. Birkaç yıl önce, dünyanın en iyi sonic branding kütüphanelerinden birine sahip Shell’in sound logo’sunu Türkiye için yeniden tasarlamıştık örneğin.
Fakat konu artık bir melodiyi yerel bir enstrüman ile çalmanın ötesine geçmeye başladı. Pretrend midir? Bence evet. Buyrun örneklere:
Bu proje, Suudi Arabistan’ın topografik verilerini plağa aktarıp ses frekanslarına çevirerek müzisyenlere “coğrafya tabanlı” ham müzikal materyaller sundu. Her dağ, vadi, kum tepesi vs. bir frekans; her melodi bir toprak hikâyesiydi. Bu yaklaşımı ile hem geleneksel müzik mirasına hem de geleceğin yaratıcı anlatı biçimlerine selam çakıyor. Proje, Clio Music Awards 2025’te iki Grand Clio kazanınca dikkatimi çekmişti.
Evet, Orta Doğu’dan devam. MENA bölgesinin önemli teslimat platformlarından Talabat, 2024’te sonic branding alanında hem kafa açan hem de lokal müzisyenlerle yapılan işbirlikleri ile yerelleşmeyi doğalında ve çabalı görünmeden başaran bir kampanyaya imza attı. Sonuç, her platformda yankı bulan ve bölgenin en unutulmaz melodilerinden biri hâline gelen bir sonic branding çalışması oldu. Bu yaklaşım, Talabat’a Transform Awards MEA 2025’te “En İyi Sesli Marka” ve “En İyi Sesli Marka Aktivasyonu” kategorilerinde iki Altın ödül kazandırdı.
Zamanla duygusal bağ kurma şeklimiz değişmiyor; değişen bağlamlar içinde bir şekilde o bağı yeniden nasıl kuracağımızı buluyoruz. Gen Z ve Gen Alpha için 90’lar ya da erken 2000’ler estetiği bir nostalji değil, keşfedilmemiş -ve bence muazzam- bir geçmiş. Bu yüzden retro sample’lar, boom bap ritimler ve analog hissiyat veren prodüksiyonlar yeni bir oyun alanı hâline geldi.
PlayStation, Japon müzik ikilisi YOASOBI ile birlikte hayata geçirdiği “Players” kampanyasında, oyun dünyası ile müziği duygusal bir köprüde buluşturdu. Kampanya, PlayStation’ın 30’uncu yılını kutlamak amacıyla dünya genelindeki oyuncuların gönderdiği hikâyelerden ilhamla oluşturuldu. YOASOBI, bu kullanıcı hikâyelerini temel alan sözlerle retro oyun sesleri ve modern J-Pop prodüksiyonunu birleştirerek orijinal bir parça besteledi.
Müziğin atmosferi, retro sample’lara ve 8-bit benzeri synth tınılarına yer vererek hem nostalji hissi uyandırdı hem de PlayStation’ın marka tarihine zarif bir gönderme yaptı. Kampanyanın Japonya çıkışlı olması, yerel kültürle global marka ruhunun nasıl sentezlenebileceğine dair de iyi bir örnek.
“Players”, yalnızca bir kutlama kampanyası olarak değil; müzikle oyun kimliğini yeniden tanımlayan, çok katmanlı bir ses stratejisinin ürünü olarak öne çıkıyor.
Müzik üretimi hiç bu kadar erişilebilir olmamıştı. Ancak markalar için zorluk, bu işitsel kalabalığın içinde kendini doğru strateji, doğru veri ve yaratıcı sezgiyle duyurabilmekte yatıyor. Dolayısıyla Cannes Lions 2025’te müzikle ilgili öne çıkan işler artık sadece kulağa değil; kalbe, kültüre ve iç sese dokunan işler olacak diye düşünüyorum.
Yapay zekâ destekli ama duygusal bağ kurabilen hibrit prodüksiyonlar; yerel seslerle bağ kuran global markalar ve bugünün duygularını geçmişin sesleri ile tanımlayan retro dokunuşlar…
Tüm bu örnekler, müziğin yalnızca bir ses değil; stratejik bir anlatı, duygusal bir köprü ve marka hafızasının en derin katmanı olduğunu hatırlatıyor. Reklam dünyası artık “ne çalalım” değil, “ne hissettirelim” sorusunu sorarken, “akılda kalıcı bir melodi” değil, “unutulmayan bir his” arıyor.
Onur Öztürk
Kurucu ve Kreatif Müzik Direktörü, 3K1A Music
Kullanıcı adını ya da e-posta adresini gir. Sana bir e-posta göndereceğiz. Oradaki bağlantıya tıklayarak parolanı sıfırlayabilirsin.
Here you'll find all collections you've created before.