Bu bir kızarmış piliç yazısı: Ya da öyle sanılsın

Endüstriyel bir tavuk çiftliğinden kaçan bir tavuğun hayatta kalma mücadelesini konu alan Hen filmi hazır vizyondayken bu yazıyı tavuklara ayıralım. Tabii, efsaneleşmiş Tavuklar Firarda filmini de saygıyla anarak.

Bütün kızarmış tavuk ülkemiz için aslında yeni bir imgedir dersek şaşırmayalım. Kastettiğim özellikle 1970’lerde başta büyük şehirlerde yaygınlaşan tavuk çevirme makinelerinin ışıklı vitrinleri. Bu vitrinler, biz taşrada yaşayanlar için başta filmlerde ve Gırgır dergisinden aşina olduğumuz karikatürlerde karşımıza çıkardı. Midesi guruldayarak dönen piliçlere bakan çıplak ayaklı gariban bir prototipti.

Ayrıca bizde Teksas-Tommiks olarak bilinen İtalyan çizgi romanlarında da sık sık karşımıza çıkardı. Kaptan Swing’de mutfaktan çaldığı kızarmış tavukla koşturan köpek Puik’i hatırlayın. Hatta bizde Tunç Başaran’ın yönettiği Salih Güney’in başrolündeki yerli Kaptan Swing’in kapağında bile yer almıştı.

Ya da Teksas’taki obur Profesör Oklitus ve Rodi’nin mutfaktaki üzeri dumanlı tavuğu iç etmek için çevirdikleri numaralar hep aklımızdaydı. Kim unutabilir Yeşilçam’ın efsane kötü adamı Erol Taş’ın elindeki tavuğu (bazen de et budu) kahkahalarla mideye indirdiği sahneleri? Hatta bir dönem uludağ sözlükte Erol Taş gibi tavuk yemek maddesi bile okuduğumu hatırlıyorum.

Ve tavuk sahneye çıkar

Bu yazının ana derdi ülkemizde tavuk kızartmanın sadece filmlerde ya da çizgi romanlarda olduğu yönünde bir yoksulluk söylemi geliştirmek değil. Vejetaryen okurlarımdan özür dileyerek, Antepli bir etobur olduğumu itiraf ederek başlayayım. 1970’lerdeki çocukluğumda tavuk şiş, kuzu şişten pahalıydı. Sebebi ise kolay bulunamamasıydı. Çünkü Anadolu’da tavuk özellikle yumurta kaynağıdır. Yenilecekse de pilav üstü haşlama veya sulu (yahni) yemek şeklinde yenirdi. Bugün organik ya da köy tavuğu dediğimiz yüksek paralara satılan (yine de organik değil tam) tavuk kolay pişen ya da kızaran bir ürün değildir. Ya da bütün kızartma için uygun fırınlar neredeyse hiç yoktur ya da yaygın değildir. Ayrıca kalabalık aileler için rasyonel de değildir.

Şimdi asıl konumuza geçebilirim. 1980’li neoliberal yönetimlerde beyaz et, düşürülen ücretler için hayatidir. Gıda talebi elastik olmayan bir kalemdir. Dolayısıyla beyaz et-piliç sektörü bizde 1980 sonrası Özallı dönemle birlikte atağa kalkacaktır. Unutmayalım, aynı dönem süpermarketlerinde mini mini görünmeye başladığı aralıktır. Ferhan Şensoy’un unutulmaz başlığıyla “kahraman bakkal süpermarketler karşı!” Ülkemizde daha sonra her kasaba marketine kadar girecek Mudurnu Tavuk bunun ilk örneğidir. Bir anda Anadolu’yu bütün tavuk poşetleri basmıştı. Şaşırarak vitrinleri incelediğimi hatırlıyorum. Film ve çizgi romanlar ayağımıza gelmişti. Bu daha önce çok sık görülen bir şey değildi. Tabii ilk şaşırılan tavuğun gayet tombul beyaz olmasıydı. Oysa köy tavuğu hafif kahverengiydi. Mudurnu sanırım ilk franchising yöntemini de kullananlardandı.

Yoksulun dostu, çiftlerin espri kaynağı

Tabii bunu mümkün kılan ise ilaç, kimyasal yem, hormon ve seri üretim baskısıydı. Civcivler daha dünyayı göremeden, dolaşamadan kesime hazır hale getiriliyordu. Sonrası geldi. 1990’da açılan AVM’ler, büyük marketler arkasından üç harfli zincirler ve çoğalan piliç markaları… Buna 2000’lerde tavuk döner furyası da eklenecektir. Yaşanan ekonomik krizler ve et fiyatındaki artış ucuz süper marketleri nasıl artırdıysa, tavuk döner de ucuz, yoksul dostu bir imge kazanacak, hatta çiftler arası espriye dönüşecektir.

Oysa artık öyle değil. Tavuk döner ya da mangalların ucuz dostu kanat bile el yakar hale geldi. Buna özel soslarla ilaçlı tadını unutturmaya çalışan papyonlu pahalı butik gurme restoranları da ekleyelim. Bunun tam karşısında ise Nusr’et gibi fenomenler duruyor. Fiyatlardaki yükseklik devletin de dikkatini çekmiş olacak ki geçen aylarda rakipleriyle anlaşarak fiyatları yüksek tutan büyük tavuk firmalarına yaptırım ve cezalar da geliverdi. Artan yoksulluk ve gıda krizi milyonlarca yurttaşımız için tavuğa yönelmekten başka yol bırakmadığı için bu, büyük bir fırsatçılık yaratmış görünüyor.

Neyse, bu tavuk mevzusu bitmez; ekonomi, politika ve sınıf ilişkileri de… Vejetaryen okurlardan özür dileyerek başka bir yazıda gıdadaki soylulaşmayı ve butik hamburgerci furyasını yazmak şart oldu. Afiyet olsun!